Siz nereden okuyorsunuz?

Tim Parks üniversitelerde lisansüstü çeviri dersleri veren, roman yazan, kitapta yeterince eleştirdiği yaratıcı yazarlık derslerinin öğretmenliğini yapan, aynı şekilde fazlaca hırpaladığı edebiyat ödüllerinin jüriliğinde bulunan bir isim. Bu olumlu ya da olumsuz, mutlaka onun önemli bir tecrübeye sahip olduğunu gösteriyor. “Ben Buradan Okuyorum” kitabı da “edebi varsayımlarımızı altüst etme” iddiasını taşıyan bir kitap olmaktan ziyade, yazarının edebi serüveninin ve tecrübesinin ifadesi olarak görünmektedir.



05-03-2017 09:00
Umut Döner

Tim Parks’ın Metis Yayınları tarafından basılan son kitabı “Ben Buradan Okuyorum”, “Metis Eleştiri” kategorisinden çıkarak okuyucuyla buluştu. Eserin Türkçeye çevirisi daha önce Parks’ın romanlarını da çeviren Rosa Hakmen tarafından yapıldı. Kitap toplamda dört bölüm ve otuz yedi başlıktan oluşuyor; aynı zamanda tamamı yazarın bloğunda yayımladığı yazılardan şekilleniyor. Adını ise birinci bölümdeki bir başlıktan alıyor. 

Edebiyatın, artık sağlık uyarısı gerektiren bir musibet olarak tanımlandığı önsözde birçok şeye değiniliyor: Sosyal medya, televizyon ve sinemanın edebiyata tesiri; edebiyat ödüllerinin hangi saiklerle verildiği, amacının ne olduğu ve neye hizmet ettiği; edebiyatın bir şeyi değiştirmedeki kudreti ve bunlarla alakalı bir dizi başlık… Aynı zamanda kitap boyunca edebiyat merkezli birçok mesele önümüze geliyor. “E-kitaplar”, “edebiyatta yerelliğin ve yerel dillerin değerini kaybetmesi”, “yazar-eser ilişkisi”, “okurların fikir ayrılığı”, “edebiyatın parayla ilişkisi”, “kurmaca ihtiyacı” bunlardan bazıları.

PARKS NEREDEN OKUYOR?

Parks, işin teorik derinliğinin peşine düşmekten ziyade, edebiyatın etkili olduğu ve edebiyata etki eden alanları gözlemleyen ve buradan kimi özgün yorumlar çıkaran bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Edebi tecrübelerinin nasihatini veren bir üsluba sahip. Eserdeki otuz yedi başlığın her biri aslında bir kitap konusu olabilecek potansiyel taşıyor. (Örnek olarak: “Edebiyat ve Bürokrasi”, “Öykülere İhtiyacımız Var mı?”, “Üslupsuz Yazmak”, “Yukarı Doğru Okumak”) Ancak yaklaşık iki yüz sayfadan oluşması şaşırtıcı bir etki yaratmaktadır. Yazıların ‘blog’da oluşturulması ve niceliğinin sınırlanması bunun bir açıklaması olabilir. Ne var ki, böyle olmasa bile Parks’ın tarzının jargonlarla dolu uzun izahlara açık olmadığı da ortada. Yeri gelmişken “jargon” meselesine kısaca değinmekte fayda var. Ona göre akademisyenlerin çoğu jargon yüklü anlatımları bilerek seçmektedirler. Bunun da, sıradan insanların, bu tür konuları tartışma hakkını kendilerinde bulabileceği korkusundan ileri geldiğini iddia eder.  Konu belirlerken de bu durumun geçerli olduğunu söyler. (Joyce’un, daha anlaşılır bir yazara tercih edilmesi gibi…) Böylece hayal gücünün en parlak fikirlerini sahiplenme hissini yaşarlar. Oldukça alımlı bir saptama…

Edebiyat ödüllerinin de gerçekçi olmayan bir temsil değerinin olduğu belirtiliyor. Çeşitli kurumlarda jürilik görevleri yapan bir isim olduğu için bu alanın detaylarını oldukça canlı ve geniş bir biçimde verebiliyor. Pulitzer ve Nobel başta olmak üzere, ödüller ele alınırken, bunların, edebiyattaki yerel algının koparılması etkisine de önemli bir parantez açmaya gerek duyuluyor.

 Çoğu zaman söylemler, alıntılar ve başlıklarla ilgili kimi yaklaşımlar söz konusu oluyor. “Üretici olarak yazar”, “üretim olarak sanat”, “ideoloji ve edebiyat” gibi başlıklar, edebiyat eleştirisi tarihinde oldukça büyük yer tutmuştur. Özellikle Marksist eleştirmenler, bu alanın unsurları kendilerini alakadar ettiği için, bu başlıkları ihtilafa düşmekten çekinmeden tartışmışlardır. “Telif hakları” başlığında tam da bunun üstüne düşen meseleler ele alınıyor; ancak derinlikli bir yaklaşım yerine saptamaya ve ihtimale yaslanan ifadeler görülüyor: “…Gelişi uluslararası anlaşmalara, elektronik fon aktarımına ve telif hakları korsanlığını kovuşturmaya gönüllü olmaya bağlı telif hakları çekleriyle yazar statükonun düşmanından çok onun ürünüdür. Bu belki de iyi bir şeydir. Belki sınırlayıcıdır. Belki iyi şeyler kaçınılmaz olarak sınırlayıcıdır.”(S.37)

