'RedHack davası'nın ilk duruşmasında Ömer Çelik tahliye edildi

RedHack’in sızdırdığı damat Berat Albayrak’a ait e-postaları haberleştirdikleri için yargılanan gazetecilerin ilk duruşması bugün görüldü. Ömer Çelik tahliye olurken, Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat'in tutukluluk hallerine devam kararı verildi.



24-10-2017 17:38
İleri Haber

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın damadı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'a ait olduğu belirtilen elektronik yazışmalar RedHack tarafından kamuoyuna sızdırılmıştı. 

Elektronik yazışmaları haberleştiren gazeteciler ise geçtiğimiz yıl 25 Aralık'ta evlerine yapılan operasyonla gözaltına alınmışlardı. Gözaltına alınan gazetecilerden Tunca Öğreten, KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik ve BirGün gazetesi çalışanı Mahir Kanaat tutuklanırken, ETHA Sorumlu Haber Müdürü Derya Okatan, kapatılan DİHA muhabiri Metin Yoksu ve Gazete Yolculuk Yazı İşleri Müdürü Eray Sargın adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 

Tutuklu yargılanan gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edilirken, Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat’in tutukluluk halinin devamına karar verildi. 'Red Hack davası'nın ikinci duruşması 6 Aralık'ta görülecek.

Gazetecilerin yargılandığı davanın ilk duruşması salı günü (bugün) Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görülüyor. Dava öncesinde adliye önünde bir araya gelen gazeteciler ve milletvekilleri, düzenlenen basın açıklamasında gazetecilere özgürlük çağrısında bulundu. 

Davanın başlamasının ardından polis ekipleri duruşmayı takip etmek üzere duruşma salonuna girmek isteyen gazetecileri "salonda yer yok" diyerek engellemeye çalıştı. Bu sırada salon önünde kısa bir süre arbede yaşandı. 

MAHKEME PROJEKTÖR TALEBİNİ REDDETTİ

BirGün gazetesi çalışanı Mahir Kanaat'in avukatı mahkemeye projektör cihazı kullanılması talebini iletti. Savcı bu talebe itiraz etti. Kanaat'in avukatı, "Polis tutanağında orijinal belge görünüyor ama bugün de indirsek aynı tarihler çıkacaktır bu sebeple projeksiyonla göstermek istiyorum." dedi. Ancak mahkeme heyeti savcılığın itirazını kabul ederek Kanaat'in avukatının talebini reddetti. 

"HALKIN HABER ALMA HAKKINI SAVUNDUĞUM İÇİN O HABERLERİ YAPTIM"

ETHA Sorumlu Haber Müdürü Derya Okatan, savunmasında şu ifadeleri kullandı:

Davaya hazırlanırken avukatlarım gözaltına alındı savunma hakkım kısıtlandı. 2009 yılından bu yana emekçisi olduğum ETHA’da çıkan haberlerden dolayı buradayım. Yüzbinlerce haber içinden seçilmiş haberlerle örgüt propogandası yapmakla suçlanıyorum.

Bir hükümet yöneticisi makamını kendi çıkarları için mi yoksa halkın çıkarları için mi kullanmalı?

Tüm bu iddiaların sadece 1 ihbar mailine dayanması nasıl mümkün olabilir? Bu durum ciddiyetsizlikle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. İhbar mailini savcının dikkate almasını anlarım ama bu ihbarda belirtilenlerin araştırılmadan dosyaya koymasını anlamam beklenemez.

Redhack mailleri internette yaygınlaştırdı, bir grup kurup gazetecileri ekledi. Twitter'da davet gelmez direkt eklenirsin, yazışma da yok.

Devlet sırrı olacak bu kadar önemli bilginin bakanın mailinde ne işi vardı?

