Suudiler kaybetmeye devam ediyor: Lübnan’da geri adım

Gazeteci Hasan Sivri, Irak, Yemen ve Suriye’de son yıllarda dökülen kanın en büyük sorumlularından olan Suudi Arabistan’ın, Lübnan’da yaratmaya çalıştığı fakat başarısız olduğu krizi, sıkıştıkça, bölgede yaptığı ‘akılsızca’ hamleleri yazdı. Hizbullah’ın bölgedeki mücadelesinin önemine dikkat çeken Sivri, son dönemdeki gelişmeleri Nasrallah’ın şu sözüyle okuyor: “Yenilgiler tarihinden, zaferler tarihine geçtik.”



14-11-2017 15:34

Hasan Sivri

Suudi Arabistan, krallığına davet ettiği Lübnan başbakanı Said Hariri’yi istifaya zorladı ve tutuklanan prenslerle aynı otelde 2 gün rehin tuttu. Bunun bir iddia değil bir gerçek olduğunu Lübnan Addiyar gazetesine konuşan ABD’li bir yetkilinin şu sözleri ile vererek hızlıca geçelim. İsmini vermek istemeyen bir ABD’li yetkili Addiyar gazetesine harfiyen şunları söyledi: “Biz Suudi yetkililerle konuştuktan sonra Suudi yetkililer, 2 gün otelde tuttukları Said Hariri’ye Riyad içerisinde hareket özgürlüğü verildi.”

Haber kaynaklarına göre Hariri rehin tutulduğu otelden Riyad’taki evine taşındı. Evinin etrafında güvenlik çemberi oluşturuldu ve evine giden yollar kapatıldı. Hariri’nin özgürlüğü otel odasından bir eve genişlemiş oldu. Peki, Suudi Arabistan bunu neden yaptı?

Mossad’ın 1972 yılında arabasına bomba koyarak katlettiği Filistinli ve FHKC’nin ilk sözcüsü olan edebiyatçı Gassan Kenefani’nin sözüdür: “Arap coğrafyasında nerede bir ihanet görürseniz orada Suudi Arabistan’ı arayın.”

Irak, Yemen ve Suriye’de son yıllarda dökülen kanın en büyük sorumlularından biri; Katar eski başbakanının geçtiğimiz haftalarda ABD televizyonunda itiraf ettiği gibi, Suudi Arabistan Krallığıdır. Eski başbakan, Katar ve Suudilerin, ABD talimatı ile Kaide uzantısı Nusra dahil her türlü örgüte hesapsızca destek verdiğini itiraf etti. Körfez gerici medyasını ikiye bölen Katar krizinin nimetlerinden biri de, özellikle Suriye’deki yıkımda, ABD talimatıyla rol alındığı itirafını eski bir başbakandan duymak oldu.

Irak ve Suriye’deki yıkıcı rollerinin ardından oyundan düşen Suudilerin bulduğu akılsız hamle, öfke ile bölgenin en yoksul halkı Yemenlileri bombalamak oldu. Terlikleriyle savaşan Husilerin Suudi Arabistan sınırlarını aşan kararlılıkları ve uzayan savaş, Suudilerin ekonomisine büyük darbe vurdu. Arabistan’da maaşlar düşürüldü, hayat şartları zorlaştı ve sosyal medyada ‘15 Eylül sokak hareketlilikleri’ isimli muhalif kampanyalar düzenlendi.

Suudiler, ABD yeni başkanı Trump ile birlikte yeni bir hamlede bulundu: ABD ile 500 milyar doları bulan anlaşma imzalandıktan sonra Trump desteği ile Sünni kuşak kurup İran’a saldırmak. Katar krizi patlak verince Sünni kuşak yarılmış oldu, Katar İran’a yakınlaştı, ekonomik anlaşmalar imzalandı ve Katar elçisi İran’a döndü. Suudilerin yeni hamlesi de suya düştü. En çok kazançlı çıkan Suudiler ve Katar ile milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalayan Trump oldu.

