Ölüme doğrulttuğumuz titrek silahımız: Anılar

Aziz Nesin'in çaya düşkünlüğü, neyzenlerin çaya daha iyi tat vermesi için bir paket Bafra sigarası tütünü dökmeleri, şairlerin 'halı saha' maçları, maçlardaki mahlas isimleri, Beşiktaş taraftarlığı, Cemal Süreya'nın sigara markalarını tasnifi, Ahmed Arif'in 'olaylara karışmayın' tavsiyesi, Metin Eloğlu'nun Attila İlhan'ın Beyazıt'ta öğrenci olan sevgilisine aşık olmasından dolayı İlhan'ı jurnalleyerek intikam alması ve tabiki edebiyatçıların nasıl ürettiği...



19-03-2017 10:29
Çağan Sabancı

Refik Durbaş’ın Doğan Kitap tarafından yayıma hazırlanan Şiirin Gizli Tarihi isimli kitabı geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Kitap yazarın çeşitli vesilelerle yazdığı anılara dayanan köşe yazılarından oluşmaktadır. Bazı anılar ise Durbaş’ın başka anı kitaplarından yaptığı derlemeye dayanmaktadır. Siyaset ve edebiyat tarihimizde anı kitaplarının önemli bir yer tuttuğunu düşünürsek Refik Durbaş’ın kitabını kendi alanı bağlamında değerlendirerek işe başlamak gerekmektedir.

ANILAR NEDEN ÖNEMLİDİR YA DA ANILAR NASIL VAR OLURLAR?

Kuşaklara karakteristik özellik kazandıran büyük hülyaların eşlik ettiği gündelik yaşantı parçalarıdır. Evrensel olanla yerel olanın harmanlandığı ve ancak böyle ayağını hem evrensele hem yerele basan bir tarz… Gündelik hayatımız bu topraklarla kurduğumuz bağın tecelli ettiği önemli uğraklardandır.

Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler serisinde -özetle- aydın göz önündedir ve onun ortada olan toplumsal durumun kendisinden, açıklanmasından sorumlu olduğunu kaydeder. Refik Durbaş’ın Şiirin Gizli Tarihi isimli kitabındaki anıları okuyunca bu tespitin devlet tarafından da bir devlet geleneği mertebesine ulaşacak kadar yapıldığı göze çarpmaktadır. Bu göz önünde olma hali anıların sebebidir. Mücadele eden, hareket halinde olan anı biriktirebilir. Kitaptaki derleme anıların örüntüsü budur. Bu nedenle anıların mekânı yoksulluk ve cezaevidir. Şair ve yazarlarımızın anı kimliğidir.

PARTİ GENEL KURULU GİBİ DÜĞÜN

Hasan İzzetin Dinamo 1935’te Sivas Öğretmen Okulu öğrencisiyken trenin bu kente ilk gelişi nedeniyle uzun bir şiir yazar: Tren. Fakat şiir zamanın başbakanı İsmet Paşa’nın tren siyasetine aykırı bulunacak ve Dinamo yukarıdan gelen emir ile Ankara Ağır Ceza’da dört yıl hüküm giyecektir. 1939’da cezasını tamamlayıp İstanbul’a gelir. İkinci Savaş yılları içinde antifaşist bir cephe oluşturan yazar ve şairlerin yer aldığı Yeni Edebiyat dergisinde Dinamo’nun da şiirleri çıkmaktadır. Buradaki bir şiiri nedeniyle dergi kapatılır ve Dinamo lise arkadaşı olan savcının ağır suçlamalarıyla yine cezaevine gönderilir.” (s.87)

Dinamo durmaz ve Nazım’la arası açılan TKP’nin şairi olmaktan çekinmez. Daha sonra Partinin politbüro üyesi Halil Yalçınkaya’nın kızıyla evlenir. Parti kadrolarının illegal çalışmaya geçtiği bir dönemde yapılan düğün adeta bir genel kurul havasında geçecektir. Öyle ki Rasih Nuri İleri bu düğüne katılmanın kendi başına bir unvan olduğunu yazar.

ATEŞE YAZGILI AYDIN

“Metin Altıok İzmir taraflarında annesiyle babası tarlada çalışmaktadır. Altıok ise küçücük bir çocuk… O yaz sıcağında bir akrep tarafından sokulur. Bunun üzerine çevredekiler akrebin zehrini alsın diye Altıok’u ateşin üzerinde koydukları bir kazan dolusu suya sokup kaynatacaklardır. Altıok o gece Mehmet Taner’e bu olayı anlattıktan sonra da gözyaşlarına boğularak şöyle diyecektir: Küçücük yahu, daha küçücük bir beden suda kaynatılıyor, düşünsene…” (s.246)

O kazanın çeperleri 2 Temmuz’da memleketin tüm sathı olacaktır.

Tesadüf elbet. Ancak tesadüf yol üzerinde olanda, göz önünde olanda ortaya çıkar. Kenarda oturanın ihtimaller denizinde yeri yoktur. İlkinde yoksulluk ikincisinde aydınlık kavgası sebeptir. Ve anıları, kavga birikintilerini yakmaya hiçbir ateşin gücü yetmez.

