Vitrin: Yeni çıkanlar

Vitrinimizde bu hafta da çeşitli kategorilerden yepyeni kitaplar yer alıyor. Beğeneceğinizi umarak iyi okumalar diliyoruz.



16-07-2017 08:29

- BÜYÜK USTALARDAN GERİLİM ÖYKÜLERİ - KOLEKTİF

Elinizdeki kitap, ister fantastik boyutlar içersin ister tamamen bilime dayansın, gerilim temasını merkezine alan öykülerden oluşuyor. Kitap, Edgar Allan Poe gibi bu türle özdeşleşmiş isimlerin yanı sıra daha önce bu yönleriyle hiç tanışmadığımız Jack London ve Honoré de Balzac gibi büyük yazarların öykülerini içermesiyle de gerilim türü bağlamında göz alıcı bir seçki sunuyor.
Farklı ülkelere ve farklı zaman dilimlerine ait bu öyküler her ne kadar gerilim unsurunu işlemeleri bakımından birbirlerinden farklılaşsa da bir noktada ortaklaşıyorlar: gerilim ortaya bir kez çıktıktan sonra hayat asla eskisi gibi devam etmiyor. 
Usta kalemlerin tadına bir de gerilim türüyle varmak isteyen okuyucularımızın beğenisine sunarız.

Büyük Ustalardan Gerilim Öyküleri, Kolektif, Çev: Pars Esin, Dipnot Yayınları, 2017.

 

- ÇEVİRİ ATÖLYESİ / ÇEVİRİDE TUZAKLAR - ÜLKER İNCE & DİLEK DİZDAR

“Bu kitap çeviri yapan ya da çeviri yapmayı öğrenmek isteyen ya da çevirinin nasıl bir iş olduğunu merak edenler için yazıldı.”

Ülker İnce ile Dilek Dizdar arasında, biri öğretmen biri öğrenciyken, doksanlı yıllarda başlayan, daha sonra meslektaşlık ve dostluk temelinde süren ilişki, aradan geçen zaman içinde, ikisinin sahip oldukları farklı deneyimlerin, bilgilerin ve birikimin ışığında çeviri üzerine tartışmalara, paylaşımlara zemin oluşturdu. Uzun yıllar süren bu tartışmalar da sonunda, birlikte planlanan ve yürütülen uygulamalardan damıtılarak elinizdeki kitaba dönüştü.

Çeviriyle ilgilenen herkes, bir metnin sözcüklerini ve yapılarını aktarmanın çeviri olmadığını bilir ve kabul eder. Peki, çeviri bu değilse nedir? Çeviri Atölyesi’nin yazarlarının birincil amacı işte bu soruya yanıt aramak oldu. 

Edebî metinlerin yanı sıra farklı işlevlere sahip oldukları için, farklı çeviri yaklaşımları, farklı çeviri tutumları gerektiren tiyatro, film, haber metni, teknik metin çevirileri üzerinde de durulmasının nedeni bu.

Çeviri Atölyesi, konuşma dilimizi bile esir alan yanlış çevirilere rağmen bize Türkçenin aslında ifade olanakları bakımından ne kadar zengin ve güçlü bir dil olduğunu haber veren, bizleri dilimizi sevmeye, dilimize saygı duymaya davet eden de bir kitap.

Çeviri Atölyesi / Çeviride Tuzaklar - Ülker İnce & Dilek Dizdar, Can Yayınları, 2017.

 

- İNSANLARI SEVMELİSİN - ERICH MARIA REMARQUE

Erich Maria Remarque’ın tüm dünyada büyük yankı bulan Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un ardından yazdığı İnsanları Sevmelisin, savaşın küllerinin soğumaya yüz tuttuğu günlerde geçer. Mültecilerin yangını ise sürmektedir: Sınırdan sınıra kovalanarak geçen bir hayatta, artık hiçbir yerde istenmemektedirler. Sığınmacıların bir türlü “sığınamadığı” dünya, günümüz dünyası için de çok tanıdıktır. Adını Kutsal Kitaplarda geçen “Komşunu kendin gibi sev” buyruğundan alan; herkesin bir gün mülteci olma ihtimalini hatırlatan, bunca acının 

aslında “boşa” çekildiğini söyleyen, tarihin daima tekerrür etmesinden dolayı endişe veren, 

tüm bunlara karşın olumlu duyguların vurgulandığı sıcak bir roman İnsanları Sevmelisin.

