Seferberlik halka ne vaat ediyor?

Yaklaşık yetmiş sene önce uygulanan seferberlik döneminde yaşananlara dair çizmeye çalıştığımız tabloda görüldüğü üzere, seferberlik demek emekçi halkın üzerindeki yükün katmerlenmesi, sermayenin ise daha fazla semirmesi demektir.

20-12-2016 00:29

Yunus Başaran

Cumhurbaşkanı Erdoğan 32. kez topladığı, artık gelenekselleşen muhtar grup toplantısında yaptığı konuşmada: "Tüm vatandaşlarıma çağrı yapıyorum, anayasamızın 104. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı olarak PKK'sıyla FETO'suyla, DEAŞ ile adı söylemi yöntemi ne olursa olsun tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum. Her kim bu örgütlerin çalışmalarına ilişkin bir şey duyarsa, malumat duyarsa hemen güvenlik güçlerimize bilgi vermelidir. " (1) diyerek bir bakıma ülkenin savaş içerisinde olduğunu ilan etmiş oldu.

Erdoğan’ın konuşmasından iki gün sonra Ankara’da bazı otellere polisler tarafından ulaştırılan yazıda, “seferberlik anından el konulacağı” bildirildi. Yazının Erdoğan’ın seferberlik açıklamalarının hemen ardından gönderilmesi kafaları iyice karıştırdı.(2)

OHAL koşullarında ‘seferberlik çağrısının’ ne tür bir amacı olduğu tartışmalı olmakla birlikte, daha önce resmi olarak yalnızca 2. Dünya Savaşı sırasında ilan edilen ‘seferberliğin’ ne anlama geldiği üzerinde durulmaya değer.

Seferberlikte ne olmuştu?

Almanya'nın Polonya'yı 1 Eylül 1939’da işgal etmesiyle patlak veren 2. Dünya Savaşı, her ne kadar dahil olmasa da savaşın sıcaklığını ensesinde hisseden Türkiye’nin kendince çeşitli tedbirler almasına yol açtı. Savaş yıllarında milli şef İsmet İnönü önderliğindeki Refik Saydam Hükümeti döneminde, Ocak 1940’ta Milli Korunma Kanunu çıkarılmıştı.

Bu kanunla,

-Savaş öncesi dönemde işçilere verilen bir takım haklar kaldırılmış, haftalık iş tatili ve işçilerin işlerinden ayrılma hakları ellerinden alınmıştır.

-Kadın ve çocukların çalışmasıyla ilgili bazı hükümler askıya alınmış, genel olarak bütün halka çalışma esası getirilmiştir.

-1941 yılının başından itibaren üretilen tahılların tüketim ve tohumlu kısımlarının ayrılmasından sonra geriye kalan miktarın düşük ücret karşılığında Toprak Mahsulleri Ofisi’ne satılması zorunluluğu getirilmiştir.

Hükümet düşük ücret karşılığında aldığı bu ürünleri (un ve kömür hariç) yüksek kar karşılığında satmıştır. Ancak bu durum küçük toprak sahiplerini zor durumda bırakmış, bunların bir bölümü şehirlere göç edince ekilen topraklar azalmıştır. Bir milyona yakın insanın silah altında tutulması ve çiftçilikle kullanılan birçok hayvanın orduda yük hayvanı olarak kullanılması nedeniyle tarım faaliyetleri gerilemiştir.

Büyük toprak sahiplerinin ürettikleri ürünlerin hepsini devlete satmaması, devletinse ordu ve memuru beslenmek için belediyelere yeterli miktarda un verememesi büyük şehirlerde yiyecek sıkıntısının başlamasına yol açmıştır. Bu durumda karaborsa baş göstermiştir.

1942’de büyük kentlerde karne uygulamasına geçilmiştir. Ticaret Ofisi ve İaşe Müsteşarlığı gibi yeni örgütlenmeler temel tüketim mallarının karne ile dağıtımını denetlemiş, bunun yanı sıra iç ve dış ticaret fiyatlarını belirlemişlerdir.

Seferberlik yılları sırasında büyük şehirlerde kimin ne kadar ekmek alacağı hükümet tarafından belirleniyordu. Bu amaçla ekmek karnesi düzenlenmişti. Herkesin aldığı günlük ekmek miktarı karnesine işleniyordu ya da ekmek almak için kuponlar veriliyordu. Bu dönemde zeytin ve şeker gibi ürünler de karneyle dağıtılıyordu.

Fiyat artışları ve karaborsa toplumu olumsuz yönde etkileyince hükümet propaganda yolu ile halkı küçük yerleşim merkezlerine gitmeye teşvik etti. Bu arada büyük toprak sahipleri ve aracı tüccarlar İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde pek çok gayrimenkul sahibi oldular. Bu savaş zenginlikleri ile birlikte çalgıcı gazino adı verilen eğlence yerleri ortaya çıktı. Emekçi halkın ezildiği bu dönemde ekonomik sıkıntılara rağmen bu yerlerde aşırı harcamalar yapıldı.

Seferberlik yılları sürerken Refik Saydam’ın ölümünden sonra başbakanlığa Şükrü Saraçoğlu getirilmiştir. (Temmuz 1942). Bu dönemde,

- Piyasa üzerindeki sıkı denetim azaltılmıştır. Hububat fiyatlarının yükseltilmesi, ürünün genelde yüzde 25’inden fazlasının piyasa fiyatlarında satılması için çiftçilerin serbest bırakılması bu doğrultuda yapılmıştır.

-İaşe Müsteşarlığı’nın kaldırılmasıyla gıda maddelerinin fiyat denetimleri hafifletilmiştir. Bu değişiklik şehirlerde fiyat artışlarına, çiftçi ve tüccarların kazançlarının artmasına yol açmıştır. Savaş yıllarındaki en yüksek enflasyon bu dönemde yaşanmıştır. 1938 yılında 10.04 kuruş olan ekmeğin kilosu neredeyse %300 artarak 298.2 kuruş olmuş, 8.49 kuruş olan patates %356.8 artarak 38.79 kuruşa ulaşmış, 30 kuruş olan kesme şekerin kilosu ise %1043 artarak 343 kuruş olmuştur. (3)

Aynı dönemde milli gelirde %25 azalma yaşanırken, işçi sınıfının reel ücretlerinde %55’e varan erime yaşanmıştır. (4)

Yaklaşık yetmiş sene önce uygulanan seferberlik döneminde yaşananlara dair çizmeye çalıştığımız tabloda görüldüğü üzere, seferberlik demek emekçi halkın üzerindeki yükün katmerlenmesi, sermayenin ise daha fazla semirmesi demektir.

 

1-http://ilerihaber.org/icerik/erdogan-milli-seferberlik-ilan-ediyorum-64746.html

2-http://ilerihaber.org/icerik/ankaradaki-bazi-otellere-seferberlik-anindan-el-konulacaktir-yazisi-gonderildi-64856.html

3-Başbakanlık istatistik genel müdürlüğü, fiyat istatistikleri (1936-1947) Ankara T.C Ziraat Bankası 1948

4-Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908 – 2002, İmge Kitabevi, s. 90