Saray kuşatmayı büyütürken: Üniversiteler, gençlik ve mücadele

Üniversitelerin açıldığı, yeni bir dönemin başladığı bu günlerde, gençlik ne yapmalı sorusunun cevabını bulabilmek için üniversitelerin ülke ile birlikte geçirdiği gerici, piyasacı dönüşümleri, AKP/Saray rejiminin gençliğin ilerici birikimine yönelik saldırılarının güçlü bir şekilde analiz edilmesi büyük bir öneme sahiptir.



21-09-2017 11:24
Soner Karakuş

Üniversite gençliği, geçmişten bu yana ülke siyasetine zaman zaman yön vererek, halk hareketinin sıkıştığı ya da siyasal bir kriz içerisinde bulunduğu kritik evrelerde yarattığı enerji, eylemsellikler ve yürütülen tartışmalarla bu krizlerin aşılmasında üstün bir rol oynayarak, ülke siyaseti için ne kadar önemli bir dinamik olduğunu birçok sefer kanıtlamıştır. 68 Kuşağı’ndan günümüze, Haziran Direnişi ’ne kadar bu tezi destekleyecek hayli örneğe sahibiz. Bununla kalmayarak gençlik, kriz anında ve kritik evrelerde yarattığı enerji ile toplumsal muhalefet için her zaman büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur.

Geçmişte örneklerini çok sefer gördüğümüz gibi kırılma anlarında veya kritik uğraklarda dinamizmi ve enerjisiyle bu zorlu süreçlerin aşılmasında itici güç konumunda olan gençlik ve üniversiteler, bu dinamizmin farkında olan siyasal iktidarlar tarafından çoğu kere hedef belirlenmiş ve baskıcı, gerici ve sermayeci bir dönüşüme zorlanmıştır. Bugün arkasına aldığı OHAL rüzgarı ile yeni bir rejim inşasına girişen ve diğer yandan da bu inşa sürecinde karşısında en dik durabilecek güçlerden biri olan gençliği ve üniversitelerin ilerici birikimini hedef alan AKP/Saray Rejimi, bu birikimi ve gençliğin potansiyelini ortadan kaldırmak için var gücüyle üniversitelere saldırıyor.

Yaşanan bu saldırılara ve üniversitenin gerici dönüşümüne karşı mücadelenin ana çerçevesini oluşturmak için, yaşanan bu saldırıların karakterini anlamak zorunlu görünüyor. 

Bugünlere ve AKP/Saray’a gelirsek

Bugünlere geldiğimizde geride kalan onlarca yıla bakarsak, üniversite ve gençlik mücadelesinin çok köklü bir birikime sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Özellikle 80 darbesinden sonraki kuşaklar için yapılan en sık değerlendirmelerden biri bu kuşakların “kayıp ya da ölü kuşak” oluşuydu. 80 Kuşağı darbe sonrası dağılan solu toparlama misyonunu üstlenmişti. Haziran Direnişi ise 90 kuşağının “Kayıp bir kuşak olmadığının” ve “depolitizasyon” sorunu yaşamadığının, ölü toprağını üzerinden attığının çok net bir ifadesiydi. Haziran Direnişi sırasında sokaklara çıkan milyonlarca insanın büyük bir kısmının gençlik olması önemli bir veridir.

AKP/Saray rejimi önceki evrelerden farklı olarak, Haziran Direnişi ile birlikte üzerinde meşruiyet sağlayamadığı ve sağlayamayacağı tüm kesimleri gözünden silmiş ve sadece kendi kitlesinin konsolidasyonuna odaklanmıştır. Bu andan itibaren AKP/Saray rejimi iktidarını sürdürebilmenin tek yolunun şiddet ve zor kullanmak olduğuna karar kılmıştır.

Gençliği ve üniversitelerin ilerici birikimini kendi rejim inşası için büyük bir engel olarak gören AKP/Saray Rejimi üniversitelere ve gençliğin ilerici güçlerine karşı saldırılarına devam etmektedir. Bir tarafta her geçen gün bu birikimi yok etmek için kolluk kuvvetleriyle, rektörüyle, YÖK’üyle, yargısıyla, var gücüyle saldıran bir rejim, öte yandan sahip olduğu ilerici birikimi daha da ileriye, “aydınlık bir geleceğe” taşımak için her geçen gün daha kararlı bir biçimde AKP/Saray iktidarına direnen ve toplumsal muhalefeti hareketlendirmek için çabalayan bir gençlik bulunmaktadır.