Marill bardağını boşalttı. “Kötü bir çağdayız. Barış toplarla, bombardıman uçaklarıyla korunuyor. İnsanlık ise, toplama kamplarıyla, toptan öldürmelerle. Bütün değer ölçülerinin altüst edildiği bir zamanda yaşıyoruz Kern. Bugün saldırgana ‘barış koruyucusu’, kamçılanana ve kovalanana ise ‘dünya düzenini bozan’ deniyor. Üstelik bir sürü millet de buna inanıyor.”

İnsanları Sevmelisin, Erich MAria Remarque, Çev: Esat Mermi Erendor, Everest Yayınları, 2017.

 

- VENÜSLÜ KADINLARIN SERÜVENLERİ - SEVGİ SOYSAL

Venüslü Kadınların Serüvenleri Sevgi Soysal’ın TRT’de çalıştığı dönemde yazdığı oyun, makale ve yazılarını bir araya getiriyor. 1965 ila 1971 yılları arasını kapsayan bu dönem, aynı zamanda Soysal’ın 12 Mart’ı izleyen yıllarda yazarlık çizgisini belirleyecek olan siyasi ve feminist hattın da filizlendiği bir süreç. Yazar farklı edebi türlerde kaleme aldığı metinlerinde kadınlık meselesi, geleneklerin toplum üzerindeki baskısı gibi temaları işlerken, dudağının kenarına yerleştirdiği gülümsemeyle okurlarını itiraz etmeye, harekete geçmeye, yenilenmeye davet ediyor. Bir kez daha Sevgi Soysal metinlerinin zamanı aşarak bugüne seslendiğine şahit oluyoruz.

Genç yaşından itibaren Ankara’nın 1960’lardaki canlı edebiyat dünyasının içinde çevirileri ve öyküleriyle yer alan Sevgi Soysal, ilk kitabı Tutkulu Perçem’i 1962 yılında yayımladı. 12 Mart’ın ardından uzaklaştırılmasına değin TRT Ankara Radyosu’nda program uzmanı olarak çalıştı. Radyo için yazdığı öyküleri kitaplaştırdığı Tante Rosa (1968) farklı üslubuyla edebiyat çevrelerini şaşırttı. Çocukluktan itibaren biçimlenen yönleriyle kadın-erkek ilişkilerini işlediği ilk romanı Yürümek’le (1970) TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı. 1973’te yayımlanan Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, 12 Mart ile bastırılmaya çalışılan gençlik hareketi ile Ankara’nın gündelik yaşamını devrilen bir kavağın etrafında kesiştirmesiyle büyük ilgi gördü ve 1974 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının gözünden 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Önce Politika gazetesinde tefrika olarak yayımlanan cezaevi anıları, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu adıyla kitaplaştırıldı (1976). 1968 ile 1976 yılları arasında yazdığı öykülerini Barış Adlı Çocuk (1976) kitabında bir araya getirdi. Bu kitaptaki “Bir Ağaç Gibi” adlı öyküsüne de yansıttığı hastalığı nedeniyle, son romanı Hoş Geldin Ölüm’ü tamamlayamadan, 22 Kasım 1976’da öldü. Politika, Yeni Ortam ve Yenigün gazetelerinde yazdığı yazılar, Bakmak (1977) ve Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri (2014) adlı kitaplarda toplandı. Londra’dayken BBC Türkçe Servisi için yazdığı Radyo Sohbetleri yıllar sonra kitaplaştırıldı (2005).

Venüslü Kadınların Serüvenleri, Sevgi Soysal, Der: İpek Şahbenderoğlu, İletişim Yayıncılık, 2017.

