Nuriye Gülmen'in tutukluluk halinin devamına karar verildi

Açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yargılandığı davanın üçüncü duruşması Ankara’da görüldü. Gülmen, mahkemeye kaldığı hastaneden ilk kez SEGBİS ile bağlandı. Nuriye Gülmen'in tutukluluk halinin devamına karar verildi.



17-11-2017 19:35
İleri Haber

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile işlerinden atıldıktan sonra, "İşimi geri istiyorum" talebiyle direnişe ve ardından açlık grevine başlayan  akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'nın "örgüt üyeliği" suçlamasıyla yargılandıkları davanın dördüncü duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü içerisindeki duruşma salonunda görüldü.

Mahkemeye SEGBİS yöntemiyle katılan Gülmen, "Saldırılar halka karşı ne kadar yoğun olursa, siz de o kadar açlık grevi göreceksiniz" dedi.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yargılandığı davada savcı, tutukluluğunun devamını istedi. Gülmen’in “örgüt üyeliği’nden, Özakça’nın ise “örgüte yardım” suçundan cezalandırılmasını istedi.

Acun Karadağ’ın her hafta cumartesi günü 09:00-17:00 arasında imza atmak şeklinde adli kontrolüne, Semih Özakça’nın adli kontrol talebinin reddine, Nuriye Gülmen’in tutukluluk halinin devamına karar verildi. Bir sonraki duruşma 27 Kasım'a ertelendi.


Gülmen'in savunmasının tamamı:

İNSANLAR AÇLIĞIMIZI PAYLAŞTILAR’

Destek olup ceza alan, cezaevlerine giren, gözaltına alınan Türkiye’nin dört bir yanındaki insanlara teşekkür ediyorum. İnsanlar açlığımızı paylaştılar. Yanımızda olan halkımıza yürekten teşekkür ediyorum. Terör demagojilerine inanmayıp bizim için birşeyler yapan herkese teşekkür ediyorum. En başından beri mahkemeye keyfi olarak getirilmedim. Mahkemelere katılmak istediğim halde.

SAĞLIKSIZ KOŞULLAR ALTINDA KALIYORUM’

Numune Hastanesi’nde çok sağlıksız koşullar altında kalıyorum. Odada sürekli bir ışık yanıyor. Açlık grevindeki bir insan olmasam bile bu ışık altında uyuyamam. Çok kapsamlı bir savunma hazırladım. Ançak önce Nuriye Gülmen kimdir, neden açlık grevine başladı bunu anlatmak istiyorum. Bugün 254. gün.

Ben Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde araştırma görevlisiyim. Öğretim üyelerinin angarya işlerini kabul etmedim!

HER FIRSATTA ALİ İSMAİL UYANACAK DİYE ORAYA GİTTİM’

Mesai saatleri dışında katıldığım eylemlerden dolayı soruşturma geçirdim. Ali İsmail Korkmaz’ın duruşmalarına katıldığım için soruşturma geçirdim. Sendikamın çağrılarına katıldığım için soruşturma geçirdim. 38 gün boyunca Ali İsmail uyanacak diye bekleyen Emel Annenin yaşlarına gözlerine şahidim. Ben her fırsatta o uyanacak diye oraya gittim.

Bitirdiğim tezimi bitirmedim diye haksız şekilde açığa alındım.Oysa ben onca emekle bitirdim.Ben hakkımı arayan bir insanım. Haksızlığa uğrayanların yanında olan bir insanım. Soruşturma geçirdiğim halde acısı olanı paylaşan insanım.

‘AKP İKTİDARI BENİ İŞTEN ATAMAZ’

Ben 9 Kasım’da o eyleme başladım.