Yani "delillerden görüldüğü üzere burada suçlanan gazeteciliktir. Bu dava OHAL sürecinde onlarca basın kuruluşunun kapatılmasından, yüzlerce internet sitesine erişim engeli getirilmesinden, 168 gazetecinin hapse konulmasından, her gün gazetecilerin gözaltına alınmasından, haber takiplerinde muhabirlerin baskı, saldırı ve tehditlere maruz kalmasından bağımsız değildir. Dava, hala hizaya gelmeyenleri hizaya getirmek, gerçeklerde ısrar eden gazetecilere gözdağı vermek için açılmıştır. Bir bütün olarak AKP'nin ve Saray'ın "tek sesli" bir ülke yaratmak için hayata geçirdiği politikaların bir parçasıdır. 

Bir kez daha söylüyorum; o haberleri yaptım çünkü halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkını savunuyorum. Benim kalemime yön veren Saray'ın kaseti değil, kendi vicdanımdır, sosyalist bir gazeteci olarak ezilen halklara karşı duyduğum sorumluluktur. 

Taziye evinde gözaltına alındım o evdeki bilgisayarlar alındı. Adli kontrol şartının ve yurtdışı yasağın kaldırılmasını ve el konulan bilgisayarın iadesini istiyorum.

"BURADA GAZETECİLİK FAALİYETİ ENGELLENMEK İSTENİYOR"

Gazete Yolculuk Yazı İşleri Müdürü Eray Sargın ise savunmasında şu ifadeleri kullandı:

Twitter hesabını ben kullanmıyorum, bana ait değildir. Bu sebeple yerine atılı suçları kabul etmiyorum. Haziran Hareketi yasal bir dernektir, onun Whatsapp/Twitter gruplarında olmam gayet doğaldır.

"Berat'ın kutusu açıldı" diye bir link paylaşıldıgını söylüyorsunuz, kendi ağzınızla söylediniz bu bir haber. Haber niteliği taşıdığı için tüm dünyada Wikileaks’in paylaştığı belgeleri Whatsap'tan konuşmam da doğaldır, bu suç değil ifade özgürlüğü olarak degelendirilmeli. Altını çiziyorum ben gazeteciyim. Burada gazetecilik faaliyeti engellenmek isteniyor, arkadaşlarımın gazeteciliğine kefilim.

Ele geçirilen telefon vebilgisayardan, annemin telefondan Redhack'e dair herhangi bir şey çıkmamıştır. Sahibi olduğum Adalı Yayınlarının bilgisayarını aldılar orada da birşey çıkmadı. Twitter hesabını yurtdışındaki arkadaşımıza teslim ettik. Almanya’yla da görüşmedik.

"YAPTIĞIMIZ HABERLER İDDİANAME OLARAK KARŞIMIZA ÇIKTI"

DİHA muhabiri Metin Yoksu savunmasında şunları söyledi:

Biz Albayrak emaillerinden dolayı hapsedildiğimizi sanıyorduk. Fakat yapmış olduğumuz haberler karşımıza iddianame olarak çıktı.

Ajansta yayınlanan haberlerde açık kaynak haber yaparım, dil açısından haber dilidir. Fakat burada savcı "gerilla" kelimesine takılıyor propaganda yaptığımız söyleniyor.

Propaganda olması için güzelleme yapılması lazım, ancak bir çatışmada öldürülen bir gerilla var. İsteğim dışında bir gruba ekleniyorum ve eklenmemle birlikte mailler gelmeye başladı. Grupta yazılanları birbir takip etmedim. O konuşmaları dahi hatırlamıyorum.

Ben sözkonusu mail adresine girmedim, paylaşımda bulunmadım. İletişimde olduğum kişiler söyleniyor, Twitter'da herkesi takip edebilirim. Gazeteciyim ve bilgi almalıyım. Takip ettiğim irtibatta olduğum anlamına gelmez

Adlî kontrol şartım kaldırılmalı, ailemin kişisel eşyalarına el.konuldu, bunların iadesini istiyorum.

