VİDEO HABER | Av. Yelda Koçak: AKP ne yaparsa kadın aleyhine yapar

Av. Yelda Koçak AKP tarafından hazırlanan ve müftülere resmi nikah yetkisi verilmesini öngören tasarıya ilişkin, “AKP ne yaparsa kadın aleyhine yapar, ne yaparsa kadın düşmanlığını körüklemek için yapar” dedi.



12-10-2017 11:45
Tuğba Özer

İlerici Kadınlar Meclisi üyesi avukat Yelda Koçak ile müftülere nikah yetkisi veren tasarıyı konuştuk.

Kamuoyunda ‘Müftülük yasası’ olarak bilinen Nüfus Hizmetleri Kanunu ile İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı alt komisyondan AKP’li vekillerin oylarıyla geçti. Tasarının bugün genel kurula gelmesi bekleniyordu ancak görüşmenin ertelendiği ve önümüzdeki hafta genel kurulda görüşmeye geleceği söyleniyor. 

Koçak “15-16 yıllık AKP iktidarın yaşamız olduğumuz tecrübe bize şunu gösteriyorki; AKP ne yaparsa kadın aleyhine yapar ne yaparsa kadın düşmanlığını körüklemek için yapar. Yasada başka bir dil yazar, fiiliyatta başka şey yapar. Bu nedenle en iyi çözüm AKP’nin yasa yapmaması” dedi.

Koçak, bu nedenle AKP’nin bir yasa yapmaya kalktığında  kadınların herhangi bir talebi olmaması gerektiğini de ifade etti. 

“LAİKLİĞİN FİLLEN KALDIRILMASI ANLAMINA GELİYOR”

Öncelikle bize tasarıdan bahseder misiniz?

Çok hızlı bir şekilde içişleri Komisyonu’ndan da geçerek önümüzdeki hafta meclise gelmesini beklediğimiz yasa tasarısı laikliğin fiilen kaldırılması anlamına gelmekte. Bunun yanında Medeni Kanun’la elde etmiş olduğumuz haklarımızın gasp edilmesi ve çocuk istismarının önünün açılması tehlikesini de barındırıyor. Bunlar bizim için ciddi tehlikeler Bu nedenle biz kadın örgütleri, kadınlar bu yasanın derhal geri çekilmesi için mücadele ediyoruz.

“ÇOCUK İSTİSMARININ ÖNÜNÜ AÇIYOR”

Çocuk istismarı dediniz. Bu konuyu biraz açabilir misiniz? Ne gibi maddeler var?

Tasarıda ön plana çıkan iki- üç tane maddde var bizi çok rahatsız eden. Bunlardan bir tanesi müftülüklere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesi, bir değeri çocukların nüfusa işlenme sürecinde sözlü beyanın esas alınması. Bu iki madde çok tehlikeli, çocuk istismarının önünü açıyor. 

Müftülere resmi nikah yetkisi verilmesine değinecek olursak. Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri çocuk istismarı ve diğer adıyla da çocuk evliliği. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de 18 yaş altı çocukların evliliğinde imam nikahı çok yüksek bir oran. Evlilik diyoruz ama bu bir çocuk istİsmarıdır. Burada ailenin payı devreye giriyor. Bu istismara aileler de nikahları kıyan imamlar da ortak oluyor. Bu suça ortak olan imamlara resmi nikah kıyma yetkisi verilmesi bu suça teşvik anlamına gelir. 

Bu çok büyük bir tehlikedir. Yıllardır 'çocuk gelin’ ve çocuk istismarına karşı kampanyalarla biz bununla mücadele ederken hukuki anlamda da çocukları korumasız bırakacak bir yasa tasarısını kabul etmek mümkün değil. 

“TAVİZ VERİLMEMELİ”

Yine sözlü beyanla nüfusa kaydettirmek demek; raporu olmayan doğumların da nüfusa işlenmesi anlamına geliyor. Çocuk istismarının büyük bir kısmı da doğum-hamilelik gibi süreçlerde ortaya çıkıyor. Sözlü beyanı ortaya çıkardığınız anda çocuğun hamilelik sürecindeki araştırmayı geride bırakırsınız. Bu durumda da evde ya da korunaksız yerlerde doğum yapan çocukların çocuklarını nüfusa kaydetme yolunu açarsınız. Bu da çok büyük bir sorundur. Bu nedenle bu iki madde çok önemli. 