Biz asla ispiyonla, tez aparmacılığyla hoca olanlardan değiliz, olmayacağız. Ben barış için imzacı olan akademisyenlerin neler yaşadığını da biliyorum. İdare görevlerini aldılar, doktoralarını iptal edip mobbing uyguladılar. OHAL sonrasında kendi gördüklerim bunlardı. Mesela sevgili Acun 20 yıllık öğretmen 'beni nasıl atarsınız' diyordu. Ben de dedim, 'beni nasıl işten atarsınız.'
Beni 9 Kasım'da o eyleme benim kendi savunma yeteceğim ve direncim boyunca boyun eğmemem götürdü. AKP iktidarı beni işimden atamaz. Ben ondan hesap soruyorum. Sadece işimi istiyorum. Hesap soruyorum. Bu meşrulukla Yükselde’yim. Bu meşruluğa inananlar Yüksel’deydiler. Selçuk Üniversetisi hatasını anlayıp beni işe geri alacak. Biz haklı olduğumuz için oradayız, biz bütün yolları tükettik her şeyi kullandık. İşimizi geri istiyoruz. Haklı olduğumuz için oradayız.

SALDIRILAR NE KADAR YOĞUN OLURSA O KADAR AÇLIK GREVİ GÖRECEKSİNİZ’

Saldırılar halka karşı ne kadar yoğun olursa, siz de o kadar açlık grevi göreceksiniz. Bizim açlık grevi Dünya çapında görüldü. Faşizmin arttığı oranda halk açlık grevi yapmaya devam edecektir.

TAŞ DUYDU, BETON DUYDU BİR SİZ DUYMADINIZ’

Bu direniş bizim halkımıza sözümüzdür. İşimizi geri istiyoruz. Yüksel direnişi devam etti. Gözaltına götürüyorlardı Kabahatler Kanunu ya da canları ne isterlerse öyle davranıyorlardı. OHAL vardı, kimse bir şeye yapmaya cesaret edemiyordu! Biz vardık, halk bunun farkında.

Açlık grevimiz ve direnişimiz AKP’nin KHK’larının meşruluğunu ortadan kaldırdı. Haksız yere insanlar, hiçbir gerekçe gösterilmeden işlerinden atılıyor. Bu bu kadar kolay değil! Biz bunun bu kadar kolay olmadığını anlattık.Bu KHK sonrası YÖK’le görüşmek istedik, karşımızda muhatap bulamadık! Topladığımız imzaları teslim etmek istedik. Basın açıklamaları yaptık. Muhatap bulamadık. Taş duydu, beton duydu, bir siz duymadınız.Sonrasında açlık grevi kararı aldık. Semih ile açlık grevi kararı sonrası gözaltına alındık. 5 gün TEM’de tutulduk. Adli kontrolle serbest kaldık. Tekrar Yüksel’e gittik. Açlık grevinin 75. günü gözaltına alındık, dosyalar üzerine oynamalar yapılarak, birleştirilerek tutuklandık.

CEZAEVİNDE ÇOK AĞIR KOŞULLAR ALTINDA KALDIM’

Gülsüm Elvan’ın kolunun kırılması, Antalya’da adımızın geçtiği pankart açan öğrencilerin tutuklanması, bunların hepsi halkın bizi sahiplenmesinin önüne geçmek için yapılmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın özel bir saldırısı oldu. Adımıza kitapçık çıkardı. Vasat bir İngilizce ile sonra akşam 9’da eve gidip yiyorlar dedi. Twitter paylaşımlarımızı sordular, soracak soruları bile yoktu. Neden tutuklandığımı bilmiyorum. Sorulan sorulara hayır diyorum. Sorulacak soruları kalmadı. Dosyaları birleştirip aniden tutuklandık. Sincan Hapishanesi’nde kaldım. Orası bir tecrit hapishanesi, çok ağır koşullar altında kaldım.

‘BEN DİRENİŞÇİYİM NEDEN HASTANEDE KALIYORUM?’

