Vitrin: Yeni çıkanlar

Bu hafta vitrinimizi yine farklı kategorilerden kitaplarla donattık. Onur Yıldırım & Uğur Şahin Umman'dan "Çizmelerimi Çıkarayım mı?", Attila Şenkon'dan "Telef", Bart Beaty'den "Sanat Karşısında Çizgi Roman", Normand Baillargeon'dan " Aklın ve Bilimin Işığında Eleştirel Düşünme Kılavuzu ", Fred Uhlman'dan "Kavuşmak", Ali Cüneyd Kılcıoğlu'ndan "Yas Orkestrası" ve Abe Kobo'dan "Kumların Kadını" ve cumhuriyet temalı 3. sayısıyla “Yön” dergisi sizler için seçtiklerimiz. Beğeneceğinizi umarak iyi okumalar diliyoruz.



14-05-2017 09:57
İleri Kitap

- ÇİZMELERİMİ  ÇIKARAYIM MI? - ONUR YILDIRIM & UĞUR ŞAHİN UMMAN

Soma Madeni’nde 301 ölü. Tütün üretimiyle geçimlerini sağlayan Soma köylüleri, yanlış politikalardan ötürü yer üstünde geçim kaynakları bulmakta zorlanmış, bu kaynakları yeraltında aramak zorunda kalmışlardır.

Hızla işçileşen çiftçiler, özelleştirilen madenlerde zor koşullar altında, özellikle de taşeronlaşma ve dayıbaşılık sisteminin basıncıyla, düşük ücretlerle, ağır şartlarda çalışmaya mahkûm edilmişlerdir.

Devletin böylesine riskli bir iş alanındaki faaliyetlerinden geri çekilmesiyle, yani madenleri özelleştirme politikaları doğrultusunda özel şirketlere devretmesiyle oluşan sistem ağır sonuçlar doğurmuştur.

Soma Katliamı, aşırı kâr hırsı, üretim baskısı, özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları ile dayıbaşılık denen kuralsızlığın ve denetimsizliğin oluşturduğu kötü düzenin bir sonucudur.

Bu kitap tütün destek politikalarının sonlandırılmasıyla başlayan ve katliamla devam eden süreçleri mercek altına alıyor, bu esnada da Soma insanının acılı serüveninin her aşamasını, tanıklıklara dayanarak bütün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Yaşananların bir daha olmaması için kendi içinde bir hafıza oluşturma çabası...

Çizmelerimi Çıkarayım mı?, Onur Yıldırım & Uğur Şahin Umman, Ayrıntı Yayınları, 2017.

 

- TELEF - ATTİLA ŞENKON

Kısa bir konuşma yapmamı bekliyorlar benden. Çaldığımız onca kapıya rağmen, ağabeyimin yirmi yıl önce gözaltında göz göre göre kaybedilişiyle ilgili kesin bir bilgiye ulaşmış değiliz. Bu yüzden, söze nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Ağabeyimden “var” diye söz etsem yalan olacak, “yok” desem belki de var. Kayıp yakınlarına di’li geçmiş zaman yasak, geniş zaman dar.

Kurumuş ekmek, ölmüş bir gökyüzü, çiçeksiz saksı. Marşların, sızıların, yaraların hikâyesi… Kesik kesik… Bitmeyen gecenin, başsağlığına gelenlerin, dar sokağa bakan pencerenin, gidip de dönmeyenin uğultusu.

Telef, zifiri karanlığın ağıt romanı. Hep hatırlanan, her Cumartesi hatırlatılan genç ölümler…

Telef, Attila Şenkon, İletişim Yayınları, 2017.

 

- SANAT KARŞISINDA ÇİZGİ ROMAN - BART BEATY

Ünlü çizgi romanların yaratıcılarının, yayınevlerine bağlı anonim çalışanlardan adı ve üslubu bilinen sanatçılara dönüşme süreçleri nasıl gerçekleşti? Pop Art sanatçıları çizgi roman imgelerini alıp kullandıklarında çizgi roman dünyasının buna tepkisi ne oldu? Ne oldu da eski çizgi romanlar ucuz basılı malzemeden koleksiyonluk nesnelere dönüştü? Çizgi romanlar müzelere nadiren de olsa “kabul edildiğinde” bu hangi koşullarda gerçekleşti? Bütün bunlar bize hem sanat dünyası hem de çizgi roman dünyası hakkında ne söyler? Eskiden, yüzeysel bakıldığında, çizgi roman ile “yüksek” sanatlar arasındaki ilişki basit görünürdü; çizgi romanlar ve bant karikatürler ilham kaynağı olabilseler de, başlı başına “geçerli” sanat nesneleri sayılmazlardı. Bu geleneksel ayrım aşınmaya başlamasına karşın, çizgi roman ve sanat dünyaları son derece farklı sosyal alanları kaplamaya devam ediyor. Elinizdeki kitap çizgi roman ile müze, müzayede evi, sanat basını gibi en önemli sanat dünyası kurumları arasındaki ilişkiyi inceliyor. Bart Beaty’nin çalışması iki soru üzerinde yoğunlaşıyor: Çizgi roman 20. yüzyılın büyük bölümünde sanat tarihinden niçin dışlandı? Çizgi roman üretiminin şimdi sanat dünyasıyla daha yakın doğrultuda olmasının anlamı nedir? Bu ilişkiye ilk kez kültür sosyolojisinin merceğinden bakan ve Amerikan çizgi roman dünyasına odaklanan Beaty, çizgi roman formuna yönelik tamamen yeni bir yaklaşımı ortaya koyuyor.

