Nerede o eski İstanbul?

Güven Gürkan Öztan ve Serdar Korucu tarafından hazırlanan ve Doğan Kitap tarafından basılan “Tutku, Değişim ve Zarafet” isimli bu çalışma ise, tarih kadar yaşlı olan İstanbul’un 1950’li yıllarına ışık tutuyor. 50’li yılların İstanbul’u, “Retro” kafelere dekor olmuş nostaljik fotoğraflardan, fötr şapkalı beyefendilerden, Galata’dan, Eminönü’nden, Beyoğlu’ndan mı ibaretti? Yaşayan, sürekli bir değişim halinde olan şehri günümüzün nostaljik bakışı yerine dönemin kendi içerisinden inceleyen ve belgeleyen bu çalışma, bu soruların cevabını net olarak veriyor: Kesinlikle hayır!



11-02-2018 11:13
Erkin Öncan

“Eski zamanlar” hayatlarımızın önemli bir parçasıdır. Çünkü eski zamanlar en geniş anlamıyla “geçmişte kalanların” hatırlattıklarıdır. İyi ya da kötü, birer anı olarak arkamızda bıraktığımız her zaman dilimi, nihayetinde yaşam tecrübemize eklenen bir tuğladır.  

Anılarımız ise mekanlarla birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Geriye dönüp baktığımızda hatırladıklarımıza eşlik eden bir ev, sokak ya da bir şehir mutlaka bulunur.

Eğer söz konusu mekan İstanbul gibi bir şehir ise, yaşayan da, yolu geçen de, hatta hep uzak kalan da bir şekilde bir anıya sahip olmuştur.  Sayısız tarihsel olaya olduğu gibi sayısız şiire, şarkıya, romana konu olan İstanbul’u anlatmak elbette ki bir çırpıda başarılacak bir şey değildir. Bir şehri ve hafızasını anlatmak yeterince meşakkatli bir iş iken, bu mesaiyi İstanbul gibi bir şehir için harcamak saygıdeğer bir çabadır. Saygıdeğerdir çünkü “eskiyen ve eskimekte olan” her şey gibi, İstanbul da günümüzde popülizmin acımasız ellerince her tarafından çekiştirilip durmaktadır.

Güven Gürkan Öztan ve Serdar Korucu tarafından hazırlanan ve Doğan Kitap tarafından basılan “Tutku, Değişim ve Zarafet” isimli bu çalışma ise, tarih kadar yaşlı olan İstanbul’un 1950’li yıllarına ışık tutuyor. 50’li yılların İstanbul’u, “Retro” kafelere dekor olmuş nostaljik fotoğraflardan, fötr şapkalı beyefendilerden, Galata’dan, Eminönü’nden, Beyoğlu’ndan mı ibaretti? Yaşayan, sürekli bir değişim halinde olan şehri günümüzün nostaljik bakışı yerine dönemin kendi içerisinden inceleyen ve belgeleyen bu çalışma, bu soruların cevabını net olarak veriyor: Kesinlikle hayır! 

Çalışma, bugün fotoğraflarına baktığımız eski İstanbul’u gündelik yaşantısıyla ve dönemin insanının gözünden anlatıyor. Yalnızca siyah-beyaz filmlerde gördüğümüz İstanbul’u, gecekondu mahalleleriyle, insan hikayeleriyle, sevinçleriyle, hüzünleriyle ve “İstanbul’u yenemeyenlerle” birlikte aktarıyor. Bu açıdan çalışma, ismini kesinlikle hak ediyor: tutku, değişim ve zarafet.

İstanbul’un değişimi, 10 yıl öncesini bile “eski İstanbul” olarak hatırlatacak kadar hızlanmış durumda. “Nerede o eski İstanbul?” dedirten zaman dilimleri de bu değişime oranla hızla kısalıyor. Bu da şehrin hafızasını, yani anılarımızı daha unutulabilir, daha harcanabilir kılıyor.

Çalışmaya özgün niteliğini kazandıran yönü ise şehrin hafızasına bugünün değil, aktardığı 50’li yılların İstanbul’u gözüyle yaklaşıyor oluşu. Bu bakış açısı ise okuyucuya eski İstanbul’un yalnızca nostaljik bir tat değil, iyisiyle ve kötüsüyle, zengini ve fakiriyle, işçisi ve patronuyla durmak bilmeyen değişimin bir parçası olduğunu gösteriyor.

İstanbul durmaksızın eskiyor ve durmaksızın yenileniyor, değişiyor. Bu değişimin nasıl olacağı üzerine düşünme ve müdahale etme göreviyle birlikte, biz sormaya devam edelim:

“Sahi, nerede o eski İstanbul?”


KÜNYE: Tutku, Değişim, Zarafet; Güven Gürkan Öztan – Serdar Korucu, Doğan Kitap, Aralık 2017, 460 sayfa.