Şili’nin Hayır’ı

Hayır cephesi ise “Şili’ye mutluluk geliyor” ana sloganıyla ülkede hüküm sürmekte olan korku iklimini kırma mücadelesiyle başlattığı mücadele sürecini, hayır çıktıktan sonra ülkenin daha iyiye gideceği vurgusuyla umudu yükseltti. Gerilimin ve şiddetin hüküm sürdüğü bir ortamda güzelliği ve iyiliği göstererek Pinochet’e meydan okumak yeni bir yoldu.



02-02-2017 00:31
Yunus Başaran

Başkanlık sistemi tartışmalarının ülkenin gündemine oturmasından sonra Şili’de yaşanan referandum süreci, hayır sonucunun da çıkmasının etkisiyle merak uyandırdı. Özellikle sosyal medyada yoğun ilgi gören Şili’deki süreci incelemekte fayda var.

4 Eylül 1970’ te, Unidad Popular (halk birliği) adayı olarak seçime giren Şili Sosyalist Partisi lideri Salvador Allende oyların %36.3‘ünü alarak Şili devlet başkanlığına seçildi. Bu gelişmenin üzerine ABD, Şili’de darbe yapılması için çalışmalara başladı. 16 Ekim 1970 tarihli CIA raporunda darbe için düğmeye basıldığı belirtiliyordu. Düzenin kurallarını kabul ederek sistemi değiştirmeye çalışan Allende, bunun bedelini kendi atadığı silahlı kuvvetlerin başkomutanı General Augusto Pinochet’in 11 Eylül 1973 günü CIA desteğiyle yaptığı darbeyle ödedi.

Darbe sonrası ABD başkanı Nixon'un ulusal güvenlik danışmanı, daha sonra dışişleri bakanı olan Henry Kissinger: “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir” diyordu.

Amerikan yardımıyla faşist bir diktatörlük rejimi kuran Pinochet’nin yoğun devlet terörüne rağmen 1982 yılına gelindiğinde toplumsal muhalefet güç toplamaya başlamıştı. Bu döneme kadar baskının etkisiyle gizli örgütlenme faaliyeti yürüten sol muhalefet, ekonomik krizin baş göstermesiyle açık ve kitlesel sokak gösterileri düzenlemeye başladı. Pinochet idaresi altında neoliberal politikaların deney alanı haline gelen ülkede 1981-83 arası ekonomi yüzde 14 küçülmüş, işsizlik yüzde 30 düzeyine fırlamış, toplumda hoşnutsuzluk tavan yapmış durumdaydı.

1983 Temmuz ayında kitlesel protestolar onlarca insanın katledilmesiyle bastırılsa da 1983-84 eylemselliği 1988’deki referandum kampanyası için bir dönüm noktası olmuş, 1988’deki hayır kampanyasını gerçekleştirecek olan muhalefetin temelini atmıştır.

1980 yılında hazırlanan Anayasa ile 1980-1989 yılları arasındaki süreç ‘geçiş dönemi’ olarak adlandırılmış ve bu dönemin bittiği 1988 yılında diktanın istediği bir başkanlık adayının halkoyuna sunularak 1989’dan itibaren başlayacak olan 8 senelik dönemde bu kişinin başkan olarak görev yapmasının ‘onaylanması’ kararlaştırılmıştı.

Diktatörlerin meşruiyetlerini arttırmak için Napolyon’dan, Hitler’e başvurduğu kullanışlı bir araç olarak referandum süreci Şili’de işlemeye başladı.

Referandum sürecinde mevcut cunta yönetimi negatif propaganda yaparken, hayır cephesi pozitif vurguları tercih etti.

Bir reklam firmasının referandum çalışmasını üstlendiği evet cephesi ağırlıklı olarak hayır çıkarsa ülkede kaosunun hakim olacağını, istikrarın sona ereceğini, Latin Amerika’da “lider ülke” olma hedefinin sekteye uğrayacağını vurguladı. Bahsi geçen argümanlar yaşadığımız coğrafyanın insanına yabancı gelmeyecektir.

Hayır cephesi ise “Şili’ye mutluluk geliyor” ana sloganıyla ülkede hüküm sürmekte olan korku iklimini kırma mücadelesiyle başlattığı mücadele sürecini, hayır çıktıktan sonra ülkenin daha iyiye gideceği vurgusuyla umudu yükseltti. Gerilimin ve şiddetin hüküm sürdüğü bir ortamda güzelliği ve iyiliği göstererek Pinochet’e meydan okumak yeni bir yoldu. Referanduma katılımın %97.53 gibi çok yüksek bir oranda olması bu inancın topluma aşılandığının en kuvvetli göstergesi.

Şili referandumunda %56 oranında hayır çıkmasının başlıca sebebi şüphesiz neoliberal politikalar sonucu hızla yoksullaşan emekçi halkın rejime karşı duyduğu öfke. İşçilerin Merkezi Birliği (CUT) sendikası yıllardır açıktan temas edemediği işçi sınıfı içerisinde yoğun bir faaliyet yürüterek sistemin doğal muhalifi olması gereken emekçi kesimleri harekete geçirmeyi başardı. Toplumsal hareketlenme, inancını yitirmiş yığınların üzerindeki ölü toprağını atmasını sağlayarak faşist cuntanın surlarında ilk büyük gediği açmayı başardı.

Türkiye ve Şili yaşadıkları darbeler ve sonrasındaki neoliberal uygulamalarla benzer süreçler yaşamış olsalar dahi referandum sürecinde zafere ulaşan Şili’dekine benzer ortak bir hayır cephesi Türkiye’nin öznel koşullarında uygulanması mümkün ve sağlıklı görünmüyor. Bunun temel nedenlerinden biri hayır diyeceğini açıklayan ama politik olarak beş benzemez konumunda olan siyasi yapıların bir araya gelmelerinin zorluğu ve yıpratıcı etkileri olarak gösterilebilir.

Bu açıdan bakıldığında ‘benim hayırım kimselerin hayırına benzemez’ gibi yaklaşımları bir kenara bırakıp, yaptığımız çalışmalara kendi rengimizi çalmak sonra o rengi ana renge çevirmek tartışmasız daha HAYIRLI olacaktır.