Tahran’dan Beyrut’a uzanan Zülfikar: ‘Şii koridoru’

Ortadoğu'daki uluslararası kapışma, büyük devletlerin başını çektiği kampların karşı hamlelerini gündemden düşürmüyor. Rusya-İran bloğunun desteklediği ve güçlendirdiği 'Şii Koridoru', ABD ve İsrail tarafının uykularını kaçırıyor.



27-10-2017 14:28
Serhan Kayır

Suriye krizi ile ilgili özellikle ana akım medyada sıkça duyduğumuz ‘Şii koridoru’ nedir? Tehditse kim için tehdit? Bu soruları bu yazıda özetle yanıtlamaya çalışacağız. Ana akım Batı ve yandaş Türkiye medyasının sıkça dile getirdiği ‘Şii koridoru’ Tahran’dan Beyrut’a uzanan bir hattı temsil ediyor. Bu hat Irak’ta ve Suriye’de IŞİD ile ortadan ikiye bölünmüştü. IŞİD varlığı, Suriye krizi süresince İran’ın krize etkin müdahalesinde lojistik açıdan bir engeldi. IŞİD’in Irak’ta ve Suriye’de çözülmesiyle birlikte ibre bu koridorun lehine döndü. Haşdi Şabi etkisi, Irak merkezi hükümetinin tartışmalı bölgelere müdahalesi, Deyrizor kuşatmasının kırılması ile birlikte fiili olarak hayata geçti.

Nüfusunun yüzde 55’i Şii olan Irak’ta Haşdi Şabi’nin Tahran-Beyrut hattının oluşmasında etkisi göz ardı edilemez. Haşdi Şabi, Irak’ta IŞİD’in ortaya çıkması ve Şii yerleşim bölgelerine saldırmasının ardından Irak halkı içinden çıkmış paramiliter bir yapı, Irak hükümeti tarafından resmi olarak tanındığı gibi maaşları Irak hükümeti tarafından ödeniyor. Şii Türkmen ve Araplardan oluşan Haşdi Şabi uzun zamandır mezhepsel ve etnik ayrımlarla toplumsal bütünlüğünü yitiren Irak’ta en azından Türkmenlerle Arapları mezhep temelli de olsa bir araya getiren bir oluşum olarak Irak’ta kendisine toplumsal bir taban ve meşruiyet edindi. IŞİD’le mücadelede Irak ordusunun en önemli ortağı olan Haşdi Şabi, Suriye sınırının IŞİD’ten temizlenmesinde ve İran ile Suriye arasında kara bağlantısının yeniden kurulmasında büyük rol oynadı.

Şii koridorunun kırılmasının önündeki engellerden biri olarak görülen, doğrudan olmasa da dolaylı olarak Suriye krizine Suriye lehine katkısından dolayı Haşdi Şabi bölgede İran-Irak-Suriye-Lübnan Hizbullahı ittifakını istemeyen tüm güçlerin hedef tahtasında. ABD, İsrail ve Türkiye bölgede Haşdi Şabi’den en çok rahatsız olan aktörler. Üçünün de rahatsızlık nedenleri bir birinden farklı olsa da her üç ülkede Irak’ta Haşdi Şabi’nin varlığını istemediklerini sıkça dile getiriyorlar. Körfezin Sünni monarşileri de bu üçlüden farklı bir tavır sergilemiyorlar. Bunun temel nedenlerinden birisi Tahran-Beyrut hattının Ortadoğu’daki olası tüm enerji hatlarının ve projelerinin önünü kesmesidir.

Sünni monarşiler, Şii koridorunu kendi enerji hatları açısından bir tehdit olarak görüyor, elbette bu enerji hatları ABD’yi de doğrudan ilgilendiriyor. Haşdi Şabi’nin olmadığı bir Irak ile Şii koridorunun kırılacağı ve İran etkisinin azalacağını düşünen güçler için Haşdi Şabi uzun bir süre daha hedef tahtasında olacak ancak Irak hükümeti baskılar arttığında Haşdi Şabi’yi federal polis gücüne ya da orduya entegre ederek bunu aşacaktır.

Uzun vadede Şii koridoru ile Tahran’dan Lübnan ya da Suriye limanlarına yeni bir boru hattının kurulması ise olasılık dışı değil. Bölgedeki tüm aktörler bu olasılığın uzak bir olasılık olmadığının farkındalar. En önemli gelir kaynağı enerji olan İran ve Irak açısından Akdeniz’e Suriye ve Lübnan üzerinden açılmak bu dört ülkenin de çıkarına ancak böylesi bir projenin hayata geçmesi için öncelikle Suriye’deki krizin sonlandırılması gerekiyor. İşte bu yüzden Suriye krizi bölgedeki pek çok sorunun kördüğüm olduğu noktadır.

Tahran-Beyrut hattı, güçlenen Hizbullah, yeni güç Haşdi Şabi ve Suriye’deki İran Devrim Muhafızları bölgedeki istikrarsızlıktan beslenen İsrail yönetimini de rahatsız ediyor. Suriye krizinin devamlılığı İsrail açısından büyük önem taşıyor. Suriye krizinin sona ermesi, Esad’ın bu krizden güçlenerek çıkması İsrail’in kabul etmeyeceği bir sonuç ve güçlenen Tahran-Beyrut ekseni, İsrail’i git gide sıkıştırıyor.

Tahran-Beyrut ekseni ile birlikte ABD emperyalizminin son yıllara ait planlarının büyük bir kısmı sekteye uğrasa da mezhepsel huzursuzluklardan yararlanan emperyalizm, enerji savaşlarında bölgede kendisine bu sayede halen hareket alanı açabilmektedir. Son gelişmeler elbette ABD tarafından öngörülmüştür ancak, ABD emperyalizmi bölgede sürdürülebilir kaostan beslenmektedir. Suriye krizinin sürekliliği ve Irak’ta mezhepsel parçalı toplumsal yapı emperyalizm için bu yüzden önemlidir. Bölgedeki mezhepsel ayrımlar keskinleştikçe emperyalizm bölgede etkisini koruyabilmektedir.

ABD ve Avrupa emperyalizmi uzun vadede Şii koridorunu kırmak ve mezhepsel ayrılıkları keskinleştirmek için hamlelerine devam edecektir. Bu süreçte IŞİD yerine yeni bir örgütün ortaya çıkması ise kaçınılmaz ancak şu an böylesi bir örgütü besleyecek toplumsal bir taban yok. Emperyalizm bu tabanın oluşması için Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da mezhepsel provokasyonlardan kaçınmayacaktır ancak iç çatışmalardan yorgun düşmüş bölge halkları bu kez bu provokasyonlardan eskisi kadar etkilenmeyecektir. Tahran’dan Beyrut’a uzanan Zülfikar, bölgenin yeni gerçekliğidir ve uzunca bir süre daha bölgede etkisini sürdürecektir.