Açlık grevime uygun olmayan tecrit ortamında bulundum. Sonra Numune Hastanesi yoğun bakım ünitesine getirildim. Ancak hapishaneye dönmek için dilekçe verdim. Çünkü hapishanede devrimci dayanışma vardı. Numune Hastanesi’nde hayati tehlikesi vardır, refakatçisiz kalamaz raporuna rağmen 18 gün refakatçisiz kaldım. Kendi ihtiyaçlarımı karşılayacak durumda olmama rağmen.Sincan cezaevinde tecritte bile olsam tekerlekli sandalye ile hava alma güneşi görme şansım vardı. Hastaneye getirilmeye itiraz etmemin en önemli nedeni, beni hasta olarak görmeleriydi. Ben tedavi olmak istemiyorum. Ben direnişçiyim ben ne için hastanede kalıyorum?

Bir gece hapishane müdürü geldi beni hasteneye götüreceğiz dediler. Zorla çarşaflardan tutarak üçüncü derece yoğun bakım ünitesine koyuldum. Zorla müdahaleye zemin hazırladılar. 24 saat perdemi aralayıp rapor verdiler birilerine. Birgün jandarma gelip sen yürüyebiliyorsun seni yatağa bağlayalım dedi kabul etmedim. Çok gergin bir ortam sürekli baskı altındayım.İçeride tuvaletimi yapmak, insanlar izlerken onur kırıcıydı. Yoğun bakımda kalmak istemedim. Hekimlere 'sizi hekim olarak görmüyorum' dedim.

UYUYAMIYORUM
Yoğun bakım ünitesine kaldırıldığımda ise perde ile kapatılan bir bölme idi burası sadece. Sürekli perde arkasından beni gözetliyorlardı. Duyabiliyordum, 'Komutanım kalktı bu' diye bilgi veriyordu. Aynı perdenin arkasında poşet geçirilmiş bir sandalyede tuvaletimi yapmamı istediler. İçeride tuvaletimi yapmak, insanlar izlerken onur kırıcıydı. Sonra mahkum koğuşuna götürüleceğimi, oranın daha iyi olduğunu söylediler. Getirdikleri yerde gözlerime inanamadım.
Gün ışığı yok. Havalandırması yok. Gece gündüz kafamda yanan bir ışıkla yaşıyorum. Uyuyamıyorum.

‘KAÇMA ŞÜPHEM YOK’

Hapishanede açık görüş yapma hakkım var. Burada demir parmaklıkların ardında ailem ile gardiyanların karar verdiği kadarıyla görüşebiliyorum. 15 dakika belki. Avukatlarım ile avukat görüşünü koridorda diğer tutsakların gardiyanların yanında yapmak zorunda kalıyorum. Dışarıda iken bizimle birlikte olan bizimle ilgilenen hekimlerimiz vardı. Onlara kendimizi anlatabilmiştik, hasta doktor güven ilişkisini onlarla kurmuştuk. AİHM karar verdi, kendi doktorlarının görmesine izin verin diye.Ben dilekçe verdim, doktorlarım dilekçe verdi. Ama AİHM kararına ve onca dilekçeye rağmen beni hala kendi doktorlarım ile görüştürmediler.

Benim kaçma şüphem yok, şuradan iki adım tuvalete gidebiliyorum sadece. Ne diyerek beni hala burada tutacaksınız. Semih'i basından takip ettiğim kadarıyla tahliye sonrasında çok daha iyi görünüyor. Çünkü sevdiklerinin yanında.Tarih direnenleri, bizi yazacak. Ancak sizi de yazacak. Kimse ölmek istemez, biz ölmek için açlık grevi yapmıyoruz. Ancak karşımızda bizi ısrarla öldürmek isteyenler var. Bu olmak zorunda değil. Beni tahliye etmenizi istiyorum.

Onca saldırıya rağmen orada hala benim savunmanlığımı yapan avukatlarıma sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Sayıları önemli değil ben onların çok olduğunu biliyorum.

 

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava saat 10.35'de başladı. Avukat ve davayı takip edenler duruşma salonuna alındı.

Ev hapsine alınan Semih Özakça yakınlarının yardımıyla tekerlekli sandalye ile duruşma salonuna getirilirken, destek için 179 gündür açlık grevinde olan eşi Esra Özakça ise kas rahatsızlığından ötürü kolu sargılı geldi.