Suudi Arabistan’ın akıldan yoksun son hamlesi, hassas dengelere sahip Lübnan’ın, Hizbullah ile gerilimli bir geçmişe sahip Sünni başbakanı Hariri’yi istifa ettirerek Lübnan’ı karıştırmak oldu. Suudi Arabistan, uzunca yıllar tartışılan ve geçmişte kalan silah tartışmasını yeniden gündeme getirerek İran’ı bunun üzerinden kuşatabileceğini ve sıkıştırabileceğini düşündü: Hizbullah silah bıraksın.

LÜBNAN’DA GERİ ADIM

Suudiler, Mişel Avn cumhurbaşkanlığındaki yeni Lübnan’ı okuyamıyor. Krizden krize sürüklenen Lübnan’da uzun bir aradan sonra cumhurbaşkanının varlığı, bazı alanlarda normalleşemeye doğru atılan adımlar ve Lübnan dağlarında Lübnan Ordusu ile Hizbullah’ın ortak operasyonları ile IŞİD ve Nusra’nın ülkeden atılması ile farklı bir atmosfer söz konusu oldu.

İktidar savaşı veren Muhammed Bin Salman, Lübnan’da ulusal birlik konusundaki iyimser havayı ve Hariri’nin bile Suudi Arabistan’a uçmadan bir gün önce İran’a teşekkür ettiği Lübnan fotoğrafını okuyamadı. Suudiler bölgedeki hiçbir gelişmeyi doğru okuyabilmiş değil. Prens yakınlarını tutuklatan ve paralarına çöken veliaht Muhammed Bin Salman’a, Türkiye’deki ‘Hedef 2023’ sloganına benzer 2030 vizyonunu dayatan ise bölgede yaşanan başarısızlıklar ve bu başarısızlıkların yansımalarıdır.

Hariri’nin kitlesi de olan bitenden rahatsız ve endişeli. Hariri’nin kalesi sayılan Sünni çoğunluklu Trablus kentinden Kral Selman ve Muhammed Bin Salman’ın fotoğrafları yakıldı ve indirildi. Suudilerin, Said Hariri’nin Müstakbel hareketindeki pozisyonuna abisini ‘tayin’ etmesi de rahatsızlık yaratmış durumda. Müstakbel hareketinde bölünmeler bekleyen analistler bile var. Suudiler müttefiklerini kaybetmekle kalmıyor, birçok ülkede oyundan düştükleri gibi Lübnan’da da oyundan düşmek üzereler.

Hizbullah ve Lübnanlı tüm taraflar bu süreçte kullandıkları dil ile Suudilerin hamlelerini elimine etti. Lübnan cumhurbaşkanı Mişel Avn ise Hariri’nin istifasını Lübnan’a geri dönmediği takdirde kabul etmeyeceğini açıkça ilan ederek “Said benim oğlum, bu işe (Lübnan’ın inşası) beraber girdik, beraber çıkacağız” dedi. Hariri ise özgürce değil, talimat ile konuşabildiği açıkça görülen son röportajında Lübnan’a geri döneceğini ilan etti.

Bir başka yazının konusu olacak ayrıntıları ile Suudi Körfez İşlerinden Sorumlu Bakan olan Tamer Subhan, bu süreçte yerinde durmadı. Lübnan basınına konuşan bazı kaynaklar ve sosyal medyadaki iddialara göre Suudiler Filistinli kamplar üzerinden Lübnan’ı karıştırmak istedi. Filistinliler ise Suudilerin taleplerini reddederek oyuna alet olmadı.

Akhbar gazetesine göre ise Tamer Subhan, Suudi Arabistan’ın Beyrut’taki elçilik bağlantılarını kullanarak Lübnan’daki Sünni aşiretlerden elçiliği ziyaret etmelerini ve Hizbullah ve İran’a karşı Suudilere destek pozisyonu almalarını talep etti. Suudiler, bölgede her çatışmalı ve krizli bölgede olduğu gibi Lübnan’da da halkı bölmeye ve kışkırtmaya oynadı fakat başarısız oldu. Tamer Subhan daha önce, İran ve Hizbullah’a karşı Koalisyon kurulması çağrısı da yapmıştı. Yemen’de de yıkım ve katliamdan başka işe yaramadığı görülen Koalisyon’u İran’a karşı kurma fikri, agresif Suudilerin her ABD başkanına teklif ettiği ama bir türlü ulaşamadığı bir hayal.