"ALBAYRAK'IN GAYRİHUKUKİ İLİŞKİLERİNİ HABERLEŞTİRDİĞİMİZ İÇİN SUÇLANIYORUZ"

Savunmasını Kürtçe yapan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik'in savunmasından satırbaşları şu şekilde:

Öncelikle maruz kaldığımız bu yargılamada bize desteklerini esirgemeyen ailemi, çalışma arkadaşlarımı, dostlarımı, avukatlarımı ve siz değerli mahkeme heyetini selamlıyorum.

Şüphesiz Türkçe’ye dair bir hakimiyetim var. Bu ülkede yaşadım, buradaki okullarda okudum. Bu açıdan Türkçe’ye yönelik olumsuz bir yargı sahibi değilim. Fakat anadilimizin kişiliğimizin oluşmasında ne kadar önemli olduğunu tutukluluk sürecinde daha iyi anladım.

Başta siz heyet üyeleri olmak üzere hepimizin çok iyi bildiği gibi ‘masumiyet karinesi’ hukuki yaklaşımın temelini oluşturur. Fakat bu temel ilke, ne yazık ki bizler açısından ortadan kaldırılmıştır. Kendi cephemden bu gerçeği dile getirmek istememin nedeni ise gözaltına alınırken maruz kaldığım işkencedir.

Demokrasinin yerleşik olduğu, hukuk kuralları ile yönetilen bir ülke olması gereken şey, tüm resmi mekanizmaların belirlenen kurallara göre hareket etmesidir. Ne yazık ki bugün Türkiye’de bu durum dünden de geriye gitmekte, ortada hukuk namına bir şey bırakılmamaktadır.

Biz bu ülkenin kaderi haline getirilmek istenen tekleşmeyi kabul mü etmeliyiz? Bizden mutlak itaat isteyenlere boyun büküp onların birer methiye dizercesi mi olalım? Kralın çıplak olmadığını görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?

Bu olumsuz koşullara rağmen ağır bedeller ödemek pahasına da olsa Özgür Basın geleneğini sürdürmeye çalışanlarda var. Bunlardan biri de içtenlikle söyleyebilirim ki 9 yıldır bünyesinde yer aldığım Dicle Haber Ajansı’dır. Bu ajans 2002 yılında yayın hayatına başladığında ilke olarak “Gerçeklerden Asla Taviz Verilmez” sloganını belirledi. DİHA bu anlayışla 14yıl boyunca bölgede Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyadaki gelişmeleri kamuoyuna ulaştırma çabası verdi. Servis ettiği haberlerle gündem oluşturdu. 

Ajansımız DİHA'nın internet sitesi 24 Temmuz 2015 Basın özgürlüğü gününde erişime engellendi. Bu tarihten sonra tam 48 kez daha aynı yönde kararlar verilerek susturulmak istendik. Alınan bu kararlar için önceleri hoşnut olmayan kimi haberlerimiz gerekçe gösterilirken, sonraları her hangi bir gerekçe gösterilmeye bile gerek duyulmadı verilen mahkeme kararlannda. Bu engellemelere rağmen birçok muhabir arkadaşım yine yazdıkları haberleri dolayısıyla tutuklamp cezaevlerine atılmasına rağmen sesimiz susturulamaymca en sonunda 29 Ekim 2016'da çıkarılan KHK ile kapılarımıza mühür vuruldu. Bürolarımızın kapılarına mühür vurulabilindi belki ama bunun hakikat haylurdığımız dilimize bir hükmü yok. 

Sayın heyet, muhalif medya üzerindeki baskıları anlamak için OHAL sonrası verilere bakmak yeterli. Bu süre zarfında 5 haber ajansı, 24 radyo, 16 TV, 63 gazete ye 20 dergi ile 178 medya kuruluşu kapatıldı. Bu sayı her geçen gün artıyor. Yine bugün Türkiye cezaevlerinde 176 gazeteci halen tutuklu. Bu tablo eleştirinin, sorgulama= ye haber yapma özgürlüğün rafa kaldırıldığının da kanıtı. Bunların yani sıra birçok gazete ve medya çalışanının işsiz kaldığını sağır sultan duymuşken, bu siyasi iktidar olan biten her şeyi normal göstermeye çalışıyor. öyle ki bizzat Başbakan'a göre kendimize gazeteci diyerek "egzotik" olmaya çalışıyoruz. Bu söylemler karşısında gerçekten şaşırıp kalmamak elde değil. Hükümetin hoşuna gitmiyor diye bizler, kimliklerimizi ve onları rahatsız eden haberlerimizi ortadan kaldırmaya. Hiçbir zaman gazeteciliğimin kanıtı olarak görmedim fakat daha düne kadar San Basın Kartı sahibiydim. Bu yüzden mesleğimizin yok saymak istenmesine sessiz kalmamız bizden beklenmemelidir. 

