‘Özgür bir komünist kadın’ Aleksandra Kollantai’nin ve işçi arıların aşkı

“Açık havaya çıkmak için yasak kapıyı hızla açmak, cinsler arasında sevgi dolu, içtenlikli ve bunun sonucunda daha mutlu ilişkilerin yolunu bulmak, ancak insan ruhundaki temel değişiklikle ‘sevme gücü’nün zenginleşmesiyle olanaklıdır ki bu kaçınılmaz biçimde sosyo-ekonomik ilişkilerin temel dönüşümünü öngörür.”



23-07-2017 09:08
Bahar Ön

Alexandra Kollontai, ilk olarak 1925 yılında Almanca basılan, Bolşevik Devrimi’nin hemen ardından kaleme aldığı eserinde, kadınlık, aşk, sadakat, evlilik gibi konuları tartışmaya açarken aynı zamanda devrimden sonraki başlayan kuruluş sürecini de yansıtmıştır. Kollontai eserde, kuruluş sürecinin belirsizliklerle örülü olduğu bir hava çizmektedir.

Eserdeki temel karakter olan Vassilissa Malygina, genç bir işçidir. Birinci Dünya Savaşı başladığında Bolşeviklere katılmıştır. Militan bir kadın olan Vassilissa, parti faaliyetleri sırasında tanıştığı ve aşık olduğu “eski anarşist” Vladimir İvanoviç ile evlenir. Evliliklerini, parti görevleri sebebiyle uzaktan yürütmeye başlamışlardır. Vassilissa, kaldığı kentte bir komün evi kurmuş ve onun sorumlulukları ile ilgilenirken, Vladimir, ülkenin bir başka ucunda yaşamını sürdürmeye devam eder. Vladimir hakkında açılan bir dava üzerine, Vassilissa eşinin yanına gitme kararı alır. Yaşadığı ilk şok, eve gittiğinde kapının eşiğinde gördüğü bir başka kadındır. Bu olay üzerine evlilikleri başta olmak üzere, sevgi ve sadakat üzerine düşünmeye başlar.

Kollontai, eseri oldukça basit bir dille yazmıştır. Bunun temel sebebi, “geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmak, okuma olanağı bulamayan ve bu kitapta kendi yaşam ve deneyimlerinin bir yorumunu bulabilen çok sayıda kadının eline geçmesini sağlamak ” (2010, 5). Çevirmen Cathy Porter, bu durumun eserin yayınladığı tarihte önemli bir etki yarattığını belirtmektedir, ancak eserin çevrilmesi sırasında sözcük kullanımında genişletmeye gittiğini de ekler.

Legal evlilik aynı ölçüde yalana dayalı iki temel ile üzerinde yükselir: Bir tarafta evliliğin çözülmezliği, öteki tarafta mülkiyete ilişkin düşünüş, yani eşlerden birinin ötekine bölünemez aidiyeti… ama evlilik birliğinin üçüncü biçiminde, özgür yaşam ortaklığında da karanlık olan birçok nokta var… ‘Büyük Aşk’ temelinde kurulu evlilikte unutmamamız gereken, bu ‘büyük aşk’ın kaderin az rastlanır bir armağanı olması ve az sayıda talihli tarafndan paylaşılmasıdır. Parlayan renklerle gri varlığımızı süsleyen güçlü büyücü ‘büyük aşk’, sihirli değneğini cimrice kullanır ve insan yüreklerini birbirinden esirger. Milyonlarca insan, onları büyüleyecek ateşin mutlak kudretini yaşayamaz” (2010, 266).

Kollontai, SSCB’nin ilk ve tek kadın elçisidir. Ölümüne dek Dışişleri Bakanlığı’na danışmanlık yapmayı sürdürmüştür. Evlilik, cinsel ahlak gibi konulardaki yazıları önemli bir literatür oluşturmaktadır. Stalin döneminde geleneksel aile modelinin savunulması, Kollontai’ın eserlerinin popülerliğini yitirmesine sebep olmuştur.

Özgür, komünist bir kadın olan Kollantai’nin bu kitabının özellikle Marksistlerin kadın ve aile meselelerine bakarken okumaları gereken kitaplar arasında yer alması gerektiğini düşünüyorum.


KÜNYE: İşçi Arıların Aşkı, Alexandra Kollantai, Çeviri: Gülay Türkyılmaz, Pencere Yayınları, 2. Baskı, 2010, 279 sayfa.