Spinoza'nın sevinci

Balanuye bu çerçevede; aşkıncılık, insan merkezci özgür iradecilik ve erekselcilik kavramlarından yola çıkarak sevince dönüşmenin kılavuzunu bilim, felsefe, kişisel deneyim ve gündelik yaşamdan yola çıkarak gözler önüne serer.



21-01-2018 02:59

Ufuk Akkuş

İnsanın eyleme gücünün gelişmesi felsefesini ilke edinen Spinoza; bu upuygun fikirlerle donanan insanda sevincin artacağını ve kederin azalacağını öne sürer. Çetin Balanuye; "Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor" adlı kitabında Spinoza'nın sevinç kavramından yola çıkarak Spinoza'nın dünyasında bizi haz dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Balanuye, bu kitabında sevinç duymakla yetinmeyip sevince dönüşmeyi başarmamız gerektiğini ileri sürüyor ve bunun argümanlarını sarih bir biçimde anlatıyor. Balanuye, Spinoza'ya atıfla ne kendimizin ne de başkasının yaşamını didikleyerek kendimize sevinçli yaşam kılavuzu bulmanın imkansızlığına vurgu yaparken projesini Spinoza gibi yaşamak zorunda olmadan yaşamı Spinoza'nın yardımıyla anlamaya çalışmak olarak özetler.

"Spinoza'ya göre "biz insanlar, hiç de doğruyu arayan, bulunca karar veren ve kararına uygun eylemeyi özgürce seçebilen varlıklar değiliz! Yine de ve tam da bu nedenle sevince dönüşen bir yaşam sürmemiz olanaklı... Bunu başarmak için öyle çelik gibi bir iradeye falan da gerek yok. Anlamak az da olsa dönüştürür." Balanuye, öncelikle çağın ortak doğru kabullerinden bazılarını, bizi sürekli bir sevince dönüşmekten alıkoyan o bazı karanlık varsayımları, su yüzüne çıkarmayı hedefler. Ona göre, Spinoza da tam böyle yapmıştır. Varsayımlardan kurtulma konusunda güçlüğü fark etmiş ve sevinç düşmanı bu varsayımları tek tek ortaya çıkarmış, en sonunda da bunları daha sevinçli başka varsayımlarla değiştirme yoluna gitmişti.

Balanuye bu çerçevede; aşkıncılık, insan merkezci özgür iradecilik ve erekselcilik kavramlarından yola çıkarak sevince dönüşmenin kılavuzunu bilim, felsefe, kişisel deneyim ve gündelik yaşamdan yola çıkarak gözler önüne serer.

Balanuye'ye göre; Spinoza felsefesi her türlü aşkıncılık ve doğaüstücülük varsayımını ortadan kaldırmaya yönelmişti. O evrendeki sonsuz nedensellikler zincirinin her bir halkasını tek tek göstermek yerine, bu işleyişin genel planına ilişkin bizde bir sezgi oluşturma yoluna gitmiştir. Hedefi en genelden en özele doğru giderek olup biten her ne varsa bunların tek ve aynı doğada cereyan ettiğini göstermektir. Spinoza bilgece bir yaşama doğru atılacak ilk adımın her çeşit aşkıncılık tavrından uzaklaşmak olduğunu düşünüyordu. Tanrı sözcüğünü gördüğümüz her yerde bunu "Doğa" olarak okuyabileceğimizi söyleyen Spinoza ve semavi dinlerin varsaydığı türden bu evreni aşan, onun dışında ya da ötesinde var olan aşkın, maksatlı, karar verip eyleyerek yaratan, yarattıklarını da izleyen bir Tanrı'nın olamayacağını keşfetmiştir. Balanuye, inançların temelsizliğini göstermek yerine farkına bile varmadan benimsediğimiz varsayımlarımız ve bunlardan türeyen inançlarımızın bizi sevinçten uzaklaştırıyor olabileceğini göstermek istediğini belirtir. Tanrı'yı bu dünyayı aşan, bizi ödüllendirip cezalandıracak bir güç olarak benimsememiz bizi sevince dönüşmekten alıkoyar, yaşamımıza suçluluk, melankoli ve cezalandırma tedirginliği yerleştirir, bizi canlı-cansız tüm varlıklarla bir ve birlikte olmaktan uzaklaştırabilir.

Sevince dönüşmenin önündeki varsayımlardan ikincisi insan merkezci özgür irade anlayışıdır. Spinoza'ya göre ne Tanrı ne de insan özgür irade sahibidir. İnsan çeşitli bedenlerle karşılaşmasından etkilenen bir varlık olmak bakımından özgür irade sahibi değildir. İnsan da dahil tüm canlı varlıkların sonlu yaşamları conatus (var kalma çabası) ile geçer. Bu çaba canlı varlıklarda kendine yarayana yaklaşma, yaramayandan kaçınma itkisi olarak ortaya çıkar. İnsanlar eylemlerinin farkında ama bu eylemlerinin nedenlerinin farkında değildir. Balanuye, "gözlemlenemez etkileşimlerin sonucu olan gözlemlenebilir eylemleri özgür iradenin seçimi olarak adlandırır ve özgür iradenin yanılsama olduğunu pek çok güncel araştırma bulgusu aracılığı ile gösterir. Spinoza'ya göre sonlu tüm varlıklarda olduğu gibi insanda da özgür iradeden bahsedilemez. İnsanın özgürlüğü ancak ve yalnızca kendisini belirleyen zorunlulukların, nedenselliklerin ya da en genel anlamında etkileşimlerin farkına varmak anlamına gelir. Spinoza'ya göre; olup biteni bir ölçüde kavrama olanağımız bizim yegane özgürleşme yolumuzdur. Sonsuz karşılaşmalar ve etkileşimler evreninde, hangi nedenlerin etkileriyle eylediğimiz kavradığımız ölçüde bu etkilenişlerden ne ölçüde sevinç, ne ölçüde kederle çıkabileceğimizi de fark ederiz. Etkilenişlerden sevinç devşirmeyi başardığımız ölçüde güçlenir, var kalma ısrarımızı artırır, giderek bilgeleşiriz; tersini deneyimlediğimiz ölçüde ise zayıflar, var kalma direncimizi azaltır, köleleşiriz. Spinoza açısından özgürlük, Doğa/Tanrıyı kavramakla bir ve aynı anlama gelir.

