Naifliğin romanını yazabilir misiniz?

“Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?”, ismindeki naifliğin ilk sayfadan son sayfaya kadar hissedildiği bir kitap. Karin’in (Kendisinden müsaade istiyorum; ona ‘yazar’ diyerek hiç tanımadığım birinden bahseder gibi yaparsam bu bana göre büyük samimiyetsizlik olur. Zira bazılarını tanımak için ille de aynı masada bir ‘büyük’ devirip saatlerce sohbet etmeye gerek yoktur. O ‘bazıları’ bir şekilde zaten çokça tanıdıktır ve sevgili Karin de benim için o insanlardan biri) bugüne kadar yazmış olduğu ilk ve tek roman olan “Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?”, ilk baskısından tam on iki yıl sonra yeni yuvası Can Yayınları’nda.



03-09-2017 09:54
Cansu Karagül

Bazı insanların varlığı çoğaltır, coşkun ırmaklar misali; yokluğuysa kamçılar, kaplumbağa terbiyecisi gibi… Dostluğu lütuftur, küskünlüğü ağıt sanki. “O’nun tarafından sevilmek” diye bir tabir vardır ya, “bilemezsiniz” sevmenin o biçimini, sevilmeninse en kutsi bahşedilişini. İşte bana göre Karin Karakaşlı o insanlardan biri. Hayat verdiği karakterlere baktığınızda bile hayran kalırsınız o karakterlerin derinliğine, eserlerindeki o duyguların azgın dalgalar misali sözcükleri eşelemesine. Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim? de Karakaşlı’nın, gerek anlatımındaki samimiyetiyle gerekse dildeki naifliğiyle yüreğin pasını silen, kalbin kıymıklarını biçen yapıtlarından biri.

Yıllardır bunca kitap okumuşluğum, bunca da inceleme yazıları yazmışlığım var. Üstelik edebiyat kuramları, sanat sosyolojisi gibi farklı disiplinlerin pembe panjurlu pencerelerinden bakmışlığım da var edebiyat zat’ına. Ancak hâlâ şunu savunurum ısrarla: Yapıt nasıl olur da yazarından tamamen ayrı düşünülebilir? Nasıl olur da insanın, söz gelimi yüreğini titreten satırlar, sanki kendi kendini yazmamış gibi değerlendirilebilir? İnsan boş levha mıdır? Kalbin, beynin kurguladıkları dahi insanın algı dünyasının bir ürünüyken, yine söz gelimi kitabın kahramanlarında, yazarından izler bulmamak mümkün müdür? Ben, yapıtın özerkliği ilkesini kabul etmekle birlikte, mümkün olmadığını savunanlardanım. Belki de öyle olmasını umanlardanım. Ama her iki olasılıkta da Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim? aşikâr bir şekilde “yazarının romanı”.

Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?, ismindeki naifliğin ilk sayfadan son sayfaya kadar hissedildiği bir kitap. Karin’in (Kendisinden müsaade istiyorum; ona ‘yazar’ diyerek hiç tanımadığım birinden bahseder gibi yaparsam bu bana göre büyük samimiyetsizlik olur. Zira bazılarını tanımak için ille de aynı masada bir ‘büyük’ devirip saatlerce sohbet etmeye gerek yoktur. O ‘bazıları’ bir şekilde zaten çokça tanıdıktır ve sevgili Karin de benim için o insanlardan biri) bugüne kadar yazmış olduğu ilk ve tek roman olan Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?, ilk baskısından tam on iki yıl sonra yeni yuvası Can Yayınları’nda.

Her ne kadar kitabın kapağında ‘roman’ yazsa da, Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?’i türler arası sınıflandırma mücadelesinden azade tutmak gerekir. Zira Karin’in köşe yazıları kimi zaman bir öykü, öyküleri bir roman, mektupları şiir, şiirleri bazen ağıt bazen dua. Bu kitapta da her yeni bölüm birer hikâye olabilecek denli güçlü. Hem ayrı ayrı bağımsız birer karakterleri var bölümlerin hem de bir araya geldiklerinde işte bu başarılı roman çıkmış ortaya.

Karin’in naifliği sözcüklerine sızmış, her bir cümle kendi satırında ağır, hiçbir laf kalabalığına yer yok o satırlarda. Her bir sözcüğün, her bir cümlenin bir karşılığı var. Özenle seçilmiş olmanın zorlaması dahi okunmuyor satırlardan. Güçlü bir kalemden, boşluğa karışmamak adına olanca hızıyla yazılmış olmanın besbelliliği var aksine. Buradan kitabın çok kolay yazıldığı algısı oluşmasın, tam da tersine büyük karın ağrılarıyla yazıldığı aşikâr. Her bölüm nakış gibi işlenmiş; kurgu, adeta dantel oyaları gibi muntazam bir şekilde art arda dizilmiş.

Birçoğunun “takılma kültürü” üzerine yazıp çizdiği, kafa yorduğu bu günlerde Karakaşlı’nın romanı, sahip çıkmaya korktuğumuz duyguları bize yeniden anımsatıyor. Aşkı, dostluğu, anneliği, babacanlığı, kardeşten öteliği, tanışıklığı, yoldaşlığı, hayat arkadaşlığını, kimliği ve coğrafyayı tam da olması gerektiği gibi dilin içinden betimliyor. Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?, geçici heveslerin peşinde sürüklenen, hayatın kendisinden korkan insanların aksine, duygularına sahip çıkan, yaşadığını yadsımayan ve aşktan korkmayan bir kadının romanı. Pişman olmakta geç kalıp, sahip çıkmakta erken davranan, birbirine geç kalan bazen de birbirini son anda yakalayanların yollarının kesiştiği romanda Karakaşlı sevgiyi, ayrılığı ve yalnızlığı duru bir çıplaklıkla ve olanca samimiyetiyle anlatıyor. Kimi zaman ana karakterin iç sesiyle, kimi zaman bir anlatıcının devreye girmesiyle, kimi zaman da şiirlerin aşkınlığıyla kurguladığı bu kitap, bugünlerde sahici bir şeylere hasret kalanlara derman olacak nitelikte. İyi ki edebiyat var!

“Bir kerecik daha yazayım, varsın kimselere ulaşmasın, umurumda değil. Okuduğumda içimi ürpertsin tıpkı leziz bir şiiri okuduğumda olduğu gibi. Varsın bir bana iyi, bir bana gerekli gelsin…”


KÜNYE: Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?, Karin Karakaşlı, Can Yayınları, 2017, 176 sayfa.