Biz kadınlar olarak Meclis Genel Kurulu’nda tartışılacak olan kanun tasarısında bu iki maddede taviz verilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. 

“AKP İKTİDARA GELDİĞİNDEN BERİ MEDENİ KANUNA SALDIRIYOR”

Tasarıyı Medeni Kanun açısından değerlendirir misiniz?

Medeni Kanun’da kadınlar açısından cumhuriyetle beraber kazanılmış çok önemli haklar bulunuyor.

Medeni Kanun’a karşı AKP’nin iktidara geldiğinden beri saldırı gerçekleştirdiğini farkediyoruz.

Bunlar hep parçalı saldırılar. Örneğin 2011 yılında Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı kaldırılıp Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı kurulunca ilk yapılan işlerden biri Diyanet’le protokol imzalanması oldu. Aslında hukukun koruma alanında olan bir konu Diyanet’le çözülmeye çalışıldı. 

Medeni Kanun çok önemli maddeler içeriyor. Kişilik hakları, evlenme, boşanma, nişanlanma, velayet, çocuklar üzerindeki söz hakkı ve nafaka gibi konuları düzenliyor. Bütün bunlar kadın ve erkeğin eşit olduğuna dair düzenlemelerin yer aldığı maddeler. AKP de şerri hukukun devre dışı bırakıldığı Medeni Kanun’da bu maddelere bir saldırı gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz yıl Boşanma Komisyonu raporuyla yaptı. Bu yıl müftülük yasasıyla yaptı. Bu tasarı geçerse maalesef bir sonraki adımda bambaşka tasarılarla karşılaşacağımızı düşünüyorum.

“KADINLAR LAİKLİK KARŞITI HAMLEYLE MÜCADELE ETMELİ”

Laiklik bu tasarıyla nasıl kaldırılmış oluyor?

Müftülüklere nikah yetkisi verilmesi, devletin yükümlülüğünde olan kişilerin evlenme ve boşanma gibi Medeni Kanun’da düzenlenen yükümlüğünü bir dinin hatta o dinin bir mezhebinin kontrolüne verilmesini öngörüyor, bu da laiklik ilkesine aykırı. 

Bugün Diyanet İşleri Başkanı sadece Sünni İslam’ın gerekleri doğrultusunda fetvalar veriyor. Tüm yurttaşları ilgilendiren evlilik gibi bir konuda Diyanet’e yetki verilmesi laikliğe aykırıdır. Laikliği Anayasa’dan ya da yasalardan sözel olarak kaldırmayan AKP bunu çeşitli yasalarda değişiklikler yaparak kaldırmaya teşebbüs ediyor. Böyle bir durumda biz kadınların laiklik karşıtı hamleye mücadele etmemiz lazım.

“LAİKLİK ASGARİ BİR ZEMİN”

Laiklikten taviz vermememiz gerekiyor. Çünkü laiklik sadece bir yaşam biçimi değildir. Kadın hakları mücadelesi açısında asgari bir zemindir.

Laikliğin olmadığı bir ülkede kadınların yaşam hakkı tehlikededir.

Kadınların eşit olamadığını, erkeğin sözünden çıkmaması gerektiğini söyleyen, buna dair fetvalar veren bir Diyanet İşleri Başkanlığı’na kadın ve erkeğin eşit olduğu evlilik kurumunu kurmak için yetki verilmesi açıkça laiklik karşıtlığıdır.

Müftülüklere nikah yetkisi verilmesinden bahsettik ama bu tasarıda başka ne gibi maddeler var?

Bu tasarıda birkaç tane daha öne çıkan değişiklik var. Örneğin soyadı değişikliği. AYM’nin kararlarına rağmen bu tasarıda hala kadınlara babasının soyadını tek başına kullanma hakkı verilmiyor.

Vatandaşlığa geçiş sürecinde ‘genel ahlaka uygun olup olmama’ kriteri getiriliyor. Genel ahlak özellikle bugünün Türkiye’sinde çok tartışmalı ve muğlak bir değişiklik.