Balanuye'nin hüzünlü dünya görüşlerimizden sorumlu saydığı üçüncü varsayım olan erekselcilik aşkıncı ve özgür iradeci varsayımlarla karmaşık ama güçlü bir ilişki içinde gelişir. Balanuye'ye göre; ister “aşkın bir Varlık”ın arzusu doğrultusunda yaratılmış olduğumuzu düşünmekten, isterse davranışlarımızda her zaman kendi özgür seçimlerimizin belirleyiciliğine inanmaktan olsun, hemen her zaman yapıp ettiklerimizin belli bir amaca yönelik olduğunu düşünürüz. Spinozacı nedensellik her türlü erekselliği dışlar. Bunun nedeni yalnızca, Spinoza'nın aşkıncı, dinsel ya da spiritüel boş inançları sisteminden kovmak istemesi değildir. O basitçe gerçekliğin, hayatın ya da en geniş planda evrenin insani arzu, gereksinim ya da beklentilerle ilişkili bir üst ereğinin olduğu yargısının hakikate uygun olmadığını göstermek ister. Hayatlarımızın bu dünyadaki içkin karşılaşmalardan ibaret oluşu onu anlamsız ya da kederli yapmaz. Tersine Doğa/Tanrı kavrayışımız arttıkça hayata tutunmamız ve sevincimiz artar. Evrende insani amaçlarla uyumlu bir üst ereğin bulunmuyor oluşu Spinozacı var kalma çabasının tüm sonlu varlıklar için olduğu gibi insanlar için de sevinçli bir deneyim olabilmesine engel değildir. Hatta sonlu ve sınırlı var kalışımızı sevinçli bir deneyime dönüştürmenin yolu önceden verilmiş erek varsayımından kurtulmaya bağlı olabilir. Bu yaşama çabamızın arzu ve emellerden bağımsız olması anlamına gelmez ama arzu ve emellerimizin elimizdeki en kesin ve yegane gerçeklik olan Doğa/Tanrı'dan öte sözde büyük bir ereğe yönelmemesi gerektiği anlamına gelir. Hayatın bizler tarafından keşfedilmeyi bekleyen saklı bir hedefinin olmayışı, bizlerin anlamsızlık ya da boşluk duygusuna mecbur kalacağımız anlamına gelmez. Evrenin bütünüyle kendi kendini organize eden, gelip geçici varoluş deneyimlerinden oluştuğunu fark ederek, varlıkların sürekli olarak sahnede görünüp kaybolduğu bu eşsiz kumpanyada rolumüz kadar yer almanın getireceği sevinci yakalayabilir bu sonsuz akış içindeki bir figür olarak kozmik tabloda nasıl bir hareketli estetik imaj oluşturduğumuzu kavrayabiliriz.

Aşkıncılık, özgür irade ve erekselcilik varsayımlarından uzaklaşmanın yanı sıra var kalma çabası anlamında güçle barışmanın ve etkin bir güce dönüşmenin önemini vurgulayan Balanuye'ye göre güç kavramı ile sevinç kavramı arasında ayrılmaz bir bütünlük vardır. Balanuye'nin Spinoza'ya atfen upuygun fikirlerle sevinçlenmek dediği ve özetle Doğa/Tanrı'nın zorunlu nedenselliğini olabildiğince sezmeyi, ardından da bu sezgiden nedeni kendimiz olan etkileri gücümüz-sezgimiz yettiği oranda çoğaltma çabası başlı başına bir erdem olarak karşımıza çıkar. Herhangi bir varlık için eyleme gücünü artırarak var kalma ısrarı göstermesi, kendiliğinden iyi, sevinçli ve doğru olandır; kolektif bir arada kalışımızı daha sevinçli kılmamızın bundan başka aşkın bir referansı yoktur.  

Spinoza felsefesi sadece bireylerin var kalma çabaları, upuygun fikirler geliştirmeleri, sevince dönüşmeleri için bir kılavuz değildir. Eyleme gücümüzü artıracak bir toplumsal özgürlük için de ufuk açıcı bir düşüncedir.

Balanuye, Spinoza felsefesinin temel noktalarını açık bir anlatım ve şiirsel bir dille aktararak sevince dönüşme yolunda Spinoza'nın dünyasında zevkli bir yolculuğa davet ediyor bizleri.


KÜNYE: Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor, Çetin Balanuye, Ayrıntı Yayınları, 2017, 160 sayfa