TKP lideri Erkan Baş: Bizim düşmanımız Saray’dır!

“Sosyalizm hedefine ilerlerken hiçbir isim veya araç mücadele hedeflerinden daha önemli değildir. Düne kadar söylediğimizi bugün de tekrar edeyim: Bizim gündemimizde bir isim tartışması yok!”



26-12-2016 15:04
İleri Haber

Türkiye Komünist Partisi lideri Erkan Baş ile dün başlattıkları ‘Hayır’ çalışması ve parti ismi konusunda yaptıkları değerlendirme hakkında görüştük.

Öncelikle geçmiş olsun. Dün başlattığınız “Hayır” çalışması sırasında bildiri dağıtan üyelerinize dönük polis saldırısı ve gözaltılar oldu. Bu çalışmaya ilişkin biraz bilgi alabilir miyiz?

Teşekkür ediyorum. Son zamanlarda ülkemizde sıkça örneğini gördüğümüz bir zorbaca saldırı ve haksız gözaltı daha yaşamış olduk. Dün gece itibariyle tüm arkadaşlarımız savcılığa bile sevk edilmeden gözaltından çıktı.

Şaşırtıcı değil, çünkü dağıttığımız bildiride de esas olarak bundan söz ediyorduk. Türkiye’de 14 yıldır, diyebiliriz ki, bütün kötülüklerin temel nedeni olan bir iktidar var. Şimdi önüne koyduğu görev, fiili diktatörlüğün resmiyete kavuşması anlamına gelecek olan bir anayasa değişikliği. Bunu da tek kale bir maç gibi sürdürmek istiyor.

OHAL ve geride kalan dönemde pek çok gazetecinin, akademisyenin, milletvekili ve siyasi parti yöneticisinin tutuklanması en küçük bir karşı sesin çıkmaması için atılmış adımlar olarak görülebilir. Sabahtan akşama, neredeyse tüm basın yayın organlarında bu değişikliğin sözde nimetleri üzerine konuşmalar yapılıyor, buna karşı mümkün olsa hiçbir sese izin vermemek, onların fıtratına uygun bir davranış ancak bizim bunu kabullenmemiz mümkün değil. Ülkemizi bir yıkıma götüren böyle bir sürecin sessiz sedasız ilerlemesine izin veremeyiz.

Onların, gazeteleri, televizyonları, binlerce yalan üretiminden sorumlu maaşlı kadroları var ama bir de bu ülkenin her hal ve şartta mücadeleye kararlı devrimci, komünist kadroları var. Ve biz emekçi halkımızla birlikte bu sürece mutlaka bir son vereceğiz.

Ülkemiz ve halklarımız için son derece önemli gördüğümüz bu büyük hesaplaşmaya elimizdeki tüm olanakları seferber ederek gireceğiz. Türkiye’de iktidarın yıllardır sistematik biçimde sürdürdüğü tüm baskı, şiddet ve zor politikalarına rağmen teslim olmayan milyonlarca insan var. Bu büyük güç devreye girdiği anda, bu süreç halkımızın zaferiyle sonuçlanır, bunu görüyoruz ve esas olarak bu büyük gücü harekete geçirmek için çalışacağız.

İKTİDARIN REFERANDUM İÇİN MEŞRUİYET ARAYIŞI YOK

Bu noktada biraz hızlı davrandığınıza dair eleştiriler var. Siz de ifade ettiniz, Türkiye yasal olarak OHAL ile yönetilmenin ötesinde, fiilen de olağanüstü bir süreçten geçiyor, böylesi bir süreçte referandum yapılabilir mi?

Bu noktada çok net bir tutumumuz var. Türkiye’ye objektif bir gözle bakan hiç kimse bu koşullarda demokratik bir referandum yaşanacağını iddia edemez. Bu koşullarda, referandum yapılamayacağı tezi doğrudur. Ancak herhangi bir meşruiyet arayışına girmeden bunu yapabileceklerini biliyoruz ve buna hazır olmalıyız. Tavrımızı bu biçimde anlamak gerekir.

Dört bir yandan “evet” propagandası yapılırken, “hayır” diyen bir sesin yükselmesinin de bu tartışmaya bir katkı olarak görülmesi gerekir.

BİZİM MÜDAHALEMİZİN BELİRLEYİCİ BİR ETKİSİ OLACAK

AKP genel olarak rahat rahat “evet” çıkarabilecekleri fikrini yaymaya çalışıyor. Sizin olası bir referandumun sonucuna ilişkin fikriniz nedir?