Lübnan, kışkırtıcı hamleler ve sloganlarla yeniden bir savaş yaşayamayacak kadar kendi ve bölge tarihinden ders almış durumda. Suudiler Lübnan’daki kitlesini kaybetti. Bir süredir ekonomik desteğini çekmiş olan Suudilerin ekonomik hamle ile de bir şey elde edebileceği de öngörülmüyor.

HİZBULLAH BUGÜN DAHA GÜÇLÜ

‘Arap Baharı’ adı verilen sürecin Suriye ayağındaki hedefler, Bağdat işgalinin hemen ardından Şam’a uçan ABD Dışişleri Bakanı'nın Esad’a ilettiği taleplere çok benziyordu: Lübnan Hizbullah’ına desteği kes ve İran ile arayı aç. Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren sürecin Suriye ayağının ana hedefinde Direniş Ekseni ve Hizbullah’ın olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor.

2000 yılında İsrail’i işgal ettiği Lübnan topraklarından çıkaran Hizbullah, 2006 yılında da İsrail’i 33 gün süren savaşta yenmişti. 2006’da Hizbullah’ın ilan ettiği zaferden sonra “Arap Ordularının yenildiği İsrail” yerine “Lübnan Hizbullah örgütüne yenilen İsrail” fotoğrafı yer aldı.

İşgal ettiği yerleri genişletme politikası güden İsrail yerine artık var olduğu sınırlara duvarlar inşa eden İsrail; büyük İsrail’i inşa politikası yerine var olduğu sınırları savunmaya geçen bir İsrail vardı. Bu denklemi değiştiren güç ise bölge ülkeleri İran ve Suriye’den destek alan Hizbullah. Hizbullah lideri Nasrallah yeni denklemi şöyle açıklıyor: Yenilgiler tarihinden zaferler tarihine geçtik.

IŞİD ve diğer cihadçı örgütlerin varlığına, bugün birbirlerini yiyen Körfez petro-dolar gerici ülkelerinin açık desteğine ve topraklarının güneyinde El-Kaide’ye açık destek veren İsrail’e rağmen Suriye’de istenen olmadı. 2006’da İsrail’in savaşa girerek ulaşmak istediği sonuca “Arap Baharı” sürecinde tekfirci cihatçılar kullanılarak ulaşılmak istendi. Yine olmadı. Hizbullah bugün, Suudilerin ve İsrailli yetkililerin itiraf ettiği gibi bölgesel bir güç.

Bugün Irak, Suriye ve Lübnan’da hareket edebilen bir Hizbullah var. Bir savaş olması durumunda ise Filistin’de de hareket edebilen bir Hizbullah uzak ihtimal değil.

SAVAŞ İSRAİL İÇİN YIKICI OLACAK

2006’da İsrail’i 33 günde yenen Hizbullah, bugün Suriye’deki savaşa müdahil olduğu 2013 Kasımından bu yana edindiği tecrübeler ve doldurduğu silah depoları ile bir sonraki savaşa zaten hazırlanıyordu. Hasan Nasrallah bu konuda açıkça “Bizim endişemiz yok, hazırlıksız da değiliz” diyor.

Hizbullah 2006 savaşında sadece Lübnan cephesinde var idi ve tek başınaydı. Bugün ise durum İsrailli yetkililerin de açıkladığı üzere daha farklı ve İsrail’in aleyhine. Hizbullah bugün sadece Lübnan değil Suriye cephesinde de var. Böylesi bir savaş sırasında savaş İsrail ve Lübnan arasında kalmayacak, İran devrim muhafızlarının, Şii milislerin sahada yer aldığı Suriye de savaşta taraf olacak ve Golan cephesi açılacak.

Ayrıca teknolojisini ve gözlem yeteneğini arttıran bir Hizbullah var. İsrail Kanal-2 televizyonu bu hafta, İsrail’in Rafael Gelişmiş Savunma Sistemlerinin Araştırma ve Geliştirme eski başkan yardımcısı ve füze bölümü başkan yardımcısı Şayek Ştazirgar’ın Hayfa’da petrol rafinerisindeki toplantısından notlar aktardı. Şayek Ştazirgar, Hizbullah’ın artık İsrail’deki en hassas noktaların koordinatlarına sahip olduğunu ve savaş durumunda beklenmedik saldırıların olabileceği konusunda açıkça uyarıyor.