Venezuela: Sınıf mücadelesinde yeni dönem



16-05-2016 09:15
Çağdaş Oklap

Nicolas Maduro’nun, "halk fabrikalara el koysun" çağrısıyla birlikte Venezuela’da sınıf mücadelesi yeni bir döneme girdi. Latin Amerika’da sol iktidarlar kuşağının en ileri örneği olan Venezuela’da ‘Chavismo'nun, ABD emperyalizmi tarafından kimi zaman açıktan kimi zaman örtük biçimde desteklenen (liberalinden faşistine kadar) sağın saldırıları altında olduğunu biliyoruz.

Saldırıların arka planına bakmadan önce; solun, bu saldırıların Suriye, Ukrayna ve başka coğrafyalardaki süreçlerle bağını sıklıkla vurgulaması gerekiyor. Bu bağın vurgulanmasının ise iki amacı bulunuyor: Birincisi, "kapitalizmin en yüksek aşaması olarak emperyalizm"in hâlâ varlığını koruduğunu göstermek, ikincisi ise içinde bulunduğumuz tarihsel kesite yani emperyalizmin çoklu krizine işaret etmektir. Dolayısıyla, emperyalizmin ve onun çoklu krizinin belirlediği bir dünyada sınıf mücadeleleri de giderek keskinleşmektedir. Venezuela’da yaşananlar, bahsettiğimiz sınıf mücadelesindeki keskinleşmenin en tipik örneğidir.

CHAVİSMO'NUN I. DÖNEMİ

Hugo Chavez’in isiminden türetilen Chavismo, Venezuela solunun genel ideolojik politik konumunu belirtmek için kullanılan bir kavram. Bu kavramla anlatılmak istenen özetle, anti-emperyalist dış politika ve sosyalizan etkili neo-kalkınmacı, bölüşümcü ekonomik yapılanmadır. Bu noktada, Chavismo’yu Chavez ve Chavez sonrası iki döneme ayırmanın, Venezuela’daki sınıf mücadelelerini anlamak açısından oldukça yararlı bir yöntem sunduğunu söyleyebiliriz.

Chavezli yıllar, yüksek ham madde fiyatlarının bununla bağlantılı olarak da dolar gelirlerinin artış içinde olduğu bir dönemdi. Chavez, 2000 yılında petrol sanayisini kamulaştırmış; sağlık, eğitim ve yoksullukla mücadele için yapılan projeleri petrol kazançlarıyla sübvanse etmeye ve Venezuela sermaye sınıflarının hareket kapasitesini ise sınırlamaya başlamıştı. Yine bu dönemde, bir bütün olarak Latin Amerika coğrafyasına siyasal açıdan bakıldığında göze çarpan nokta emperyalizmin eylem kapasitesindeki gerilemedir. Bu gerilemede, Chavezli Venezuela’nın ciddi bir etkisi olduğu ise şüphe götürmez bir gerçektir. Küba’nın tanınmasından,  OAS’ın (Amerika Devlet Örgütü) etkinliğinin kırılmasına kadar bir dizi başlıkta, emperyalizmin gerilemesini görebiliyoruz.

Chavezli yıllarda Venezuela ve Latin Amerika coğrafyasındaki temel çelişki ise bambaşka bir alanda yükseliyordu. Bu çelişkinin ne olduğunu Arjantinli Marksist iktisatçı Claudio Katz şu cümlelerle anlatıyor: "Temel ham maddelerin ihracatının ve Latin Amerika’nın uluslararası iş bölümüne temel ürünler tedarikçisi olarak eklenmesinin merkezinde yer alan, ham madde çıkartmaya dayalı birikim tarzının konsolidasyonuyla yan yana varlığını sürdürmesiydi."(1) Bu durum, elbette neo-liberal hükümetlerin iktidarda bulunduğu kimi Latin Amerika ülkeleri için bir çelişki değil. Ama söz konusu sol iktidarlar kuşağı ve o kuşağın en ileri ülkesi Venezuela. Diğer bir deyişle, Latin Amerika’nın geleneksel bağımlı ekonomik yapısıyla ham madde çıkartmaya dayalı bir birikim modelinin üzerinde yükselen bölüşümcü, neo-kalkınmacı model arasındaki çelişkinin aynı coğrafyada yan yana yaşaması mümkün değildi. Mümkün olmadığını önce Arjantin’de sol-peronist Kitchner hükümetinin yerine gelen neo-liberal sağcı Mauricio Macri'nin, ardında da Venezuela’daki parlamento seçimlerinde sağın zaferiyle görmüş olduk.

Sağın bu zaferi, Chavismo’nun da ikinci döneminin başlangıcı oldu.

CHAVİSMO'NUN II. DÖNEMİ

Sağın zaferinin temelinde ise yine sağ tarafından pompalanan, "ekonomik kriz ideolojisi" bulunmaktadır. Yukarıda, Chavismo’nun ham madde üretimine dayalı bir birikim stratejisi izlediğini söylemiştik. Bu stratejinin iki açmazı bulunuyor. Bunlardan birincisi; Venezuela’nın "petrol bağımlısı” bir ülkeden “aşırı petrol bağımlısı” bir ülke haline dönüşümüdür. Örneğin, 1998’de petrol, toplam ihracatın yüzde 77’sini oluştururken 2011’de bu oran yüzde 96’ya çıktı. Petrol fiyatlarındaki sert düşüşün ciddi bir sarsıntı yarattığını görebiliyoruz. Diğer yandan; emperyalizmin Venezuela’ya karşı ciddi bir ekonomik savaş başlatmasına rağmen, Maduro’nun bu saldırıyı püskürtebildiğini şimdilik söyleyemiyoruz. Kamunun elindeki en büyük petrol şirketi durumundaki Petróleos de Venezuela, S.A (PDVSA) eliyle hâlâ dolara bağımlı halde. Bu noktada Claudio Katz’a geri dönelim: "Elde edilen dolar gelirleri, yolsuzluğa bulaşmış sivil sektörlere ve bunları yeniden devreye sokarak kapitalist sınıfa dağıtılıyor(du). Yine bu dolarlar, kıtlık yaratmak ve döviz kuru spekülasyonu yaratmak için Kolombiya gibi ülkelere kaçırılıyor. Ayrıca Venezuela şu anda büyükçe bir kamu borç yükünün altında. İthalata ve aynı anda borcunu ödemeye yeterli dolara sahip değil."(2) Maduro’nun son yaptığı ve bu yazının yazılmasına neden olan konuşmasında burjuvaziyi ve Kolombiya’yı hedef tahtasına oturtması elbette tesadüf değil.