 

- KAVGA / BÜTÜN ESERLERİ 4 - MUZAFFER BUYRUKÇU

2006 yılında aramızdan ayrılan edebiyatımızın önemli ismi Muzaffer Buyrukçu’nun bütün eserleri Kırmızı Kedi’de. Sait Faik, Yunus Nadi ve Haldun Taner gibi önemli edebiyat ödüllerini kazanan Buyrukçu’nun, işçilerin ve işsizlerin, serserilerin ve kabadayıların, ev kadınlarının ve fahişelerin, sakatların ve delilerin, toplumda ve hatta edebiyatta pek görünmeyen insanların öykülerini anlatmadaki ustalığı, yakından tanıdığı karakterleri ve öykülerini son derece özgün bir üslupla kurgulamasında yatar.

Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan Kavga kitabı Muzaffer Buyrukçu’nun edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırmış yapı taşlarından biri. Kapitalizmin ve feodalite kalıntılarıyla  iç içe geçmiş burjuva düzeninin çarkında dönen küçük insanların hayatlarına eğilir yazar. Kuyularda ve Cehennem’de ise toplum sorunlarını, bireyle toplumun kaynaşması ve çatışması açısından yansıtır.

Kavga, Muzaffer Burukçu, Kırmızı Kedi Yayınları, 2017.

 

- YAĞMUR MEVSİMİNDEN GÜNLÜKLER - JENNIFER A. REIMER

Jennifer A. Reimer “Yağmur Mevsiminden Gün­lükler”inde bu içsel düzeni müthiş bir kurgu ile adeta

çok katmanlı anlamlar içeren rengarenk soyut bir resim gibi çizip önümüze seriyor.

Jennifer A. Reimer’in “Yağmur Mevsiminden Günlük­ler”i ile okuyucuyu kendi duygusal göç kervanına katıyor. Duygusal kırılmalarına ortak ediyor, adeta. Biliyoruz ki, zamanı belli olmayan parçalanmalarla ve fay kırıklarıy­la doludur yaşam ve şairin şu müthiş dizesinde söylediği gibi, biz de sürekli parçalanıp dururuz:

“... düşey atımlı bir faydı, durmaksızın parçalandığımız”

Yağmur Mevsiminden Günlükler, Jennifer A. Reimer, Çev: Orkun Kocabıyık, Şiirden Yayınları, 2017.

 

- DOĞANIN KEŞFİ - ANDREA WULF

Çağdaşları tarafından Napoleon’dan sonraki en ünlü kişi olarak tanımlanan Humboldt, zamanının en büyüleyici ve ilham verici insanlarından biridir. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğan Humboldt kendi başına Dünya’nın nasıl işlediğini keşfetmek için ayrıcalıklı bir yaşamdan vazgeçer. Thomas Jefferson onu “zamanın en büyük değerlerinden biri” olarak tanımlar. Charles Darwin “Humboldt’un Kişisel Anlatısını okumak kadar hiçbir şey benim gayretimi kamçılamamıştı” diye yazar; Humboldt olmadan ne Beagle’a binebileceğini ne de Türlerin Kökeni’ni tasavvur edebileceğini söyler. William Wordsworth’la Samuel Taylor Coleridge’in ikisi de şiirlerine Humboldt’un doğa kavramını katmışlardır. Güney Amerika’yı İspanyol sömürge yönetiminden kurtaran devrimci Simon Bolivar, Humboldt’u “Yeni Dünya’nın kâşifi” diye nitelendirir. Almanya’nın büyük şairi Goethe, Humboldt’la birkaç gün geçirmenin “birçok yıl yaşamış gibi” olduğunu dile getirir.

Doğanın Keşfi Alexander von Humboldt gibi büyük bir bilim insanını tanımanın yanı sıra, çağdaş doğa ve türlerin ilişkiselliği açısından günümüz doğa anlayışına da ışık tutmaktadır.

New York Times tarafından 2015 yılının en iyi on kitabı arasında sayılan Doğanın Keşfi, 23 ülkede yayımlandı. Royal Society Bilim Kitabı Ödülü 2016, Costa Biyografi Ödülü 2015, Inaugural James Wright Doğa Yazıları Ödülü 2016, LA Times Kitap Ödülü 2016 ve Kraliyet Coğrafya Topluluğu’ndan Ness Award 2016 ödüllerini almıştır.

Doğanın Keşfi, Andrea Wulf, Çev: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları, 2017.