Siyasi iktidarın bu derece pervasızlaşmasında en büyük kabahat ldmindir diye sorarsanız, yine ne yazık ki kimi meslektaşlanmı göstermek zorunda kalacağım. Onlar her dönem hakikatin yanında yer almak yerine, gücün ve paranın yanında saf tuttular. Böyle olunca da bugün boynumuzu vuran kılıcı bir baluma bizler bileyledik. Hitlerin propaganda bakam Gobbels'in meşhur bir sözü vardır biliyorsunuz. Ne diyordu: "Bana vicdansız bir medya verin size bilinçsiz bir halk sunayım. Her zaman etrafında bir yalaka ordusu bulundurun, yaşan söyleyin. Mutlaka inanan birleri çıkar. Büyük yalanlar söyleyin. Çünkü insanlar büyük yalanlara küçük yalanlardan daha fazla inanır."

Hakkımızda hazırlanan iddianamenin içeriği bunun en somut kanıtı. Biz gazetecilerin görevi kamuoyunu bilgilendirmektir. Halkın gerçeğe ulaşmasında aracılık yaparız. Bu yüzden de sadece halka karşı sorumluyuz. Fakat bugün bileklerimize kelepçe vurulması halkın takdiri değildir. Hükümetin haberlerimizden duyduğu rahatsızlığın sonucudur. İddianamede suçlandığımız esas nokta Enerji Bakanı Berat Albayrak'ın gayrihukuki ilişkilerini haber değeri taşımasından ötürü halka ulaştırılmasıdır. O e-maillerin nasıl ele geçirildiğini bilmiyorum. O e-maillerden sosyal medyada haberdar oldum. Daha önceki ifademde bu yönlü izahatımı yapmıştım. ıncelediğim kimi e-maillerin içeriğinde hukuksuz ve Bakan beyin görevi ile bağdaşmayan ilişkilere tamk olduktan sonra bunlan haberleştirdim. Bu konuda da hiç kimseden talimat almadım. Bakan beyin kişiliğine ya da özel yaşamına ilişkin hiçbir bilgiyi haberleştirmedim, yaymadım. Haber konusu yaptığım şeyler, görev sınırları aşan ilişkilerdi. Sayın savcı ise iddianamede bu kirli ilişkileri "stratejik faaliyetler" olarak tanımlıyor. Tuhaf olan da bu. DAİŞ ile petrol pazarlığı yapmak hangi stratejik faaliyetin kapsamında merak ediyorum. Yine savcı bey e-maillerde yer alan kimi bilgilerin "manipüle edildiğini ileri sürmekte. Fakat bu e-mailler bugüne kadar ne Bakan Bey ne de ilgili diğer isimlerce yalanlanmadı. 

"GAZETECİ HERKESLE GÖRÜŞÜR, GAZETECİ SADECE GAZETECİLİK YAPAR"

BirGün gazetesi çalışanı Mahir Kanaat savunmasında şunları söyledi.

Sabaha karşı gazetecilerin ve 7 yaşındaki bir çocuğun olduğu bir evden işkence ile gözaltına alındım. Vatan'a götürüldüm Henüz delil toplama aşamasındayız, delilleri toplayıp ifadeni alacağız dediler. 24 gün boyunca ne tek bir soru soruldu, ne tek bir söz edildi. 24 gün boyunca dosya bilgilerini Sabah gazetesinden öğrendik.

