Sur’un Yıkımına Hayır Platformu: Sur’da bayram yok

Sur’un Yıkımına Hayır Platformu, Sur’un son durumuna dair bir açıklama yayınladı. Sermaye’nin rant için saldırısına dikkat çekilen açıklamada, Sur’daki yıkımı durdurmaya yönelik çağrıda bulunuldu.



02-09-2017 11:27
İleri Haber

Sur’un Yıkımına Hayır Platformu, Sur’un son durumuna dair bir açıklama yayınladı. Sermaye’nin rant için saldırısına dikkat çekilen açıklamada, Sur’daki yıkımı durdurmaya yönelik çağrıda bulunuldu.

Açıklamanın tamamı şu şekilde;

SUR'UN YIKIMINA HAYIR PLATFORMU’NDAN BASINA ve KAMUOYUNA,

Diyarbakır Suriçi’nde çatışmalı sürecin yarattığı travma rehabilite edilmeden, güvenlik politikaları bahane edilerek kentsel dönüşüm adı altında ısrarla toplumun sinir uçlarıyla oynanmaya devam edilmekte ve mahalleler hızlı bir biçimde yıkılmaktadır. Savaş ve rant eksenli yürütülen bu süreç başta bu mahallelerde yaşayan halkı ve genelde Diyarbakır kentini huzursuz etmekte ve germektedir. Bu yıkımla birlikte bazı gözlemlerimizi kamuoyu ile paylaşma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

“KOLEKTİF KÖTÜLÜĞE KARŞI KOLEKTİF BİR İTİRAZ”

Yıkıma karşı Sur'da yaşayan insanlar kolektif kötülüğe, kolektif bir itiraz geliştirmeye çalışıyor. Ali Paşa ve Lalebey mahallelerinde yaşayan yurttaşlar topraktan ve kandan çıkma Sermaye ve Rant gruplarına karşı sokaklarını, evlerini, anılarını savunmak ve korumak için buraları terk etmiyor. Bu tavır insani olduğu kadar aynı zamanda  zorunlu koşulların dayattığı bir sonuçtur. Bu bağlamda Sur halkı ile dayanışmayı güçlendirmek ve büyütmek zorundayız.

Bu yıkımla birlikte Sur kadim kentinde, Sermaye ve Devlet ittifakının en çirkin halini Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde yaşamaktayız. Bunun temel nedeni bölgemizde  çözüme kavuşturulamayan siyasi ve toplumsal meselelerdir. Bu  çözümsüzlük politikası daha önceki süreçlerde olduğu gibi bugün eskiye oranla daha kirli ittifaklara zemin hazırlamaktadır. Kaosu ve çözümsüzlüğü ekonomik fırsatlara ve yatırımlara çevirmek isteyen sermaye grupları yoksul halkın malına, mülkiyet ve barınma haklarına göz dikmiş ve adeta açık bir şekilde gün ortası insanların temel hakları gasp edilmiştir. Sur kenti devlet eliyle sermayadarlar arasında parsellenmistir. Bunun en açık örneği Alipaşa’da mahallenin belli bir bölgesinin polis bariyerleri ile çevrilerek mahallede yaşayan insanların açık cezaevine alınmasıdır. Tarihin, insanın, toplumsal değerlerin ve kolektif yaşamın hiçbir kıymetinin olmadığı bu yıkımın yaratacağı tarihsel, toplumsal ve kültürel sonuçları hesaplanmadan adeta Amerikalıların "Yıkarsan Senin Olur" anlayışı ile yapıldığını düşünüyoruz. Çünkü yıkıp-yapma arasında büyük bir hırsızlık söz konusudur. Dahası mülkiyet bu süreçte el değiştirmekte, demografik yapı bu  mekanlarda köklü olarak değiştirilmektedir. Dahası  burda yaşayan insanlara insan kokusunun olmadığı, herşeyin metalaştırıldığı bir süreç ve ilişki biçimi dayatılmaktadır. Zafere, kazanmaya, alt etmeye motive olmuş bu irrasyonel sürecin toplumda büyük bir körlük, büyük bir kuraklığa yol açtığını, yüzyüze ve  birlikte yaşamı ortadan kaldırararak toplumda öfke ve nefret tohumlarını ektiğini  politik aktörlere bir kez daha  hatırlatıyoruz. Toplumsal dokunun  ve mekanın bir arada değiştirilmesinin uluslararası hukuktaki karşılığı ise insanlık suçudur. 

