‘Son ittifak’: Erdoğan ümitli olsaydı bunu yapmazdı

Siyaset bilimci Deniz Yıldırım, CHP’li Tur Yıldız Biçer ve TKP MK Üyesi Erçin Fırat ile AKP-MHP ittifakını, seçim sürecini ve önümüzdeki dönemi konuştuk.



19-03-2018 06:17

Meryem Yıldırım – Tuğba Özer

Kamuoyunda ‘ittifak yasası’ olarak bilinen ve bir gece yarısı apar topar Meclis’e getirilerek AKP ve MHP’nin iş birliğiyle kabul ettirilen yasa teklifi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz hafta onaylandı. ‘Anayasa değişikliği’ adı altında 16 Nisan’da yapılan tek adam referandumunda büyük tepkilere neden olan ve seçime şaibe düşüren mühürsüz oylar, bu düzenleme ile yasal hale getirilmiş oldu. Bir AKP-MHP ittifakı düzenlemesinden ziyade seçime ilişkin ciddi değişiklikler içeren ve tartışılan yasa teklifini, ittifak sürecini ve önümüzdeki dönemi Siyaset Bilimci Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım, CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ve TKP Merkez Komitesi Üyesi Erçin Fırat ile konuştuk. HDP’li vekiller ise konuya ilişkin daha önce grupları adına açıklama yaptıklarını belirterek, ek bir görüş bildirmeyeceklerini dile getirdi.

‘YASAL OLMASI MEŞRU OLDUĞU ANLAMINA GELMİYOR’

Siyaset Bilimci, akademisyen Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım, Erdoğan’ın onayladığı ‘ittifak yasası’na ilişkin “Bundan sonra ‘ben sandığı tutarım, güvenliği sağlarım’ demek o kadar kolay değil” ifadelerini kullandı.

16 Nisan’da referandumun sonuçlarını şaibeli hale getiren tüm karar ve uygulamaların bu yasa teklifi ile yasal hale getirildiğini ifade eden Yıldırım, “Ama bir şeyin yasal olması onun meşru olduğu anlamına gelmiyor. Siyaset biliminde hep ısrarla bunun altını çizeriz. Yasa çıkarabilirsiniz ama bu yaptığınız hukuki anlamda meşru anlamına gelmez. Bu meşru bir düzenleme değildir, tıpkı 16 Nisan referandumuna yapılan müdahalenin meşru olmaması gibi” dedi.

‘ASIL MESELE SEÇİMİN ARTIK GÜVENSİZ OLMASI’

Bu nedenle düzenlemeye “seçim ittifakı düzenlemesi” denilmesinin doğru olmadığını düşünen Yıldırım, “Çünkü asıl mesele ittifak düzenlemesi değil seçimin yapılma şekliyle ilgili getirdiği yeni düzenleme şekli ve seçimin artık güvensiz olması” diyerek nedenleri şöyle sıraladı:

“Birincisi mühürsüz oylar ve pusulalar geçerli sayılacak. İkincisi, zaten YSK 16 Nisan’da ısrarla sorulmasına rağmen kaç mühürsüz oy pusulasının geçerli sayıldığını açıklamadı.

Hangi bölgelerde kaç sandık olduğunu da açıklamadı. Dolaysıyla YSK zaten bu konuda bir şaibe oluşturdu ve kamuoyunu tatmin etmedi. Şimdi bunun üstüne bir de düşünün ki fazladan oy pusulaları basılmış olacak.

Sandık kurul başkanlıklarına artık siyasi partiler temsilci veremeyecek. Dolayısıyla kaç sandıkta bunun olduğunu öğrenemeyeceğiz. Örneğin Doğu ve Güneydoğu’da 16 Nisan’da yaşandı bu zorluklar, şimdi çok daha zor olacak. Sandık başlarında kolluk uygulaması, sandık kurullarının YSK ve ilçe seçim kurulları tarafından sürekli değiştirilebilecek olması. Aynı apartmanda yaşayan kişilerin farklı yerlerde oy kullanabilecek olması yani özü itibariyle bundan sonra seçimlerin güvenli yapıldığına dair denetimi yapacak mekanizma da ortadan kaldırılmış oldu. Sadece seçim güvenliği değil denetleme yöntemleri de şu anda şeffaflıktan uzak.”