Bize uygulanan gizlilik kararı Sabah gazetesine yoktu.Örgüt propagandası diyorsunuz bu haksızlıktır, biz araştırır ve haber yaparız. Haber bilgileri marketlerde yoktur. Gazeteci takip ettiği haber hakkında ilgili herkesle görüşmeye çalışır. Gazeteci sadece gazetecilik yapar.

Sohbet grubunu benim kurduğum iddia ediliyor. Redhack bu grubu kurup belirledikleri gazetecileri kendi eklediğini açıkladı. Mailler bende yok, bahsi geçen mailleri ne indirdim ne inceledim. Haber yapmadık. Olmayan haberle nasıl bir algı oluşturmaya çalışıyorum? 14 yıldır, birgün gazetesinin kuruluşundan beri çalışmaktayım. İddianamede bahsi geçen konuşma günlük konuşmadır ne Redhack, ne Albayrak’la ilgili konuşma yoktur

Twitter üzerinden takip etmenin suç sayıldığını bilmiyordum. Hesaplar milyonlara insan tarafından takip ediliyor suç mu? Madem bu hesaplar suç, neden devlet kapatmıyor? Devlet suç sayılan.bu hesapları kapanmayarak suç işlemiyor mu? Emniyete ve savcıya internetten indirilen basit bir kopya olduğunu anlattık yetinmeyip savcının gözü önünde evrakları indirdik.

Ben solcu bir ailenin solcu çocuğuyum. Fetö'cülere selam vermem, bunu hakaret olarak kabul ediyorum 2014’e kadar telefon görüşmelerim çıkarılmış, tek bir şüpheli hareket yokken örgüt adına nasıl görev yapmış olurum. Ben ÖDP üyesiyim ve kurulduğundan bu yana birgün deyim. Ne bir sağcıyla ne de Fetö'cüyle irtibatım olmadı, bu bir hakarettir.

Bilişim sisteminin nasıl engellendiğini çok merak ediyorum, hacklemeyi Redhack yapmış ve nasıl yaptıklarını twitter üzerinden paylaştılar. Ne mailleri hackledim ne bilişime erişimi engelledim. Suçluyorsunuz yapmadığımı anlatmaya çalışıyorum. Vatansever diye bir hesap, hacker kendisi bize attığınız suçları yaptığını kabul edıyor.onunla ilgili işlem yapmanızı istiyorum "vatansever2023" hesap ismi.

Oğlumun doğumunda yanında olamadım 10 aydır tutsağım kızım 7 yaşında ve bana inanılmaz bağlı, günlerce babam ne zaman gelecek diye ağlamış.

"DEVLET SIRRININ BAKANIN KİŞİSEL HESABINDA NE İŞİ VAR?"

Gazeteci Tunca Öğreten ise savunmasında şunları söyledi:

4 Aralık gecesi 4.30 da özel harekat evimizi bastı. Önce gözaltı kararı okundu. Evimdeki tüm dijital materyale el kondu. 24 gün ne için olduğunu bilmeden gözaltında kaldım. Emniyet ifadesinin ardından savcılığa çıkarıldım ve DHKP-C örgütü üyeliğiyle tutuklandım.

Ömrüm boyunca DHKP-C üyesi görmüşlüğüm yok. Bu örgüt hakkında ne bir haberim ne de sosyal medya paylaşımım var. 7 aylık süreçte iddianame yoktu, 7 ay sonunda anladım ki DHKP-C üyesi değilim.

Siber korsan sıfatıyla emniyete mail atmış birininin ihbarıyla tutuklandım. İddianame teması: hükümeti yıpratmak ışid’le irtibatlı göstermek. Kaleme aldığım haberde bu tema var mı, hayır yok.