Sanat Karşısında Çizgi Roman, Bart Beaty, Çev: Nurettin Elhüseyni, YKY, 2017.

 

- AKLIN VE BİLİMİN IŞIĞINDA ELEŞTİREL DÜŞÜNME KILAVUZU - NORMAND BAILLARGEON

Demokrasi ile eleştirel düşünme arasında ne gibi bir ilişki vardır? Demokratik bir toplumda yurttaşların demokrasi sözcüğünü anlamlı kılmaları için neleri bilmeleri gerekir? Tarihçi ve eğitimci Normand Baillargeon Eleştirel Düşünme Kılavuzu’nda, gündelik politikada ve haber bültenlerinde insanları istenilen kıvama getirmek için söylenen yalanları açığa çıkarmamız, neyin önemli olduğuna kendi inisiyatifimizle karar vermemiz ve kendimizi iktidarın ve medyanın manipülasyonlarından korumamız için hangi soruları sormamız gerektiğini çok yalın bir dil ve göz açıcı örneklerle anlatıyor. Eleştirel düşünmenin yurttaşlık bilincinin en önemli öğesi olduğunun altını çizerek… 

Aklın ve Bilimin Işığında Eleştirel Düşünme Kılavuzu, Normand Baillargeon, Çev: İbrahim Yıldız, Dipnot Yayınları, 2017.

 

- KAVUŞMAK - FRED UHLMAN

Kavuşmak, “Svabya’nın maviye çalan, huzurlu tepelerinde” büyüyen iki genç adamın birbiriyle kurduğu derin, masum arkadaşlığın ve Almanya’da döneme hakim olan Yahudi karşıtı fikirlerin bu arkadaşlığa ve masumiyete nasıl gölge düşürdüğünün hikayesini anlatıyor. Fred Uhlman reddedilmeyi, korkuyu, sürgünü ve ırkçılığın insanlar arası ilişkilere nasıl nüfuz ettiğini anlattığı bu çarpıcı eserinde tünelin sonunda her zaman ışık olduğuna da dikkat çekmeyi ihmal etmiyor. Tarihi yeniden yazamayız belki ama Kavuşmak gibi öykülerle hayatın tek perdeden ibaret olmadığını anımsayabiliriz. “Faşizm atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar.” 

Kavuşmak, Fred Uhlman, Çev: Özlem Uygun, Kolektif Kitap, 2017.

 

- YAS ORKESTRASI - ALİ CÜNEYD KILCIOĞLU

Ödüllü oyun yazarı Ali Cüneyd Kılcıoğlu kaçınılmaz acıları kendine has karanlık mizahıyla hafiflettiği öykülerde, yitip gidenlerin ardından ayakta kalma uğraşı veren, şehrin hoyratlığında savrulmuş insanlardan yükselen kakofoniyi dinlemeye davet ediyor okuru. Kayıplar, anlaşmazlıklar ve talihsizliklerle gölgelenen hayatlarında hem suçluyu aramaktan hem de kendini suçlamaktan yorulmuşlarla bir yas orkestrası kuran Kılcıoğlu, sıradanlaşan acının her aşamasını tanıdık karakterlerle resmediyor. Unutmak isteyip de unutamamak, umudu ve umutsuzluğu paylaşmak, geçmiş ve gelecekle hesaplaşmak ve nice insanlık hali üzerine on beş öykü…

Yas Orkestrası, Ali Cüneyd Kılcıoğlu, Sel Yayıncılık, 2017.

 

- KUMLARIN KADINI - ABE KOBO 

Şüphesiz, kum yaşam için elverişli değildi. Peki, durağan hâl varlık için vazgeçilmez miydi? O tiksindirici rekabeti başlatan da sabit kalmaktaki ısrarımız değil miydi? Sabit olmayı bırakıp kendimizi kumun akışına bırakıversek rekabet de ortadan kalkacaktı. Gerçekte, çölde de çiçekler açıyor, böcekler ve hayvanlar yaşamlarını sürdürüyorlardı... Öyle ya, keşke kadına da bu manzaradan bahsedebilseydi. Gidiş-dönüş biletlerin asla işlemeyeceği kumun şarkısını, yanlış perdeden de olsa ona dinletebilseydi keşke. Oysa adamın tek yaptığı, yeteneksiz bir çapkını taklit edip başka bir hayatın yemiyle kadını avlamaya çalışmak olmuştu. Kumdan duvar, adamın ruhunu yakalamış, onu kese kâğıdındaki bir kediye çevirmişti.