‘YANGINDAN MAL KAÇIRMA’

Düzenlemenin bir gecede Meclis’ten geçirilmesine değinen Yıldırım bunu bir suçluluk psikolojisi olduğunu şu sözlerle ifade etti:

“Seçim sonuçlarını tamamen şaibeli hale getiren bir düzenleme ortaya çıkıyor ve bana kalırsa düzenlemenin, 26 maddelik bir paketin geceden sabaha kadar, halkın fark etmeyeceği bir şekilde atar topar geçirilmesi bir tür suçluluk psikolojisi. Yangından mal kaçırma uygulaması. Dolayısıyla endişeleri doğrulayan bir usul oldu bu yapılan."

'KIRMIZI ÇİZGİ ÇEKİLSEYDİ DURUM FARKLI OLURDU’

Boykot tartışmasından önce seçim güvenliği meselesinin dikkate alınması gerektiğine vurgu yapan Yıldırım, boykot tartışmalarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Boykot çağrısı yapmak ya da boykot yapmanın ötesinde siyasi partiler, toplumsal muhalefet güçleri, Türkiye’nin ilerici güçleri ya da Türkiye’de seçimlerin adil yapılması konusunda çıkarı olan herkes sandığa giren oyunun girdiği gibi çıkmasını istiyor. Dolayısıyla siyasi partiler çıkıp ‘bu düzenlemeyi bu şekilde getirirseniz biz seçmenlerimizi sandığa götürmeyeceğiz, boykot edeceğiz’ demeliydi. Eğer böyle bir kırmızı çizgi çekilseydi bence bugünkü sonuçtan biraz daha farklı olurdu. Ama hiçbir şey söylenmedi."

‘BEN SANDIĞI TUTARIM DEMEK O KADAR KOLAY DEĞİL’

“CHP partileri ziyaret etti seçim güvenliği konusunda. Daha sonra yazılan raporu AKP’ye iletti, her şey çok normalmiş gibi.

Bundan sonra ‘ben sandığı tutarım, güvenliği sağlarım’ demek o kadar kolay değil.”

‘BU BLOK YÜZDE 50+1 İLE KAZANAMAZ’

Yıldırım, bundan sonraki süreç için iki farklı senaryo çizerek şöyle devam etti:

“Diyelim ki bu seçime bu yasa ile gidildi. Hileye rağmen muhalefet olarak kazanmak için yüzde 55 ile 60 arasında oy almak gerekiyor. Bu blok yüzde 50 +1 ile kazanamaz. Bunu yapabilecek bir irade var mı?

İkincisi de diyelim ki yüzde 60’ı alabilecek bir siyasi ortam oluştu muhalefet güçleri arasında.  Ancak 16 Nisan’da da iradesini sahip çıkılmadığını gördüğü için seçime gitmek istemeyen ya da istese de sandıklara sahip çıkma konusunda yeterli isteği olmayan morali bozulmuş bir kitle var şu anda. AKP-MHP seçmeni içinden 10 puan almaya çalışırken bu taraftan da yüzde 50 seçmende yeniden ümidi yükseltmek gerekiyor. Bu ikisini bir arada yapacak bir siyasi hamle var mı yok mu önce bunu tartışalım diyorum. Varsa tamam yoksa bir başka boyuta geçelim. Mesela boykot.”

‘BOYKOT ŞÖYLE BİR FAYDA GETİREBİLİR’

“Boykot şöyle bir fayda getirebilir; boykot dendiğinde seçime gitmeyenlerin oranı yüksek olacak gibi bir görüntü var. Çünkü zaten Türkiye’de seçime gitmeyen yüzde 10-12’lik bir kesim var. Bunun üstüne de en az yüzde 50’lik bir kesimi koyduğunuzda belki seçime katılım yüzde 40’larda kalacak. Bu da iktidar açısından sarsıcı bir durum. Meşruluğu tamamen tartışmalı hale gelebilir.

