ODTÜ direnir

Doğası gereği muhalif olması gereken bilgi üretimi ODTÜ’de tam anlamıyla gerçekleştirebilmişti. Muhalif olmaktan kastım sadece öğrenciler için değil, üniversitenin diğer bileşenleri, hocalar, çalışanlar hatta öğrencilerin anne babaları için de. Tüm bu kesimler 1970’li yıllarda ortak olarak Hasan Tan’ın rektörlüğüne karşı direnebilmiş ve istifasını sağlamıştı. Aynı şekilde 12 Eylül sonrası rektörü Gönlübol’a karşı direniş de örnek olarak verilebilir. Ya da boykot sırasında rektörlüğün “yurtlar kapansın” kararı almasına karşın Yurt Yönetim Kurulu’nun “Biz yurtları kapatmayız, öğrenciler sorun yaratmıyor, bu sorunun kaynağı rektörlüktür” şeklinde karar alması gibi.



05-03-2017 01:57
İzge Günal

Farkındayım, akademi konusunda fazla yazıyorum. Ama İleri Kitap’taki ilk yazımda “iki yazı arasında bitirdiğim kitapları yazacağım” demiştim1, şu anda yaptığım da o aslında. Üniversite politikası ile ilgili 2000’e yakın kitabım var, yeni kitaplar çıkıyor, sahaflardan eskileri topluyorum ve okuyorum.

Altmış yıllık bir geçmişi var ODTÜ’nün. Kurulduğu günden beri sadece üniversite olarak değil, Türkiye’de bilim üretiminin merkezi olarak, başkaldırı olarak, sol siyasetin odaklarından biri olarak hep gündemde olmuştur. Geçenlerde yayınlanan “ODTÜ Tarih Direniyor” kitabını hazırlayan Yalçın Bürkev’in dediği gibi2 “sol anlatılmadan ODTÜ anlatılamaz, ODTÜ anlatılmadan da sol anlatılamaz. Bu bir realite”.

Kitap gerçek anlamıyla bir sözlü tarih çalışması. Başlangıcından beri ODTÜ tarihine tanıklık eden, yaşayan, yönlendiren öğrenci, öğretim üyesi ve emekçilerin anılarından oluşuyor. İçlerinde İleri  Haber yazarları da var.

Kitabı okuyan herkes, yaşına uygun, kendisinden bir şeyler bulabiliyor, bunun için ODTÜ’lü olmak da gerekmiyor. Benim için ODTÜ’nün başlangıcı, ABD Büyükelçisi Komer’in arabasının yakılmasıydı. Komer’in, Vietnam savaşında aktif rol oynadığı ve 60.000 kişinin ölümünden sorumlu olduğu, Vietnam’da toplama kampları kurduğu bilinmekteydi. İşte bu kişi ODTÜ’yü ziyaret etme gafletinde bulunmuştu. Öğrencilerin tepkisi ise arabasını ters çevirip yakmak olmuştu. O fotoğraf karesi hiç aklımdan çıkmadı. Eylem bana sözcüğün tam anlamıyla şiir gibi gelmişti; laf olsun diye söylemiyorum, gerçekten şiir gibi gelmişti, içinde Komer geçen bir şiir bile yazmıştım. Dokuz yaşındaydım ve Ümit Yaşar ile Metin Eloğlu’nun beraber hazırladığı “Garip Şiirler Antolojisi”nin etkisi altındaydım. Yani yazdığım şey pek şiir sayılmazdı ama o gün böyle düşünmüyordum. Neyse, soldaki ilk militan eylem beni böyle etkilemişti. 

Tabii esas soru, şu olmalı bence: Nasıl ABD’nin kurduğu bir okul böyle bir gelişme gösterdi? Öyle ya, beklenen teknokrat, sağ görüşlü mühendisler yetiştirmesiydi. Kuranlar asla kendi büyükelçilerinin arabasının burada yakılabileceğini düşünemezdi. Yerli Amerikancılar da ODTÜ’nün kuruluşu için çok uğraşmıştı. Örneğin Menderes, problemli olduğu üniversiteye alternatif olabileceğini düşündüğü için ODTÜ’yü desteklemişti.

ODTÜ’nün kuruluşu bir çağ değişimine denk gelmiştir. Rönesans, aydınlanma ve Fransız Devrimi gibi üç temel sıçrama geçiren modernizm ve burjuva ilericiliği 1968’de tıkanıklığının ilk ciddi bulgularını göstermeye başlamıştı. Tepkilerin dışa vurumunun gençlikten geldiği bir dönemde kurulan ve özel bir sınavla daha iyi öğrencileri kapsamaya çalışan bir yükseköğrenim kurumunun dünyanın bu koşullarından etkilenmemesi beklenemezdi. Elbette, hemen akla şu soru geliyor: aynı dönemde kurulan diğer üniversitelerde, örneğin Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde, neden aynı gelişme görülmedi? İşte burada ulusal ve uluslararası burjuvazinin, başka bir ifadeyle ABD ve Demokrat Parti’nin biraz önce bahsettiğim, beklentileri göz önünde bulundurulmalı. Bürkev’in deyimiyle, “ODTÜ tarihi, sosyalist sol ile burjuva modernizminin gerilimli ama süreklilik oluşturan ilişkilerinin verimli sonuçlarının görüldüğü önemli ve belki de tek örnektir”. Bu birliktelikte kamuculuğun ön plana çıkması ise en önemli kırılma noktası olmuştur. Kamuculuğu, bürokratik tutuculuk ile değil, yenilikçilikle düşünmek gerekir (yenilikçilik hatalı olarak özel sektörle özdeşleştirilir). Böyle bir kamucu yaklaşım ODTÜ’yü bilimde en öne geçirmiş, eğitimi deneycileştirmiş, hiyerarşiyi yıkıp demokrasiyi sağlamıştır. Bilir misiniz, eskiden ODTÜ’de hocaların kapılarında unvanları olmaksızın sadece isimleri yazardı. Öğrenciler yönetime gerçek anlamıyla katılır, hocalar dinlemek ve tartışmak için öğrenci forumlarına gelirdi.