Saray rejimi, dinselleştirme ve gericiliğin yanında, baskıcı ve piyasacı uygulamaları da hesaplaşacağını söyleyerek iktidara geldiği 12 Eylül Darbesi’nin en temel ürünlerinden olan YÖK eliyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu gibi dönüşümlerde gençliğin verdiği cevap sonucu belirleyen en temel etkenlerden biri olmuştur.

YGS eylemlerinden, Haziran Direnişi’ne 90 kuşağının potansiyelini, azim ve kararlılığını bilen AKP gözünü daha genç kuşaklara çevirmiştir. Toplumsal hayatı dinselleştirmek için gerici bir müfredat ve şeriatçı bir eğitim AKP/Saray’ın en büyük projesi durumundadır. Yürürlüğe konan gerici müfredat ile AKP ilkokullardan itibaren çocukların zihinlerini şeriatçı ve cihatçı safsatalarla doldurmak istiyor. Çocuklara okulun ilk günlerinde “İslam yemini” ettirilmesi, dağıtılan sayısız gerici broşürler, liselerde evrimin müfredattan kaldırılması durumun vahametini gözler önüne seriyor.

4+4+4’lerle, zorunlu din dersi dayatmalarıyla, MEB üzerinden cemaat ve tarikatlara peşkeş çekilen kaynaklarla, son derece gerici bir müfredat ile “dindar, kindar ve cihatçı bir nesil” yaratmayı ve diğer yandan da neo -liberal politikaları eksiksiz ve engelsiz bir biçimde hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.

 “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan Barış Akademisyenleri 15 Temmuz öncesinde YÖK ve Saray tarafından defalarca tehdit edilmiş, 15 Temmuz ardından birbiri ardına yayınlanan KHK’larla üniversitelerden ve görevlerinden hukuksuzca ihraç edilmişlerdir. AKP bu saldırı ile Akademiyi de kendince dönüştürmek ve akademi ile öğrencilerin organik bağlarını kopararak üniversitelerdeki muhalefetin sesini kısmak istemiştir.

Saray rejimi, kısa bir süre sonra 29 Ekim 2016 tarihli KHK ile rektörlük seçimlerini kaldırmış ve seçimlerin kaldırılmasıyla adayların YÖK tarafından belirleneceği bir sistem inşa edilmiştir. Bu hamleyle Saray rejimi, bilginin ve bilimin üretilebilmesi için ön koşul olan üniversitelerin özerkliğine bir kez daha saldırmış ve üniversitelere dair niyetini açıkça belli etmiştir. 

Bugüne geldiğimizde ise geçmişten birçok örneği gibi ya da daha ileri bir örnek olarak, AKP/Saray Rejiminin OHAL yetkilerini arkasına alarak ve YÖK eliyle aldığı bir takım kararlarla kendi rejim inşasında büyük bir engel olarak gördüğü gençliğin direncini kırmak için çareyi üniversitelere saldırmakta bulduğunu, kulüp ve toplulukların kapatıldığını ya da engellendiğini, öğrencilerin ilerici faaliyetlerinin yasaklandığını, faaliyetlere devam eden öğrencilerin YÖK tarafından disiplin cezaları ile sindirilmeye çalışıldığı, gerici – şeriatçı çetelerin üniversitelerde kol gezdiği, kısaca üniversitede devrimci, ilerici, aydınlanmacı anlamda her türlü faaliyetlerin AKP/Saray tarafından engellenmek istendiğini rahatlıkla görebiliyoruz.

Peki, Neler Yapılabilir?

Özellikle üniversitelerde baskının dozajının arttırıldığı bu günlerde üniversiteyi ihmal etmek, alan kaybetmek, gerilemek manasına gelir. Kaybedilen alanların faşist, gerici çetelerce doldurulması telafi edilemez sonuçlara yol açabilir. Bu koşullarda üniversitelerdeki alan faaliyetlerini geniş bir alana yaymak, aynı zamanda yürütülen propaganda faaliyetinin daha geniş bir öğrenci yığınına ulaşması anlamına gelir. Üniversitelerde rejime ve bekçilerine karşı üstünlük sağlayabilmek için gençliğin faaliyet yürütebileceği yeni alanlar kazanması büyük önem taşımaktadır.

Tarihin farklı dönemlerinde üniversiteler, egemen ideolojilerin ve iktidarların üniversiteleri teslim alma ve kontrol altında tutma yönündeki saldırılarına sahne olmuştur. Egemenlerin saldırılarının arttığı ve üniversitelerdeki gerici dalganın yükseldiği evrelerde üniversitelerde olağan bir geri çekiliş durumu yaşanmaktadır. Bu gibi geri çekiliş dönemlerinde gençliğin ülke ve üniversite ekseninde yaşanılan mevcut duruma dair sürekli bir arayış içerisinde bulunması ve çözüm üretme çabalarını alışkanlık haline getirebilmesi bir başka önemli başlıktır. 