Boykotun bile bir seçim güvenliği gerektirdiğinin altını çizen Yıldırım şu uyarılarda bulundu: “Boykot edilmesi durumunda sandık güvenliğinin olmadığı yerlerde, oy kullanmaya gitmeyen seçmenler adına mühürsüz pusulalara partilerin müşahitlerinin ya da üyelerinin alınmadığı sandık kurullarında oy basılmayacağını bize garanti edecek bir şey yok. Dolayısıyla boykot bile seçim güvenliği gerektiriyor. Yani biz boykot da etsek seçime de gitsek güvenlik meselesini konuşacağız.”

‘FİŞLEME YÖNTEMİNE DÖNÜŞEBİLİR’

“Boykotta bir başka zorluk unsuru da şu; Türkiye’de şu anda çok sayıda memur, işe girmek için bekleyen insanlar var. Boykot iktidar için bir fişleme yönetimine dönüşebilir. Bu ‘cumhur ittifakı’na kimler gelip oy vermemiş açıkça liste haline getirmek anlamına da gelebilir. Dolayısıyla bütün bunları hesaplayalım, bunları konuşalım. Halk, bu anlamda aktifleşsin, siyasi partilere bakmasın. Halkın dediğini siyasi partiler uygulamak zorunda kalsın.”

‘MHP İLE İTTİFAK AKP’NİN OYUN ALANINI DARALTTI’

İktidarın siyasi açıdan elinin güçlü olmadığını ifade eden Yıldırım, MHP ile ittifakın AKP’nin elini daha da daralttığını söyledi:

“MHP ile ittifak oyun alanını daralttı. Toplumun tüm kesimlerine seslenebilecek geniş bir proje yok iktidarın elinde, yapabileceği tek şey kutuplaştırma. Milliler-gayri milliler diye bir zemin kurmaya çalışacak. Bizim bunun karşısına halkın çıkarını asgari olarak öne çıkaracak bir şey koymamız lazım.”

İLKELER

“Kastettiğim şey siyasi partiler arasında bir ittifak değil” diyen Yıldırım bahsettiği ilkeleri şöyle sıraladı:

-OHAL’in kaldırılması. Yani Türkiye’de temel özgürlüklerin yeniden garanti altına alınması.

-Başkanlık ya da Türkiye’nin KHK’lar aracılığıyla yönetilmesi yerine Meclis’ten yönetilmesi.

-Her türlü örgütlenme, ifade özgürlüğünün medya baskılarının kaldırılması.

-Emekçinin, işçinin, köylünün, üretenin şeker fabrikalarını sattırmayacak bir ekonomi programında uzlaşalım.”

Yıldırım sözlerine, "Bütün bunları savunup genişletmek için, egemenliğin yeniden halka geçmesi için temel ilkeler etrafında Halk Egemenliği Komisyonları kurabiliriz" önerisiyle son verdi.

CHP’Lİ BİÇER: ERDOĞAN ÜMİTLİ OLSAYDI BUNU YAPMAZDI

CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer de, söz konusu ittifakın, ne AKP’nin ne de MHP’nin önümüzdeki süreçte kendi başına ümitli olmadığını gösteren bir gelişme olduğunu dile getirdi.

“Anketlerde zaten istediği sonuçları bir türlü bulamıyordu. Oy oranlarının düştüğünü, eskisi gibi daha kolaylıkla kitleleri aynı inandırıcılıkla etkisi altına alamadıklarını, o gücü kaybettiklerini görüyor Tayyip Erdoğan. Kendine güveni olsa zaten böyle bir şeye hiç kendisi yanaşmaz” diyen CHP’li Biçer, MHP’nin durumunu ise şöyle tarif ediyor:

MECBURİ MUHTACİYET

“Öbür taraftan MHP’nin baraj altında kalma ihtimalini hepimizi görüyoruz. Bunu tabandaki MHP’li de herkes de görüyor ve söylüyor. Bu iki tarafın da bir mecburiyetten geldikleri bir zorunluluktan geldikleri bir nokta.”