Bu önemli bir konu. AKP/Saray matbuatı ve yandaşları böyle bir hava yayıyorlar, ancak bu gösterilenin gerçek olmadığını söyleyerek başlayalım. Bu havayı yaymalarının en önemli nedeni, tam da sizin sorunuzda ifade ettiğinizi düşündürmek. Oysa, daha önce çeşitli nedenlerle AKP’ye oy vermiş kesimlerden bile tam destek almalarının çok zor olduğunu, merkezi olarak destek veren MHP tabanının önemli bir bölümünün bu işe ikna olmayacağını hepimiz görüyoruz. CHP ve HDP tabanına baktığımızda ise burada “evet”e bir kayış olma ihtimalinin ihmal edilebilir düzeyde kalacağı görülüyor. Kuşkusuz umudumuzu bunlara bağlamıyoruz, ancak bu tabloyu iyi incelediğimizde durumun aşağı yukarı “kafa kafaya” olduğunu söyleyebiliriz. Demek ki, bizim müdahalemizin belirleyici, tayin edici bir önemi olacak.

Örneğin Gezi’de sokağa çıkan milyonların, örneğin düzen güçlerinin hiçbirine güvenmediği için siyasal süreçlerin dışına çekilen yüzbinlerin veya mevcut siyasal düzenin siyasete katılım kanallarını tıkadığı emekçilerin devreye girmesiyle bu tablo pekâlâ bizim arzuladığımız biçimde şekillenebilir.

Son olarak bir noktanın daha altını çizmek istiyorum. Bu değişikliklerin geçmesi durumunda, Türkiye son yıllarda içine girdiğimiz karanlık yolculukta yol almaya devam eder. Önemsizdir demiyorum ama mevcut durumun katmerlenmesinin ötesinde bir sonucu olmaz. Bizim açımızdan da mücadele kesintisiz biçimde devam eder.

Ben herkesin bir de tersini düşünmesini öneriyorum. Son büyük sıçramayı yapmak isteyen bu iktidar, kendi yürüyüşünde ileri bir adım atmak isterken, yani bir ayağı havadayken bir çelme yerse, tepe taklak gider ve aydınlık günlere yürüyüşümüz için önemli bir olanak yakalamış oluruz. Bu mümkündür ve hep beraber buna odaklanmak gerekiyor.

Dün yaptığımız çıkışın esas anlamı, Türkiye emekçi halklarını, ilerici insanlarımızı buna davet etmektir.

‘HAYIR’ ÇALIŞMAMIZDA ESAS ÖZNE HAZİRAN OLACAK 

Çalışmanın gidişatına dair bir yol yöntem belirlendi mi?

Genel olarak bilindiği gibi, Türkiye’de Gezi/Haziran direnişinde ortaya çıkan büyük enerji ile ülkemiz devrimci hareketinin tarihsel birikiminin buluşturulmasına, örgütsüz milyonların siyasal hayata müdahalesine katkı koyacak bir halk hareketinin inşası için Birleşik HAZİRAN Hareketi’nin içinde çalışıyoruz

“Başkanlığa Hayır!” kampanyasında esas öznenin HAZİRAN Meclisleri olması gerektiğini düşünüyoruz. HAZİRAN, önümüzdeki süreçte kamuoyuna yapacağı açıklama ile “Hayır!” kampanyasını başlatacak, partimiz de tüm üyeleri ve dostlarıyla birlikte bu çalışmanın bir parçası olacak.

Sürecin ayrıntılarına dair HAZİRAN Hareketi değerlendirmesini tamamlamak üzere, önümüzdeki günlerde bir açıklama ile alınan kararlar kamuoyu ile de paylaşılacaktır. O kararların aynı zamanda bizim kararlarımız olacağını söylemekle yetineyim.

Referandum sonucu ne olursa olsun, oraya emekçi halkın örgütlü gücünü büyütmüş, güçlendirmiş ve yaygınlaşmış biçimde girmemiz gerekiyor. Bunun için temel halka, halkın en geniş kesimlerinin tüm enerjileriyle ve yaratıcılıklarıyla dahil olabileceği mücadele zeminlerinin inşasıdır. HAZİRAN burada önemli bir yerde duruyor.

Bunun dışında kendi gücümüz ve olanaklarımızla bu çalışmaları destekleyecek, kuvvetlendirecek kimi adımlar atacağımızı da eklemiş olayım.

Hepsinin kesişim noktasında ise şu var, Türkiye’de güçlü bir Hayır sesi yükselecek ve bu Hayır sesinin içinde emekçilerin, yoksul halkın sesi belirgin bir biçimde öne çıkacak. Bu sürecin hayırlı biçimde sonuçlanması buna bağlıdır.

Son olarak TKP adını kullanmaya başlamanıza dair de bir açıklama yapmanızı rica edelim. Meselenin özellikle sol kamuoyu açısından netleşmesi için doğrudan sizin ağzınızdan dinleyelim.

Sosyalizm hedefine ilerlerken hiçbir isim veya araç mücadele hedeflerinden daha önemli değildir. Düne kadar söylediğimizi bugün de tekrar edeyim: Bizim gündemimizde bir isim tartışması yok. Tüm enerjimizi, gücümüzü ve birikimimizi AKP/Saray karşıtı mücadeleye odaklamış durumdayız. Bizim düşmanımız, emekçi düşmanları, halk düşmanlarıdır. Bizim düşmanımız Saray’dır.