Parlamento seçimlerinde sağın zaferi elbette bir anda ortaya çıkmış bir şey değildi. Chavez iktidara geldiği dönemde dahi sağ, örneğin 2002 darbe girişiminde olduğu gibi, Venezuela’da iktidarı zorlayan adımlar attı. Ama hiç bir zaman parlamento seçimlerindeki gibi bir zafere imza atamadı. Bu zaferin, emperyalizmin Venezuela’ya karşı geliştirdiği vahşi boyutlardaki ekonomik savaş, medya terörü vb. koşullar altında kazanıldığını unutmamak gerekiyor. Elbette Venezuela sağı, bu başarısını Maduro’nun devrilmesi ile taçlandırmak istiyor. Bu istek ise emperyalizm tarafından, petrol fiyatlarının düşürülmesinin dayatılması, paramiliter örgütlere yardım edilmesi, komplocu STK’ların finanse edilmesi, askeri operasyon yürütülmesi biçiminde destekleniyor. Bununla birlikte, sağın iki popüler figürü üzerinden de ciddi bir yıpratma savaşı yürütüldüğünü belirtelim.

Bu figürlerden birisi, 2002’de gerçekleştirilen darbe girişimine adı karışan Miranda Valisi ve 2013’teki başkanlık seçimlerinde Maduro’nun karşısına sağın adayı olarak çıkan Henrique Capriles. Diğeri ise, emperyalistler ve Venezuela sağı tarafından ‘düşünce suçlusu’ olarak pazarlanmaya çalışılan, Chavez öncesi petrol baronlarından birinin oğlu, ABD’de eğitim görmüş, başkent Caracas’taki Chacao bölgesinin belediye başkanı Leopoldo Lopez. Lopez’in de 2002’deki darbe girişimine destek verdiği biliniyor.

Capriles; Maduro’ya karşı temsilcisi olduğu sınıfın netliği ile ‘muhalefet’ ederken, Lopez üzerinden de, "darbe döneminde işlenmiş suçların affı"na ilişkin "demokratik bir muhalefet" yürütülüyor. Her ikisi de birbirini tamamlayan, bir madalyonun iki yüzü olan bu muhalefetlerin Latin Amerika çapındaki yürütücüsü ise, Arjantin’in sağcı devlet başkanı Mauricio Macri. Macri’nin seçim kazanmasında önemli rol oynayan danışmanlarından birinin Lopez’in eşi, Corina Lopez olduğunu da not edelim. 

Tüm bu söylediklerimiz çerçevesinde, Maduro’nun üzerinde ciddi bir baskı oluştuğunu kabul etmek gerekiyor. Maduro’nun bu baskı karşısında ise geriye çekilmek yerine ileriye atılmasının birbiriyle doğrudan ilişkili iki nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, Venezuela’yı Latin Amerika’daki diğer sol iktidarlardan ayıran temel özelliklerinden de biri olan, Chavismo’nun üzerinde yükseldiği toplumsal kesimler, yani proletarya ve kent yoksulları; ikincisi ise bu kesimlerin kapitalizme ve emperyalizme karşı daha kavrayışlı, sermaye sınıfıyla karşı karşıya gelme konusunda daha kabiliyetli daha örgütlü olmalarıdır. Özellikle ikincisi Venezuela’nın diğer sol iktidarlar ile arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Özetle, emperyalizmin ve sağın saldırıları Latin Amerika’daki diğer sol iktidarları sağa doğru çekerken, Venezuela’yı sola; sosyalizme doğru ittirmektedir.

SON SÖZ YERİNE

Yakın vadede Venezuela’da sınıf mücadelelerinin dozajının artacağını görüyoruz. Bu nokta da dünya solunun yapabileceği en büyük hataların başında "ilerlemeyen geriye gider" gibi beylik cümlelerle süslenmiş seyirci pozisyonu alması olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte Venezuela’daki sürecin seyri, dünya solunda bir dönem egemen hale gelen ve Latin Amerika sol iktidarlar kuşağı ile özdeşleşen icra erkinin elinde olmasıyla yaratılan güvence ağlarına dayalı bir stratejinin de tedavülden kalkışına işaret etmesi açısından önemlidir.

Diğer yandan kolektif deneyimler boşa gitmiyor tam tersine derin izler bırakıyor. Venezuela’daki sınıf mücadelelerinin bu yeni dönemi, neyin nasıl yapılacağına ilişkin inatçı arayış(lar), bu arayış(lar)ın sonucunda bulunacak yeni yollara gebe. Aynı zamanda bu yolların, Venezuela’nın sağa ve dolayısıyla da kapitalizme ve emperyalizme karşı direnişinde de belirleyici bir rol oynayacağını söyleyebiliriz.

http://www.globalresearch.ca/a-new- political-situation- in-latin- america-what- lies-ahead/5499401

http://www.globalresearch.ca/a-new- political-situation- in-latin- america-what- lies-ahead/5499401