‘BU BODOSLAMA HALİ 7 HAZİRAN’DA BAŞLADI,  KONTROLÜ KAYBETTİLER’

“7 Haziran’da ne diyorlardı ‘ya tek başına iktidar ya kaos’. Aynı bodoslama halle gidiyorlar hala” ifadelerini dile getiren Biçer hükümeti şu sözlerle eleştirdi:

“Türkiye’ye ne olduğu, insanların ne düşündüğü, yarın ülkenin ne durumda olacağı, gelecekte ne olacağı hiç umurlarında değil. Bu Türkiye’yi felakete de götürür. Onu görseler bile bundan vazgeçmiyorlar. Şu anda kontrolü kaybetmiş durumdalar. Kontrolü kaybettikleri için de bu ittifakla bir yere varacaklarını sanmıyorum açıkçası. Ne yaptıklarının farkında değiller. Meclis’te bu dillendirildiğinde olay çıktı. Daha bir yıl önce birbirine neler söyledikleri kayıtlı. Basında, her yerde yer almış. Dolayısıyla inandırıcılığın ve samimiyetin olmadığı çok ortada. Ama işte mecburiyetten böyle bir şey yapıyorlar.”

‘MUHALEFETİN BAŞARISI’

CHP’li vekil AKP ve MHP ittifakının muhalefetin başarısı olduğunu da sözlerine ekledi. “Aslında çok yanaşmayacakları bir şeye mecbur kaldılar. Bu aslında bir anlamda bizim başarımız” diyen Biçer, şöyle sürdürdü sözlerini:

“Bu bütün muhalif güçlerin başarısı. O muhalif güçler bir arada nasıl durabildiklerini gösterebildikleri için panik haliyle, kontrolü kaybetmiş bir şekilde gidiyorlar. Ama ben şuna inanıyorum; biz daha önce 7 Haziran’da kazandık, referandumda kazandık. Adalet Yürüyüşü’nde hep beraber kazandık. Dolayısıyla bu gücün karşısında duracaklarını göremiyorum ben.”

MHP’YE SERT SÖZLER: SİYASİ AHLAKTAN UZAKLAR

MHP’nin CHP’nin görüşme teklifini reddetmesine rağmen CHP’nin hazırladığı seçim güvenliğine ilişkin raporu talep etmesini eleştiren CHP’li Biçer, “Bu tutarlılıktan uzak, birbiriyle çelişkili bir durum. Siyasi ahlaktan, etik değerlerden uzak hareketler bunlar. Bunlar, onların da işlerin çok yolunda gitmediğini gördüğünü gösteriyor” dedi.

‘GÜÇ KAYBETTİKÇE TAHAMMÜLSÜZLÜKLERİNİN DOZU ARTACAK’

Yasanın Meclis’ten geçmesinin hemen ardından AKP ve MHP’ni Meclis’te muhalefet vekillerine yönelik saldırılarını ve bu saldırgan tavrı sürdürmesini de değerlendiren CHP’li vekil, “Hem bize hem de tüm muhalif kesimlere karşı baskıcı ve antidemokratik uygulamalar her zaman vardı AKP iktidarında, ancak görüldüğü kadarıyla kontrolü ve gücü kaybettikçe tahammülsüzlüklerinin dozu artacak. Vatandaşlarımızın sağduyusuna güveniyorum” dedi.

TKP MK ÜYESİ FIRAT: AKP HER KRİZDEN GEÇİCİ İTTİFAKLARLA ÇIKTI

 “Yasadan önce AKP’nin gerçekleştirdiği ittifakların siyasi boyutuna değinmek isterim” diyen TKP Merkez Komitesi Üyesi Erçin Fırat ise, MHP ile yaptığı ittifakın iktidarın ‘son ittifakı’ olduğunu söyledi.

