Rusya-Suriye ilişkisine kronolojik bir bakış

Kronolojik çerçevesini çizmeye çalıştığım bilgiler eşliğinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Rusya kendisini kuşatmaya çalışan NATO operasyonun (turuncu “devrim”, Orta Asya’daki eski Sovyet bakiyesi ülkelerdeki çalışmalar vb.) bir parçası olarak gördüğü Suriye’deki iç savaşta Esad’ın devre dışı kalacağı hiçbir çözüm dayatmasını kabul etmeyecek ve Suriye’nin kazanacağı zafer sonucunda bölgede prestij ve gücünü arttırma imkanı bulacaktır.



13-04-2017 00:36
Yunus Başaran

Amerika’nın organize ettiğine dair çok sayıda veri olan, Suriye ordusunun İdlib’e kimyasal saldırı düzenlediğine dair yoğun dezenformasyonun ardından 7 Nisan günü sabaha karşı Amerikan savaş gemilerinden ateşlenen tomahawk füzeleriyle Suriye’nin Şaryat askeri hava üssüne saldırı düzenlemesinin ardından zaten gergin olan Ortadoğu’da ipler kopma noktasına geldi.

Suriye’de devam etmekte olan iç savaşta başından beri cihatçıların hamiliğini emperyalist batı ülkeleri yaparken malumunuz Rusya ise Suriye Devleti’nin yanında yer alıyor.

Peki Rusya-Suriye ilişkilerinin temeli nereye dayanıyor ve bugün hangi minvalde devam ediyor gelin birlikte bakalım.

Bilindiği gibi 1.emperyalist paylaşım savaşı sonrasında 1922-1946 yılları arasında Fransız sömürgesi olan Suriye, Nisan 1946’da bağımsızlığını ilan etti. Bu tarih aynı zamanda Suriye ile Sovyetler Birliği arasındaki yakınlaşmanın başladığı tarihtir. Özellikle de 2. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’da hegemonya kurmaya çalışan NATO ülkelerine karşı, çıkarları kesişen iki ülke arasındaki yakınlaşma artan bir ivmeyle yoğunluk kazandı.

Emperyalist kampın baskısı altında kalan Suriye ve kendi sınırlarını çevreleyen NATO surlarında gedik açmaya çalışan Sovyetler doğal müttefik haline geldi. Nitekim bunun sonucunda da iki ülke arasında başta askeri alanda olmak üzere anlaşmalar imzalandı. Bu süreçte, 1956’da yaşanan Süveyş Krizi’nde Birleşik Krallık, İsrail ve Fransa’nın oluşturduğu gizli ittifak ile Mısır arasında yaşanan gerilimde, Sovyetler Birliği’nin Batılı ülkeleri tehdit etmesi üzerine bu ülkelerin geri adım atmaları Sovyetler Birliği’nin uluslararası arenada prestijini arttırmış ve SSCB’nin bölgede daha etkili olabilmesine olanak sağlamıştır. Ve nihayet bu sayede Suriye’nin de Sovyetler Birliği ile olan yakınlığı daha ileri bir seviyeye ulaşmıştır.

Suriye’nin 1958 yılında Mısır ile kurduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin Rusya ile savunma antlaşması yapmasını bu yakınlaşmanın bir sonucu olarak görebiliriz. Suriye’nin bu politikası Soğuk Savaş sonuna dek istikrarlı bir biçimde devam etmiştir. 1970’lerde Suriye’nin Rusya’dan silah alımı ve Hafız Esad’ın 1980’de Moskova ziyaretinde imzalanan ‘’Dostluk ve İşbirliği Antlaşması’’ bu istikrarın göstergesi sayılabilir. 1971 yılında, Suriye ile Sovyetler Birliği arasında Sovyetler Birliği'nin Tartus'ta askeri donanma üssü açmasına izin veren bir anlaşma imzalandı. Suriyeli binlerce subay ve yönetici Sovyetler Birliği’nde profesyonel eğitim aldılar.

1991 yılında Sovyetler Birliği'nin çözülmesinden sonra, Suriye bir süre silah ithalatında sıkıntı yaşadı. 1992 yılında Rusya Federasyonu'nun kurulması, satıcı-alıcı ilişkisinin yeniden başlaması ile Rusya, Suriye'nin borcunun % 73'ünü sildi, Suriye’nin borcun kalan %27’lik kısmını yani 3 milyar 600 milyon dolarını da 20 taksit ile ödemesini öngören bir anlaşma sağlandı. Bu anlaşmanın sonucunda Rusya bir yandan Tartus üssünü büyütme imkanı yakalarken diğer yandan 16 milyar dolarlık yeni bir silah satış anlaşması yapma imkanı sağladı.

Rusya-Suriye ticari ilişkileri 2008 yılına dek gelişme kaydetti ve iki ülke arasında ticaret hacmi 2 milyar doları bulan rakamlara ulaştı. Askeri anlaşmalar da dahil edildiğinde rakam 4 milyar dolara kadar yükseldi. Moskova, bu süreçte Şam’ın 5. büyük ticaret ortağı haline geldi.

2011 yılında Tunus’ta başlayıp çevre ülkelere yayılan emperyalist destekli “Arap Baharı’nın” Suriye’ye sıçraması sonrası Ortadoğu’daki en büyük müttefikini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan Rusya, Libya’daki süreçte sergilediği edilgen tavrı bir yana bırakarak (her ne kadar başlangıçta yeterli düzeyde olmasa da) gerek askeri operasyon gerekse de lojistik yardımında bulunarak Batı destekli cihatçı çetelerle mücadele Suriye Devleti’nin yanında yer aldı.

Yukarıda kronolojik çerçevesini çizmeye çalıştığım bilgiler eşliğinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Rusya kendisini kuşatmaya çalışan NATO operasyonun (turuncu “devrim”, Orta Asya’daki eski Sovyet bakiyesi ülkelerdeki çalışmalar vb.) bir parçası olarak gördüğü Suriye’deki iç savaşta Esad’ın devre dışı kalacağı hiçbir çözüm dayatmasını kabul etmeyecek ve Suriye’nin kazanacağı zafer sonucunda bölgede prestij ve gücünü arttırma imkanı bulacaktır.