Zor zamanlar güçlü insanlar yaratır. Güçlü insanın evrensel özelliklerinden biri dostluk kabiliyetinin gelişkin olmasıdır. Ahmed Arif’in A. Kadir’in Kırşehir sürgününden Ankara’ya gelişini anlatıyor.

Şimdi Kadir Abi var ya, A. Kadir, o Kırşehir’de sürgün… Birçok yere sürdüler onu… Hep kimsesizlikten, başka bir şey değil… Gariban adam… Bir ablası var hemşire, başka kimsesi yok. Kadir Abi Kırşehir’den Ankara’ya gelecek… Birinin karşılaması lazım. Tabi severek ‘Ben yaparım bu işi’ dedim. O zaman otobüs yoktu, kamyonla gelmiş. 1950’den biraz önce işte. Kadir Abi beni tanımıyor tabi. Gittim kendimi tanıttım, ‘Siz Kadir Abisiniz’ dedim, ‘benimle geleceksiniz.”

Öyle dostluklar ki tanışıksız…

Fazla tanışıklıktan gelen ilginç anılar da var.

“Sabahattin Eyuboğlu’nun evinin kapısı her zaman açıktır. Dostları eve istediği zaman giriyor, yiyor, içiyor, sohbet ediyorlar. Yaşar Kemal bir gün Adana’dan gelir ve evde bir yere kıvrılarak yatar. Sabah kalkınca duvara dayanmış birinin uyuduğunu fark eder. Uyuyan Orhan Veli’dir. Orhan Veli, Eyuboğlu’nun evinde yer bulamayınca ayakta uyurdu.” (s.123)

Kitapta aktarılan yaşantılar bunlarla sınırlı değil elbette. Aziz Nesin'in çaya düşkünlüğü, neyzenlerin çaya daha iyi tat vermesi için bir paket Bafra sigarası tütünü dökmeleri, şairlerin 'halı saha' maçları, maçlardaki mahlas isimleri, Beşiktaş taraftarlığı, Cemal Süreya'nın sigara markalarını tasnifi, Ahmed Arif'in 'olaylara karışmayın' tavsiyesi, Metin Eloğlu'nun Attila İlhan'ın Beyazıt'ta öğrenci olan sevgilisine aşık olmasından dolayı İlhan'ı jurnalleyerek intikam alması ve tabiki edebiyatçıların nasıl ürettiği...

ANI TÜRÜ VE ŞİİRİN GİZLİ TARİHİ

Anı türünün edebi türler arasında en ayrıksı, karakteristik yönü kurmacanın olmaması ya da kurmacanın çoğunlukla içeriğin organize edilmesi biçiminde karşımıza çıkmasıdır. 'Kurmaca olmayan' bu tür klasik kurmacaya dayanan edebi metinlere nispeten kimi serbestliklere sahiptir. Örneğin klasik anlatılarda kurgu, karakter-tip yaratımı edebiyat matematiğini oluştururken anı türünde bu matematik baskın biçimde yaşantı üzerinden kurulmaktadır. Bu anı türünün az işçilik gerektiren bir tür olduğunu düşündürtmemelidir çünkü anı edebiyat açısından oldukça kritik bir unsur üzerinden inşa edilir; bağlam. Anıları yaratan, onları kayda değer kılan bağlam anı türünde büyük etkiye sahiptir.  Hem okur hem yazar açısından…

Dolayısıyla anı kitaplarına yaklaşım tarzını belirleyecek olan bağlamdır. Çünkü anlatılanın hem edebiyat hem de diğer alanlarda önem taşıması sunulduğu çerçeveye bağlıdır. Önemli anı kitapların başarısı anıların kendisinin yanında anılara kaynaklık eden dönemi tarih kitaplarının yapamayacağı içtenlikle yapabilmesinden doğar. Harun Karadeniz’in Olaylı Yıllar ve Gençlik kitabı tam da bu özellik nedeniyle hem edebiyat hem de gençlik mücadelesinin tarihi bakımından önem taşır. Anıların örüntüsünü ancak bağlamla ortaya koyabiliriz.

BAĞLAMSIZ ANILAR

Refik Durbaş’ın kitabında herhangi bir çerçeve metne ya da sunuşa rastlamıyoruz. Kitapta belirtilmemiş fakat 1-2 sayfadan oluşan anı parçaları aslında yazarın daha önce muhtelif nedenlerle yazdığı köşe yazılarının derlenmesinden ibaret. Elbette edebiyatımızın önemli isimleriyle ilgili anılar olması sebebiyle bağlam ikmalinin okur tarafından yapılacağı varsayılabilir. Ancak yukarıda da vurguladığımız gibi bir anı çalışmasından esas işçilik ve beklenilen anıları doğuran örüntünün, bağlamın sunulmasıdır. Oysa söz konusu kitapta çerçeve bir sunuşa bile rastlamıyoruz. Elde kalan piyasa okurunun her türlü kullanımına açık bir kitap olmaktadır. Ya bizim yaptığımız gibi bir sürekliliği fark edip onu ortaya çıkaran nedenlere odaklanırsınız ya da edebiyat gurusunu oynamanızı sağlayacak magazine yoğunlaşırsınız.


KÜNYE: Şiirin Gizli Tarihi, Refik Durbaş, Doğan Kitap, 2016, 336 sayfa.