“AİDİYET DUYGUSU ZEDELENDİ”

Yıkımın en önemli siyasi etkisi yurttaşlık hukukunun Sur halkı tarafından çok keskin bir şekilde sorgulanıyor olmasıdır. Aidiyet duyguları ciddi oranda zedelenmiştir. Tedirginlik, korku ve bekleme hali gündelik yaşamı bile sürdürülemez hale getirmiştir. Kadınlar ve çocukların yıkımda en çok etkilenen gruplar olmasının yanında aile içi şiddete de en çok maruz kalan kesimlerdir. Sur'daki küçük esnafın yerini hızlı bir biçimde tekellerin alacağı gözlemlenmektedir. Fiziksel yıkımda yurttaşların taleplerinin dikkate alınmaması ve  kolluk kuvvetleri eşliğinde sürekli bir tehdit halinin canlı tutulması gelecek kuşakları derinden sarsabilecek bir iç yıkımı tetiklemektedir. Baskı sonucu biriken öfke ve çaresizlik halinin toplumlara ne kadar büyük zararlar verdiğini tüm kamuoyu bilmektedir. Bununla bağlantılı bir diğer nokta ise toplumu baskı altında tutarak sadece bildiğini okumak, topluma söz hakkı tanımamak, saygı duymamak, devlet ve toplum arasındaki sözleşmenin de açık ihlalidir.

Bu mahallelerde yaşayan halkın, kendi  kentlerinde üçüncü kez göçü yaşayıp mülteci durumuna düşmesi telafi edilemez sonuçlar doğuracağı gibi asla kabul edilecek bir durum olmadığını belirtmek istiyoruz.

Ali Paşa ve Lalebey halkı tıkanan siyasi süreçlere kurban edilmemelidir. Bir dönüşüm yapılacaksa burada yaşayan halk yetkililer tarafından dinlenmelidir. Bu şekilde yapılan uygulama kentsel dönüşüm değil çok boyutlu bir yıkımdır. Kentsel dönüşüm yalanına Diyarbakır kentini ortak etmeye çalışmak büyük bir saflıktır. Kimse bu dönüşüme inanmamaktadır. Kimse ikna olmuş değildir. Topluma rağmen bu yıkım sürdürülmektedir. Toplumun rızasını almadan yapılan bütün işler zorbalık olduğu gibi başarısız olacağı kesindir.

“TEHDİTLER ORTADAN KALDIRILMALI”

Dolayısıyla elektriği ve suyu kesilip açık bir şekilde tehdit edilen halk, evlerinde kalmalıdır. Tehdit ortadan kaldırılmalı, insani koşullar sağlanmalı ve yıkım durdurulmalıdır.

Bizler, bu kötülüğe karar veren mercilerin ve yetkililerin tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu, bu gasp ve hırsızlık sürecinin yurttaşlar üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi görmek ve hissetmek gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Bu mahallelerde yaşayan halk kopuşun en radikal halini şu an yaşamaktadır. Sınıfsal, etnik, kültürel ve siyasal bağlamda büyük bir çaresizliğe sürüklenen Sur halkının yaşadığı bu zorlu ve zahmetli süreçten herkes sorumluluk duymalı ve yıkıma karşı çıkmalıdır. Bu mahallelerdeki yıkım ahlaki ve siyasi olarak herkese bir sorumluluk ve rol biçmektedir. Hukukun politik hedeflerin pekiştiricisi olarak kullanıldığı ülkemizde, Platformumuz herkesi her an ahlaki tutum almaya davet etmek zorunda bırakılmaktadır.

“BU YIKIMI DURDURALIM”

Platformumuzun yaklaşık dört aydır süren Sur Halkıyla Dayanışma çabalarının yıkımı durdurmanın çok ötesinde anlamlar taşıdığını düşünüyoruz. Doğaya, topluma ve insana saygıyı temel ilke olarak kabul eden Platformumuz yıkımın durdurulmasına büyük bir anlam biçmektedir. Duyarlı kesimlerin ülkemizdeki normalleşme çabaları Sur'daki yıkımın durdulmasi ile güçlenebilir. Dolayısıyla Sur'da Bayram Yok dedik, Sur'un bayramı ancak yıkım durdurulursa olabilir.Yıkımda sorumluluğu olan yetkilileri Sur halkını dinlemeye ve Kadim Sur kentine saygıya davet ediyor, bu yıkıma karşı tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve demokratik kitle örgütlerini Sur’daki Ortak Dünyamızı sahiplenmeye ve bu yıkımı durdurmaya çağırıyoruz.