“AKP 15 yıllık iktidarı boyunca her krizden geçici ittifaklarla çıktı. Demokrasi rüzgârı, çözüm süreci, 15 Temmuz gibi farklı dönemlerde farklı unsurlarla ittifak kurmayı başardı. Ama bütün bu ittifaklar günü kurtaran, kalıcı olmayan ittifaklardı” diyen Fırat, düşüncesini şöyle destekledi:

“Son aşamada ise tamamen daralmış bu sahte milli ittifaka tutunuyor. Bu da yine günü kurtarmaya yönelik ve geçici bir ittifak olacaktır. AKP’nin genlerinde nasıl demokrasi yoksa ve o söylem o günü “kurtardıysa” millilik de bu hareketin genlerinde yok ve bu ittifakın da sonu gelecek. İyi olan ise bunun AKP’nin son ittifakı olması.”

‘SON ŞANS’

“Diğer boyutu ise herkesin farkında olduğu gibi seçim güvenliği.

Her seçimde oy hırsızlığı yaşandığını gördük. Ama yine her seçim muhalefete oy hırsızlığına karşı deneyim kazandırdı ve yeni önlemler geliştirdi. Yeni yasa tüm güvenlik önlemlerini engelleyecek bir noktaya sürüklüyor seçimleri. Çünkü bu seçimler AKP açısından da son şans. Oy hırsızlığını garanti altına almadan kazanamayacağı da her gün yeni verilerle destekleniyor.”

‘TEMEL SORU ŞU; BU SÜRECİ NASIL ENGELLERİZ?

“Burada yine teknik güvenlikten daha hayati bir konuya değinmek istiyorum; siyasi güvenlik” diyen şunları söyledi: “16 Nisan referandumunda hırsızlıklar teşhir edildi ama bunun üzerine siyaseten gidebilecek bir muhalefet yoktu. Hatta oylarını korumak için sokağa çıkanları suçlayan bir ana muhalefet partisi sürecin kaybedilmesini sağlayan asıl unsur oldu.

Şimdi temel soru şu; bu süreci nasıl engelleriz?

Sözünü ettiğimiz siyasi kararlılığı sol dışındaki unsurlardan beklemek zaman kaybı olacak, yeni bir yenilgi ve yıkım getirecektir.

Bugünden boykot tartışması yapmak ise yine yenilgiyi kabullenmek, şimdiden tüm sürecin dışında kalmak anlamına gelir.

Bu haksız, hukuksuz sürecin üstüne gitmek, haklarımızı geri almak için kararlılık göstermek, sürece doğrudan müdahil olmak zorundayız. Bu müdahale yalnızca yasayı teşhir ederek değil;

1. Solun 2019 sürecine dönük temel ilkeler etrafında bir araya gelerek seçim programını şimdiden açıklamasıyla,

2. Telaşlı bir yenilgi atmosferi ile değil, bir programla ve onu örgütleyerek,

3. Hiç vakit kaybetmeden yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine dönük çalışmalar başlatarak, sandıkta ve sokakta ortak bir programla hareket ederek mümkün hale gelir.”

‘ALTERNATİF SUNMALIYIZ’

Fırat, önerilerini “Şimdiden Meclis’te gösterilen, yakın zamanda sokağa da taşacak bu saldırganlık ancak böyle aşılır” ekiyle tamamladı.

“Günü geldiğinde tüm koşullar bizi boykota sürükleyecekse, onun güçlü olması bile bu yol haritasına ve bugünden topluma alternatif sunabilmemize bağlı” diyen Fırat, sözlerini şu hatırlatmaları ve vurguyu yaparak sonlandırdı:

‘BU ÇİFTLİK BANK İKTİDARINA KARŞI BİRİKİM VE GÜCÜMÜZ VAR’

 “Gezi, 7 Haziran seçimleri ve 16 Nisan referandumu gibi AKP karşısında kazandığımız ama sonunu getiremediğimiz deneyimlerimiz var.

Güncel bir örnekle tarif edecek olursam bu ‘çiftlik bank’ iktidarının karşısında gerçek bir alternatif koyacak kadar gücümüz ve birikimimiz de var.”