Teoriden pratiğe Hegel’den Marx’a ‘devrimin cebiri’

Hans Heinz Holz’un kitabı, Marksist felsefenin yapı taşlarının kavranmasına ve bütünlüklü, felsefi bir bakış açısının geliştirilmesine önemli bir katkı sunuyor. Devam ciltlerinin de çevrileceğini umduğumuz kitap, kütüphanenizin “Marksizm” bölmesinde olmayı hak ediyor.



14-05-2017 10:24
Baransel Ağca

Hegel felsefi anlamda dünya çapında bir fenomendir. Felsefeye ve insanın felsefe yapma biçimine kattığı pek çok şeyin yanında “onu tarihsel bir fenomen haline getiren asıl olgu, onun düşüncesini aşan pratik sonuçlardır ki Rus filozofu Aleksandr Herzen, ‘devrimin cebiri’  şeklinde ifade etmişti; Marx, Engels ve Lenin’de ise bu düşünce devrimin hareket ettirici gücü olarak tarif ediliyordu, ki nitekim bu Ekim Devrimi’yle birlikte dünyayı değiştiren bir rol oynamıştı”

Hans Heinz Holz’un Felsefenin Aşılması ve Gerçekleştirilmesi adlı üç ciltlik eserinin, “Hegel’den Marx’a Devrimin Cebiri”  adlı birinci cildi Sadık Usta çevirisiyle Yordam Kitap tarafından Türkçeye kazandırıldı. Bu ciltte Holz, Hegel felsefesinin; klasik Alman felsefesine, Avrupa’daki felsefe yapma biçimine ve Marksizme olan etkisini inceliyor.  Kendisi de bir felsefe profesörü ve Marksist olan Holz, felsefenin Hegel ile birlikte geçirdiği değişimi ve nihayetinde nasıl maddi bir güç haline geldiğini Marksist bir bakış açısıyla anlatıyor.
Felsefenin maddi güç haline gelmesinden; felsefenin toplumlar ve toplumsal olaylar üzerindeki etkisini kastediyoruz. Bu anlamda bakıldığında Hegel bir mihenk taşıdır. Hegel’in düşüncesi, Holz’un da ifade ettiği gibi onu aşan pratik sonuçlar dolayısıyla felsefenin, insanlık tarihinde etkin bir güç haline gelişinin başlangıç evresini oluşturuyor. Teoriden maddi güce geçiş ise Hegel felsefesinin damgasını taşıyan Marksist felsefe ile gerçekleşiyor.

 Marksizmin Hegel felsefesi ile kurduğu ilişki en bilindik anlamda “baş aşağı çevirme” biçiminde tanımlanıyor. Holz, bu ilişkiyi açımlarken aynı zamanda Marksist felsefeye ve Marksistlere bir görev biçiyor; “Marx açıktan Hegel düşüncesinin bir sınıra dayandığını ve dolayısıyla onun aşılması gerektiğini, Genç Hegelcilerinse söz konusu sınırı yanlış yönde takip ettiklerini ortaya koymuştu. İlk aşamada Marksist felsefe, Hegel’den hareket ederek, ama onu ters çevirmek suretiyle yeni bir toplumsal formasyonu devrimci bir dönüşümle yaratırken, felsefeyi de salt kuramsal konumundan teorik-pratik konumuna ilerletmişti. İkinci aşamaysa, felsefenin, devrimci mücadelenin bilinçli bir yansımasına (yansımanın yansıması) dönüştürlmesini, yani onun, toplumsal pratiğin belirli bir uğrağına ve aracına dönüştürülmesini kapsamaktaydı.
İçinde bulunduğumuz üçüncü aşamadaysa felsefenin işlevleri, pratiğe dönük bilimsel bakış açısının yorumlanmasını sağlayan bir konuma kadar ilerletilmelidir. 21. Yüzyıl, kendi bilincine erişmeyş bilen yeni bir toplumun diyalektik yapısının nasıl bir yansıma tarzıyla yaratılacağını ortaya koyan bir görevle karşı karşıyadır.”

Avrupa’da Marksizm’in itibarsızlaştırılma çabalarının en yoğun olduğu dönemde bu çabalara karşı hem siyasal hem de felsefi duruşun öncülerinden olan Holz, kitapta bu çabaların nasıl boşa çıktığını anlatırken Marksist felsefenin, sosyalizmin tarihsel yenilgisine rağmen ayakta durmasının ve hala insanlığa bir kurtuluş reçetesi sunabilmesinin nedenlerini de anlatıyor.
İnsanlığın tarihsel birikiminin en nitelikli ürünü olan Marksist felsefe, ona karşı yapılan tüm saldırılardan nasıl sağ çıkabildi? Kitapta bu soruya da kapsamlı bir yanıt veriliyor. Marks ve Engels’in yarattığı sisteme Lenin, Lukacs ve Gramsci gibi Marksistlerin yaptığı önemli katkılara da yer veriliyor.

Marksist felsefenin doğası gereği kitap, yalnızca bir felsefi inceleme kitabı olmanın ötesine geçiyor. Bunu yazarın cildin  sonlarına doğru Komünist Manifesto ile birlikte bir “siyasal çağrı”ya  yer vermesinden de anlayabiliriz. Manifesto’nun söylenenin ve propaganda edilenin aksine bugün hala güncel olmasının felsefi, siyasal, iktisadi ve toplumsal nedenlerinin açıklandığı bu bölümde yazar; Manifesto’da hedeflenen ve işaretleri verilen toplumun, henüz pratikte sınanacak olgunlukta tecrübe edilmediğine değiniyor. İnsanlığın tarihsel serüveninde geldiği nokta pek iç açıcı olmasa da bu durumun tersine dönmesinin pek de şaşırtıcı olmayacağı vurgulanıyor.

Holz’un kitabı, Marksist felsefenin yapı taşlarının kavranmasına ve bütünlüklü, felsefi bir bakış açısının geliştirilmesine önemli bir katkı sunuyor. Devam ciltlerinin de çevrileceğini umduğumuz kitap, kütüphanenizin “Marksizm” bölmesinde olmayı hak ediyor.



KÜNYE: Felsefenin Aşılması ve Gerçekleştirilmesi - Hegel’den Marx’a Devrimin Cebiri, Hans Heinz Holz, Çeviri: Sadık Usta, Yordam Kitap, 2017, 336 sayfa.