Yürürlüğe giren gerici, şeriatçı müfredat, imam hatipleştirme dayatmaları, sınıflarda ettirilen İslam yeminleri, tekbirler, broşürler, evrimin müfredattan kaldırılması gibi olumsuz gelişmeler AKP’nin eğitimin en alt kademelerinden itibaren “sorgulamayan, itaat eden, mevcut egemen ideolojiye sadık, dindar, kindar ve cihatçı” bir nesil yaratmak isteğinin güçlü bir dışavurumudur. Bu gerici dönüşüme karşı güçlü bir teşhir ile eğer olanaklar elveriyor ise büyük bir dayanışma dershanesi ağının örülebilmesi bu gerici dönüşümün etkilerini zayıflatabilme olanağını da içerisinde taşıyabilir.

Gençliğin bir başka başlık olarak üniversitenin, gençlik yığınlarının ve üniversite çalışanlarının taleplerine kayıtsız kalmayarak bu kesimler içerisindeki organik bağını güçlendirmesi fakat bu talepleri akademik sınırlar içerisinden kurtararak ülke sorunları ile bağdaştırması kitlesellik ve öğrenci yığınların bilinçlenmesi açısından önemlidir. Fakat akademik sorunlar ile ülke sorunları arasındaki makas sıfırlanırken kalıcı bir akademik özgürlüğün ancak politik bir özgürlük ile elde edilebileceği gerçekliği unutulmamalıdır.

Üniversitelerin gerici ve piyasacı dönüşüme zorlandığı, öğrencilerin geleceksizleştirildiği, birçok üniversitede açıktan alan çalışması yapmanın güçleştiği, üniversitelerin gerici ve faşist çetelerin saldırılarına çokça sahne olduğu bu evrede, eldeki olanaklar ölçütünde kulüp, topluluk ve dernekler içerisinde aktif faaliyet yürütülmeli ve eğer elde hâlihazırda bulunan topluluklar varsa bu toplulukların sayısı arttırılmalı ve çeşitli branşlar arasındaki öğrenci yığınlarla organik bağ ve ilişkiler güçlendirilmelidir.  Bu gibi çalışmalar 68’ler ve 70’lerce öğrenci hareketinin temel örgütlenme kaynaklarından biri olmuştur, gençlik geçmiş kuşakların önemli deneyimlerini samimi bir şekilde tartışmalı ve yine samimi arayışlara açık olmalıdır.

Bugün AKP/Saray rejiminin, cumhuriyete ve cumhuriyetin tüm ilerici kazanımlarına, toplumun her alanında emekçilere, kadınlara, çocuklara yönelik dinci, gerici, sermayeci saldırıları sonucu her geçen gün toplumsal muhalefetin tümü için büyük bir ihtiyaç haline gelen Cumhuriyet ve Laiklik mücadelesi yükseltilmeli ve gençlik bu talepleri daha ileri bir boyuta taşıma kararlılığını göstermelidir.

Son olarak, üniversitelerin yaşadığı gerici ve piyasacı dönüşümle gençliğin sindirilme uğraşlarına karşı mücadelesinin, ülke bütünündeki diğer mücadele alanlarıyla bütünleşmesi, birlikte seyretmesi ve ortak bir kanala doğru akması günümüz için önemli bir ihtiyaçtır.

Sonuç Yerine

Yazımızın sonuna gelirsek, AKP/Saray rejimi eliyle ülkemiz, her geçen gün daha kötüye, zifiri bir karanlığa doğru sürükleniyor. Rejim toplumun her alanında, kendisi için tehlike gördüğü ilerici birikimi yok etmek için elinden geleni yapıyor. Bu birikimi yok etmenin öyle kolayca olmayacağını bildikleri için her defasında daha da saldırıyorlar çünkü AKP/Saray rejimi bugün iktidarını sadece zorbalıkla sürdürebileceğini de biliyor. Her geçen gün toplumsal muhalefet, mücadele genişleyip, gelişim kaydederken, rejim de kendisine karşı direnmekten vazgeçmeyen toplumsal muhalefete her defasında daha da sert bir şekilde saldırıyor.

Adım adım tarihsel bir hesaplaşmaya doğru ilerliyoruz. Aydınlıkla karanlığın, ileri ile gerinin, özgürlük ile esaretin, eşitlik ile adaletsizliğin tarihsel bir hesaplaşması…

Bu tarihsel hesaplaşmanın sonucunu belirleyecek olan tek bir şey var: o da mücadele…

 “Ya barbarlığın kazanacağı ya da devrimci, halkçı ‘yeni bir cumhuriyetin’ kurulacağı bir mücadele”…