Metis Kitap, kitabın arka kapağındaki tanıtım cümlesine şu ifadeleri yazıyor: “Tim Parks ( …) yıllara yayılan eleştirel okumalarından yararlanarak edebiyat ve edebiyatın amacı hakkındaki varsayımlarımızı altüst ediyor.” Bu tanıtım cümlesinin söylediğinin aksine, bütün başlıklar okunduktan sonra hiçbir varsayımımızın altüst olmaması muhtemeldir. Ayrıca Tim Parks’ın da varsayımlarımızı altüst etmek gibi bir niyetinin olduğu da pek gerçekçi görünmüyor. Bu iddia birkaç sayfalık blog yazılarından şekillenen bir kitapla ne kadar gerçek kılınabilir, tartışılır. Romanın toplumsal işlevinin ele alındığı bir başlıkta, “Romanın işlevi nedir?” sorusuna verilen cevap şöyle: “ Diyalog. Ortak bir tartışma konusu. Zihinlerin etrafında birleşebileceği karmaşık bir şey. Bu özellikle çok iyi tanımadığımız insanlarla, deyim yerindeyse sosyal ortamda karşılaştığımız kişilerle konuştuğumuzda geçerlidir.”(S.65) Bir bütün olarak romanın işlevinden bahsederken verilen bu cevabı tartışmayı bir kenara koyalım, buradan ve diğer çoğu başlıktan edebi varsayımlarımızı altüst edecek bir etki beklemek hata olacaktır.

Tim Parks üniversitelerde lisansüstü çeviri dersleri veren, roman yazan, kitapta yeterince eleştirdiği yaratıcı yazarlık derslerinin öğretmenliğini yapan, aynı şekilde fazlaca hırpaladığı edebiyat ödüllerinin jüriliğinde bulunan bir isim. Bu olumlu ya da olumsuz, mutlaka onun büyük bir tecrübeye sahip olduğunu gösteriyor. “Ben Buradan Okuyorum” kitabı da “edebi varsayımlarımızı altüst etme” iddiasını taşıyan bir kitap olmaktan ziyade, yazarının edebi serüveninin ve tecrübesinin ifadesi olarak görünmektedir.  Adından da anlaşılacağı üzere kitap öznellik vurgusu üzerine kuruluyor. Gelgelelim çoğu kitap tanıtımında yalnızca eseri başarılı lanse edebilmenin yolları aranıyor. Yazarın adının bir ağırlığı da varsa, tereddüt etmeden yeni eserinde nasıl bir deha sergilediği anlatılmaya çalışılıyor. Bunun, eserin diline, yöntemine, tekniğine yönelik eleştiriye kapıları kapattığı ortada.

SİZ NEREDEN OKUYORSUNUZ?

Yazar, daha önce de belirtildiği gibi, eserde edebiyatın kronikleşmiş tartışmalarına çok yer vermiyor. Tartışmalara girebileceğimiz nadir başlıklarda ise çoğunlukla aynı konu ele alınıyor: Yazarın hayatı ve eserleri arasındaki ilişki… Veya edebiyatçıların biyografisinin, eserleri hakkında oldukça belirleyici olması… Bu tartışmada okurun yaşamına da dikkat çekilirken,  okurun eserleri değerlendirmesinde, yetişme ölçütlerinin belirleyiciliği anlatılıyor. “Nereden baktığına bağlı” gibi cümlelerin de bu belirleyicilikten kaynaklandığını ifade ediliyor.

Parks’ın, “yazarın kişiliğinde çözülmemiş çatışmalara” büyük bir dikkatle yöneldiği görülmektedir. Eserle ilgili olası soru işaretlerinin çözümünde, sanatçının yaşamını incelemenin oldukça önemli bir yer tuttuğu vurgulanmıştır: “Söylemeye çalıştığım şu: Bir romanın ya da herhangi bir edebiyat eserinin oluşumunda çoğu kez yaratıcı kararlarda özel gerilimler rol oynar. Okur bu gerilimlerin farkına varırsa, bu farkındalık kaçınılmaz olarak kitabın nasıl okunduğunu etkileyecektir.“(S.146) Büyük anlatıların çoğunun, yazarın gerilimlerinden veya kişilik çatışmalarından kaynaklandığını belirtiyor. Bu doğrultuda Thomas Hardy, Çehov, Faulkner, Dostoyevski gibi birçok isim örnek veriliyor.

Parks’ın, “yazarın yaşamından eserini çözümleme” düşüncesiyle, “eserden yazarın yaşamına ilişkin bulgular elde etme” düşüncesini birlikte kullandığı söylenebilir. “Roman yazarının işi birçok örnekte kişisel bir ikilemle başa çıkmak için kullanılan bir stratejidir (yazarın bunun farkında olması gerektiğini söylemiyorum).” cümlesi de bunu tasvip eder.  

Kitaptaki her başlığa katılmak mümkün olmasa da, yalnızca bu eser hakkında yazılanları okuduğumuzda bile, en azından “siz nereden okuyorsunuz?” sorusunun aklımızda belirmesi muhtemel. 

 


KÜNYE: Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Çeviri: Rosa Hakmen, Metis Yayınları, 2016, 224 sayfa.