Kumların Kadını, Abe Kobo, Barış Bayıksel, Monokl Kitap, 2017.

YÖN DERGİSİ 3. SAYISI

Türkiye tarihinin en kritik uğraklarından biri olan 16 Nisan referandumunun hemen ardından yayına hazırladığımız bu sayıda hem gündemin nabzını tutmaya çalıştık, hem de referandum eksenindeki tartışmaların kilit kavramlarından olan Cumhuriyet konusuna geniş çaplı değinmeyi amaçladık.

Gündem sayfalarımız, doğal olarak, 16 Nisan referandumu ve ertesindeki gelişmelere odaklanarak başlıyor. Can Soyer, “Cumhuriyet ve ötesi: Bedenini arayan dirim” başlıklı yazısında Türkiye’de Cumhuriyet rejiminin geldiği noktada sahipsiz ve temsilcisiz bırakılan cumhuriyetçi damarı konu alırken, Doğan Ergün Hayır ve Ötesi çalışmasının sonuçlarına yaslanarak referandumdaki hile ve sahtekarlıkları masaya yatırıyor.

Prof. Dr. Korkut Boratav bu sayıdaki “Türkiye burjuvazisi ve AKP” başlıklı yazısında geniş bir zaman aralığında sermaye sınıfı ile AKP iktidarı arasındaki ilişkiye değinirken, önümüzdeki dönemde bu ilişkinin muhtemelen sorunlarına ışık tutuyor. Erkin Özalp ise, “Solun CHP sorunu: Hiç bitmeyecek mi?” başlıklı yazısıyla, referandum ve ertesindeki günlerin bir başka çok tartışılan başlığına eğiliyor.

Gündem sayfalarımızda dünya üzerindeki gelişmelere de yer vermeyi ihmal etmedik. Cüneyt Göksu Venezuela’daki durumu Chavez döneminden kalan bir hesaplaşma olarak incelerken, Fransa’daki seçimleri ve Mélenchon’un kampanyasını Gregory Bekhtari’nin çeviri makalesiyle sunuyoruz.

Bu sayımızın dosya konusu olan “16 Nisan ve Cumhuriyetçilik” tartışmasına Emre Deveci’nin giriş yazısıyla adım atıyoruz. Ardından Prof. Dr. Taner Timur’la gerçekleştirdiğimiz söyleşi geliyor. Taner hocamız Cumhuriyet fikrinin ve rejiminin Türkiye’deki kökenlerine ilişkin önemli bilgiler sunarken, referandum sonuçlarının AKP/Saray Rejimi açısından bir yenilgi olduğu dile getiriyor. Dosyamızın bir diğer yazısı, yine çok kıymetli hocamız Prof. Dr. İzzettin Önder’e ait. İzzettin hocamız da Türkiye’de Cumhuriyet’in adım adım aşındırılması sürecini iktisat politikaları temelinde inceliyor ve bugün gelinen noktanın tarihsel kökenlerini açığa çıkarıyor. Dosya sayfalarımızda bu sayıda bir Yuvarlak Masa sohbetine yer veriyoruz. Can Soyer’in moderatörlüğünde gerçekleşen sohbette Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ve gazeteci Merdan Yanardağ marksizmin tarih yönteminden cumhuriyet fikrinin ilerici karakterine, rejim ile kapitalizm arasındaki ilişkilerden Türkiye tarihinin cumhuriyetçi birikiminin özgül yanlarına kadar çok geniş bir alanda değerli görüşlerini Yön okurlarıyla paylaşıyor. Dosya bölümümüz Metin Çulhaoğlu’nun referandum sonrası cumhuriyet mücadelesine sol/sosyalist hareket açısından yaklaştığı yazısıyla sona eriyor.

Kültür-Sanat sayfalarımızda ilk olarak son romanı “Gölgesinde” ile yakın zaman önce okurlarıyla buluşan Irmak Zileli ile söyleşimiz yer alıyor. Ardından Berkay Akbudak İtalyan Yeni Gerçekçilik akımına Mussolini faşizmine karşı mücadele ekseninde yaklaşıyor.

Kurt Iveson’un dijital emek hakkındaki kışkırtıcı makalesinin çevirisi ile başlayan Yaşam sayfalarımız, Ebru Pektaş’ın insan doğası ve cinselliğini materyalist bir çerçeveye oturtmaya çalışan yazısı ile devam edip, Çağdaş Oklap’ın bilimkurguyu ütopya ve distopya açılarından ele aldığı yazısı ile sona eriyor. (Tanıtım bülteninden)