Doğası gereği muhalif olması gereken bilgi üretimi ODTÜ’de tam anlamıyla gerçekleştirebilmişti. Muhalif olmaktan kastım sadece öğrenciler için değil, üniversitenin diğer bileşenleri, hocalar, çalışanlar hatta öğrencilerin anne babaları için de. Tüm bu kesimler 1970’li yıllarda ortak olarak Hasan Tan’ın rektörlüğüne karşı direnebilmiş ve istifasını sağlamıştı. Aynı şekilde 12 Eylül sonrası rektörü Gönlübol’a karşı direniş de örnek olarak verilebilir. Ya da boykot sırasında rektörlüğün “yurtlar kapansın” kararı almasına karşın Yurt Yönetim Kurulu’nun “Biz yurtları kapatmayız, öğrenciler sorun yaratmıyor, bu sorunun kaynağı rektörlüktür” şeklinde karar alması gibi.

Sonuçta bilimin geliştiği bir özgürlük ortamı, özgürlüğün geliştiği bir bilim ortamı ODTÜ’yü ODTÜ yapan verimli döngüydü. 1402 sayılı yasayla üniversiteden atılan Yakup Kepenek’in “İki yol vardı; birincisi bilimsel üretimi hiçbir şey olmamış gibi sürdürmek, ikincisi siyaseten bir şeyler yapmak”. Gerçek bir bilim insanı olan Kepenek’in bu sözleri, bence ODTÜ’lü tavrını özetler niteliktedir.

ODTÜ’ye en yanlış yaklaşım, başarılarını olanaklarıyla açıklamak olur sanırım. Bu argüman sık olarak kullanıldığı için bahsetmek gereğini duyuyorum. ODTÜ kurulduğunda olanakları hiç de sanıldığı kadar fazla değildi; aksine Ankara’nın içinde dar bir alanda barakalar içinde eğitime başlamıştı. Yani olanakları diğer yerlerle, hele şimdi yeni kurulan üniversitelerle karşılaştırıldığında çok kısıtlıydı. Yeni okuduğum “ODTÜ Kuruluşunun  Onuncu Yıldönümü” kitabıyla Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin “Nereden Nereye” ve “Kuruluşundan Bugüne Bartın Üniversitesi” kitaplarını karşılaştırın, sorunun fiziki koşullardan çok anlayış olduğunu göreceksiniz. Bunlar çok yeni üniversiteler derseniz, başlangıcı Gazi Eğitim Enstitüsü olan Gazi Üniversitesi’nin sıkıntılarının (SWOT Analizi Sonuçları) ODTÜ’de olmadığını görürsünüz.

Peki, politik, demokratik, bilimsel alanda ülkenin ilerisinde kurumu değiştirmek için egemen güçler ne yaptı? Doğrudan saldırdı, olmadı;  gerici yöneticiler atadı, tutmadı. Örneğin “1972-1973 Açılış Töreninde” en üst düzey yönetici “bilimin bir milleti ve onun devletini yıkma hakkı yoktur. Bilim vatansızdır ama bir vatanı yıkma hakkı olamaz” gibi bilimle ilgisi olmayan bir konuşma bile yapabilmişti. Ancak bunlar ODTÜ’yü değiştirmeye yetmedi. En büyük darbeyi 12 Eylül ile birlikte özelleştirme uygulamalarının, ODTÜ öğrencisi ve öğretim üyesi Mustafa Tokyay’ın belirttiği gibi ODTÜ Koleji ve Teknoparkın kurulmasının vurduğu söylenebilir. Ama ne olursa olsun Özal ve Erdoğan’ın karizmaları ODTÜ’de çizilmiş, McDonalds ODTÜ’den kovulmuştur. Devletin üst düzeyi hâlâ ODTÜ’ye özel önlemler alınarak gidebilmektedir. Geleneği olan kurumlarla baş etmek zordur. Bence bundan sonra da ODTÜ direnir.

 

1http://ilerihaber.org/icerik/izge-gunal-yazdi-ne-yapmaya-calisiyorum-62919.html

2http://ilerihaber.org/icerik/yalcin-burkev-odtuyu-anlatti-yarim-yuzyil-boyunca-direnen-baska-bir-kurum-yok-64050.html

 

ODTÜ Tarih Direniyor. Yalçın Bürkev, Notabene, 2016. Etiket fiyatı 40 TL

 

Onuncu Kuruluş Yıldönümü. ODTÜ Yay., 1967. Bulması güç, meraklısı ile paylaşabilirim.

 

Nereden Nereye. Afyon Kocatepe Üni. Yay., 2003. Bulması güç, meraklısı ile paylaşabilirim.

 

Kuruluşundan Bugüne Bartın Üniversitesi. Baryın Üni., Yay, 2016. Üniversiteden bulunabilir.

 

Gazi Üniversitesi SWOT Analizi Sonuçları. Gazi Üni. Yay., 2006. Bulması güç, meraklısı ile paylaşabilirim.

 

Orta Doğu Teknik Üniversitesi  1972-1973 Öğretim Yılı Açılış Töreninde Yapılan Konuşmalar. ODTÜ Yay. 1972. Bulması güç, meraklısı ile paylaşabilirim.