Mailler yayınlandıktan sonra imzayla yaptıgım haberde tek bir ima yok. Çünkü haberinde işidin i’si bile yok. ‘İlişki’yi iddianameyi hazırlayan savcı kuruyor. İçinde bulunduğum durum, redhack bakanın cüzdanını çalmış.sonra da itiraf etmiş

Bir gazeteci olarak bu hırsızlığı hikayeleştirdim diye savcı hırsızı değil gazeteciyi tutuklamış. İddianame kendi kendini baştan sonra çürüten bir iddianame.

Redhack kendi hesabından bakana ait mailleri hackleyip gazetecilerle paylaşacağını duyurdu, 17-18 gazeteciyle paylaştı. Ben de kendimi orada buldum. Gruba eklenmek için onaya gerek yok. Sonra da maillere ulaşabileceğim bir bağlantı vardı görevim gereği haber yaptım.

Suç olarak ben twitter'da bazı hesaplarla takipleşiyormuşum. Ben gazeteciyim. Habere hakikate ulaşmak için kişilerle de görüşürüm, takip de ederim.

Devlet sırrı ifşa etmek denmiş; bir bilgi ya devlet sırrıdır ya değildir. Çalınan hesap bakanın kişisel hesabıdır neden içinde devlet sırrı var? Powertrans haberin yaptım ne Albayrak'ın özel hayatıdır ne de devlet sırrıdır. 7 milyar insanın bildiği sır mıdır? 7 milyar insan bunları okuyor, haberini yaptığım için devlet sırrını açıklamaktan ben suçlu oluyorum.

Ben gazeteciyim savcılık tarafından ne zaman çağrılsam ifadeye gittim. Şüphem yok hepiniz suçsız olduğunu anlayacaksınız maddi ve manevi sıkıntılar yaşıyorum. Buna bir son verin

SAVCI TUTUKLULUĞA DEVAM TALEP ETTİ

Savunmaların ardından savcı, Mahir Kanaat ile Tunca Öğreten'in tutukluluğunun devamını, Ömer Çelik'in de tahliyesini talep etti.

Tunca Öğreten savcının 'somut deliller göz önünde bulundurularak tutukluk devamı' talebine itiraz etti. Somut delilin ne olduğunu sordu.

Avukatların savunmasına geçildi.

Tunca Öğreten'in avukatı Sevgi Kalan: Savcılık müvekkilimin lehine hiçbir delil toplamamış, lehine olanları da aleyhine gibi göstermiştir. Suç vasfı değişimine ilişkin de tepkimiz var. Birbiriyle alakası olmayan örgütlerle ilişkilendirilmiştir. Taraf gazetesinde çalışmak 'FETÖ'ye delil gösterilmiştir. O zaman orada çalışan/röportaj yapan herkes mi suçlu? Bu mümkün değil. Özel hayata dair değil, şirket haberi yapmıştır müvekkilim; AİHM kararları açık. Halkın bilgi almaya hakkı var; gazeteciye ceza verirseniz basının kamu yararına haber yapmasının önüne geçersiniz. Eğer kamu yararı varsa haberde siz sır bile olsa bu bilgiyi yayabilirsiniz. (AYM kararına atıfla) Cezalandırılırsanız ifade özgürlüğünü çiğnemiş olursunuz. AİHM bu dosyanın öncelikli incelenecek dosyalardan olduğuna karar verdi. Müvekkilim bir senedir gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu. Gerekirse adli kontrol uygulanarak tahliyesini istiyoruz.

Eray Sargın'ın avukatı Erman Öztürk: Bu arkadaşlar biz kandırılmayalım diye haber yapıyor, ama yargılanıyorlar. 7 milyar insanın gördüğü bilgilerden bahsediliyor. Bu bilgilerin aktörleri var, asıl onlar yargılanmazsa biz daha çok kandırılırız.

Saat 15.45 itibariyla duruşmaya bir saat ara verildi.

ARA KARAR AÇIKLANDI

Ömer Çelik hakkında tahliye kararı verilirken, Tunca Öğreten ve Mahir Kanaat'in tutukluluk hallerine devam kararı verildi. Berat Albayrak'ın davaya müdahil olma talebi kabul edildi. Bir sonraki duruşma 6 Aralık'ta görülecek.