Topuzoğlu: Sanığı değil, çocuğu koruyucu tedbirler alınmalı

'Kimyasal hadım' uygulamasıyla ilgili İleri'ye konuşan İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Topuzoğlu, "Sanığı değil, önce çocukları koruyucu tedbirler alınmalı" dedi.



22-02-2018 14:32

Beste Sarıkaya

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Aşkın Topuzoğlu, Adana'da 3 yaşındaki çocuğa yönelik cinsel istismarın ardından AKP tarafından gündeme getirilen 'kimyasal hadım' uygulaması hakkında İleri Haber'e konuştu. 

Av. Aşkın Topuzoğlu, 'kimyasal hadım' benzeri düzenlemelerin ve tek başına alınmış tedbirlerin yeterli olmayacağını söyledi. Topuzoğlu, söz konusu uygulamanın bir yararının olmayacağını belirterek, öncelikli tedbirlerin çocuğu korumaya yönelik alınması gerektiğini vurguladı.

'ÖNCE ÇOCUĞI KORUYUCU TEDBİR ALINMALI'

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) çocuklara karşı cinsel istismar suçunu düzenleyen Madde 103'ün dahi uygulanmadığını vurgulayan Topuzoğlu; şunları şöyledi:

"Çocuk istismarının önlenmesi için çok bütünlüklü bir yaklaşım ve bakış gerekiyor. Çocuklar için önleme ve korumanın aktif olarak sağlanılmadığı bir durumda böyle tek başına alınmış, sanığı cezalandırmaya yönelik olduğu söylenen tedbirlerin çocuk açısından çok da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Önce çocukları koruyucu tedbirler alacaksınız. Sivil toplum kuruluşları ile birlikte devlet, adli ve idari mekanizmalar çalışmalarını işbirliği içinde yapacak. Montesquieu'nun her zaman dile getirdiğimiz sözü vardır; 'Ben bir ülkede kanunların iyi olup olmadığına değil, iyi uygulanıp uygulanmadığına bakarım.' Bugün cinsel istismarla ilgili TCK 103'te yazılı düzenleme bile uygulanmıyor. Uygulayıcılara da bu konunun hassatiyeti konusunda dikkat çekmek lazım. Bütün toplumun her kesimini eğitmek lazım. Çocukların etkin ulaşabileceği adalet mekanızması için imkanlar sağlamak lazım. Toplumun, sağlık mensuplarının, eğitim kurumlarının, öğretmenlerin yükümlülüğünü yerine getirmesi lazım." 

İleri Hatırlatıyor

'FAİLİ CEZALANDIRMAYA YÖNELİK ANLAYIŞ SADECE BİR SÖYLEM'

Küçükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’nde yaşanan ‘115 hamile çocuk’ skandalını hatırlatan Topuzoğlu, açıklamalarına şöyle devam etti:

"Son zamanlarda bir hastanede bir olay yaşanmıştı. Sağlık görevlilerine varana kadar hiç kimse yükümlülüklerini yerine getirmemişti. Yandaki komşu çocuğunu döverken kim gidip haber veriyor ilgili makamlara? Hiç kimse. Bu toplumsal duyarsızlık varken, çocuk hakları kültürü oluşmamışken, tek başına faili cezalandırmaya yönelik anlayış sadece bir söylemdir. Üstelik bu kalıcı bir çözüm de getirmiyor. İlacı kullandığı sürece devam ediyor. Çocuk istismarının önlenmesinde yeterli ve kalıcı çözümler bunlar değil. Bugün en ağır cezaların söz konusu olduğu dönemler oldu. Başka ülkelerde idam cezaları da var. Hiç görüyor musunuz böyle olmasına rağmen suçlarda azalma olduğunu? Yok. Bu durumda bile suç işlenebiliyor."

'ÇOCUK İSTİSMARINA İLİŞKİN MERKEZLER KURULMALI'

Çocuğa cinsel istismar ile ilgili merkezlerin kurulması gerektiğini ve ciddi bir takip yürütmek gerektiğinin altını çizen Topuzoğlu, "Türkiye Lanzarote Sözleşmesi'ni imzaladı. Bu sözleşme, çocuklara karşı cinsel sömürü ve istismardan korunmaya dair bir sözleşme. Bu sözleşmede her taraf ülkenin yapması gerekenler tek tek, açıkça belirtiliyor. Cinsel istismara sebep olan kişiler hakkında şüphe bile olsa, bunlarla ilgili kayıtların ciddi anlamda tutulması lazım, ilgilenmek lazım, izlemek lazım. Bunların hepsi gerçekleşmediği sürece tek tek alınan bu kararların, yapılan değişikliklerin çocuk istismarının önlenmesinde köklü bir çözüm olacağı kanısında değilim" diye konuştu.

İLERİ HATIRLATIYOR

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel de, ‘kimyasal hadım’ uygulamasının bir çözüm olmadığını, kişiye yönelik ilacın kesildiği anda durumun eski haline döneceğini belirterek uyarmıştı. Prof. Tükel, "Kimyasal kastrasyon olarak ifade edilen şey testosteron düzeyini düşürmeye yönelik bir tıbbi uygulama. Kişinin onayı ve sürekli alması gerekir. İlacı kestiği zaman kişi tekrar aynı olacak. Tedavi varsa tedavinin ne olduğu tanımlanmalı, ruhsal rahatsızlık varsa bu şekilde tedavi edilmeli. Tıbbi uygulamalar ceza olarak gösterilmemeli" demişti.