Parti ismi konusundaki bu değişiklik ise esas olarak bir hukukun bitmesinin olağan sonucu.

TKP 2014 yılında, Türkiye’nin içinden geçtiği sürecin bir yansıması olarak bir iç tartışma süreci yaşamıştı. Partimiz, bir hizbin devrimci kadroları tasfiye girişimine karşı kararlı bir duruş sergilemiş ve bu planları boşa düşürmüştü. Ancak, sürecin bir devrimci partiye yakışır biçimde sonlanması o zaman mümkün olamamıştı. Tam da yukarıda ifade ettiğim nedenle, yani emekçi halkımıza, ülkemize karşı sorumluluklarımıza odaklanmak üzere, TKP adı askıda kalmış ve yasal varlığı da bir heyete emanet edilmişti. Partimiz o tarihten bu yana iki taraf arasında bağıtlanmış bulunan protokole sahip çıkmış ve hatta uygulanması için çaba harcayan taraf olmuştur.

Aradan geçen iki yıllık süre boyunca, eski arkadaşlarımız mücadeleyle ele geçiremedikleri TKP adını çeşitli ayak oyunları ile ele geçirmek amacıyla sayısız denemede bulundu. Son olarak ‘Heyet’i de kendi oyunlarına figüran yaparak, TKP adını devletin onayı ve tasdiki ile ele geçirmeye karar vermişler. KP üyesi avukatların başvurusu ve evrak takibi ile karar altına alınan kongreden partimiz birkaç gün önce haberdar oldu. Bu saçmalığa son verilmesi yönünde kamuoyuna açık yaptığımız çağrıya da yanıt verilmedi. Sadece bu durum bile, KP ve ‘Heyet’in kongreyi kaçırmayı, resmi kongre düzleminde ve devlet tasdikiyle partimizin adını ele geçirmeyi tasarladığının göstergesidir. Bu girişimden itibaren, protokol geçerliliğini yitirmiş oldu. Dolayısıyla, partimiz, bugüne kadar protokole bağlı kalarak kullanmadığı TKP adı ve değerleri üzerindeki bütün haklarını kullanma hakkını kazanmış oldu.

TELEFON OPERATÖRÜ KOMEDİSİ

Bu ayak oyunları öyle komik örnekler yarattı ki… Ayrıntı ama durumun vehametini anlatan küçük bir örnek vereyim. Biz aynı parti çatısı altındayken, parti üyelerinin birbirini ararken kullanabilmeleri için bir cep telefonu operatörü ile anlaşma yapmıştık, hepimiz kendi kullandığımız telefonların ücretlerini de normal biçimde ödüyorduk vs. Bu anlaşmayı yapan arkadaş ayrışma sürecinde diğer tarafta kalmıştı. Dün sabah bu arkadaşlar, bu hatları kullanan tüm yoldaşlarımızın telefonlarını kapattırmışlar.

Şimdi böyle bir “üst akıl” ile nasıl bir tartışma yürütelim!

Yıl olmuş neredeyse 2017… Birkaç devrimci komünist kadronun telefonunu kapatıp Dünya ile iletişimini keseceğini düşünebiliyorlar. Ben bunun benzerini sadece AKP’nin sosyal medyayı kapatarak halkın iletişimini, bilgi almasını engelleyeceğini sandığında düşünmüştüm.

Bunu niye anlatıyorum, bu düzeyde komik tartışmalarla vakit kaybetmeyeceğiz.

Bunun dışında da geride kalan 2,5 yıldır ortaya koyduğumuz siyasal tezler ve örgütlü duruşun aynı biçimde devam edeceğini söyleyebilirim. Partimiz iki yıldır TKP adı ile ilgili tayin edici makamın siyaset ve mücadele pratiği olduğu tezine sadıktır. TKP adının sahibinin siyasetle ve mücadele pratiğiyle belli olacağı yönündeki vurgumuz sabittir.

TKP’nin kurulduğu 1920’de benzer biçimde Ankara’da Ankara Hükümeti’nin güdümünde ‘resmi komünist parti’ kurulması vakası vardır. Bugün ancak tarihçiler ve konuya meraklı olanlar biliyor. Oysa Mustafa Suphi’lerin TKP’si Anadolu’ya geçmiş, işgale ve saltanata karşı mücadelede konum alarak emekçilerin, halkın TKP’si olmayı başarmıştır. Belki ona benzetebiliriz.

Sizin aracılığınızla tüm üyelerimize ve dostlarımıza da bir çağrı yapmış olayım, herhangi bir düzlemde isim tartışması yapmanın herhangi bir anlamı yok. Komünistlik, devrimcilik, TKP’lilik iktidar karşısında emekçi halkın mücadelesinin önünde, içinde ve yanında olmaktır. Bize düşen bunu dosta düşmana göstermektir. Dost ve düşman da bu süreçte ortaya çıkacak.