Mustafa Sönmez yanıtladı: Büyüme rakamları ne anlatıyor?

Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,1 büyüdü. Ekonomist Mustafa Sönmez'e göre, bu büyümenin toplumsal bir yararı yok.



14-12-2017 08:53

İleri Haber

Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK), üçüncü çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. TÜİK'e göre Türkiye ekonomisi temmuz-ağustos-eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 büyüdü.

Bu rakam son 6 yılın ‘en hızlı büyümesi’ olarak duyuruldu. Peki bu büyüme gerçekte ne anlama geliyor? Vatandaşa yansıması olacak mı? Bu soruları ekonomist Mustafa Sönmez’e sorduk.

‘BÜYÜMENİN BAZ ETKİSİ İLE İLGİSİ VAR’

Öncelikle şunu soralım; ortada gerçekten bahsedildiği gibi bir büyüme var mı? 

Büyüme, kapitalist üretim ilişkileri çerçevesinde değer üretimini artırmak demek. Belli bir zaman diliminde gerçekleşene göre, değer üretiminin gerisinde kalınırsa, büyüme değil, küçülmeden söz edilir. Bir toplumda belli bir zaman diliminde mal ve hizmet üretiminden sağlanan değerin (ulusal gelir ya da GSYİH da deniyor) artması, istikrarı, sorunsuz kapitalist gelişme gibi gösteriliyor ve yüceltiliyor. Bu pastanın toplumdaki nüfusa bölünmesiyle bulunan değer de (kişi başına GSYİH) toplumun kapitalist gelişiminin kalitesi olarak değerlendiriliyor ve sıralamada yukarı çıkıldıkça , o toplumdaki gelişme düzeyi yüksek sayılıyor. Yılda 4 kez çeyrek yıllar üstünden bu hesap yapılıyor ve ülkeler kıyaslanıyor. Tabi ki merkez ülkelerin hasılaları çok büyük olduğu için onlar açısından yıllık yüzde 3-4 büyüme yüksek sayılıyor; Türkiye gibi ülkeler için ise yıllık 6 ve üstü büyüme hızlı sayılıyor. 

Son olarak TÜİK tarafından yüzde 11 olarak hesaplanan büyüme, 2017’nin Temmuz-Eylül dönemi (çeyreği) ile 2016 Temmuz-Eylül dönemi ulusal  gelir pastasının kıyaslanmasıdır ve denilmektedir ki, bu pasta yüzde 11 büyüdü. 

Bu %11’lik  büyümenin, 2016 3. Çeyreğinin düşük çıkması ile, (buna baz etkisi, diyoruz) ilgisi var. Ayrıca, yenilenmesi çok kolay olmayan devlet teşviklerinin rüzgarı ile ilgisi var. 2017 üçüncü çeyrek büyümesinin yüzde 11 artmış görünmesini hem TÜİK hem AKP rejimi topluma sunarken, bunun bir yıl öncesinin negatif  büyümesi, daha doğrusu küçülmesi  ile ilgili olduğunu hiç gündeme getirmiyor, “baz etkisi”nin bu büyümedeki rolünü saklıyor. Oysa, çok değil, yakın yıllar tarandığında, böyle baz etkili birçok çeyrek büyümesinin örnekleri var. Örneğin 1998’in 3. çeyreğinde yüzde 4,3 küçülen milli gelir, 1 yıl sonra yüzde 8,2 artmış görünürken bu, baz etkisi ile ilgiliydi. Yine 2001 son çeyreğinde ekonomi yüzde 10 küçüldüğü için 2002 son çeyrek büyümesi yüzde 11.2 artmış görünüyordu. Aynı şey 2009 krizinde de olmuş; 2009 üçüncü çeyrekte yüzde 1,5 küçülmenin 1 yıl sonrasında 2010’un 3. çeyreğinde ekonomi yüzde 9’a yakın büyümüş görünmüştü. 2017’nin 3. Çeyreğindeki yüzde 11 büyümede de 2016’nın üçüncü çeyreğindeki yüzde 1’e yakın küçülmenin baz etkisi olduğunu anımsatmak gerekli. 

‘BU BÜYÜME TOPLUMSAL YARAR SAĞAMIYOR’

2-Bazı uzmanlarca rakamların ‘hormonlu’ yani şişirilmiş olduğu belirtiliyor. Bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

TÜİK’in yeni serisine, yöntemine  haklı itirazlar var. Ona burada girmeyelim. Ama baz etkisi ile büyüme yüzde 11.1, bunun  sürdürülebilir bir büyüme olmadığı, aritmetiksel bir illüzyon olduğu belirtilmeli. Yüksek tempolu büyüme neden sürdürülebilir değil? Bir kere,  2016 ortalarından itibaren uygulanan kamu maliyesi teşviklerinin, kredi genişlemesi ile özel tüketim ve firmaların irili ufaklı yatırımlarındaki kıpırdamanın sonucunda bu büyüme ortaya çıktı. Her zaman bu teşvikler verilemez. Zaten bundan dolayı bütçe açık vermeye başladı. Önemli bir bütçe açığına ve beraberinde cari açığın, yani döviz açığının büyümesine, dolayısıyla, son derece tehlike içeren “çifte açığa”  yol açtı bu büyüme. 

Ayrıca, iç talebi vergi teşvikleriyle canlandıran bu büyüme, yüzde 13 tüketici enflasyonunda da etkili oldu. Beklentiler, 2018’in çok düşük bir büyüme yılı olacağı şeklinde. 2018'de mecburen uygulanacak mali disiplin nedeniyle 2017’de verilen teşviklerin sürdürülmeyecek olması, döviz kuru şokuna yüksek faiz tedbiri uygulanması, yüksek enflasyonun satın alma gücünü azaltmasıyla özel tüketimin ve yatırımların azalacağı kesin. Bu da büyümenin rüzgarını büyük ölçüde azaltacak. 

Dahası bu büyüme, toplumsal yarar sağlamıyor.

‘EMEKTEN KESİLİP SERMAYEYE AKTARILDI’

3- Nasıl, neler gözleniyor?

Büyüme var ama istihdam yok. Yüzde 13-14 dolayında tarım dışı, yani kent işsizliği var. Büyüme sağlıklı olsa istihdam da yaratır, ama yaratmıyor. İç tüketim kaynaklı büyüme sadece varolan kapasiteleri çalıştırıyor, yeni iş yaratmıyor, yatırımlar ikinci planda kalıyor. Ayrıca, büyümenin nimetleri de adaletsiz paylaşılmış. 

TÜİK, GSYİH’yı, üretim ve harcama yöntemlerinin yanı sıra gelir üstünden de tahmin ediyor. Bu yöntemde, işgücünün milli gelirden aldığı payın yanında, kar-faiz-ranttan oluşan “işletme artığı” da hesaplanıyor ve geri kalan pay yatırım ve vergi payı sayılıyor. 

Bu yöntem, işçi ve memurların GSYİH’dan payına düşen işgücü ödemelerinin 2017’nin ilk çeyreğinde yüzde 35’e yaklaşan payının 3. çeyrekte yüzde 29’a gerilediğini, yani 6 puan azaldığını gösteriyor. Buna karşılık net işletme artığı, yani kâr, faiz, rant gelirleri, GSYİH’da ilk çeyrekte yüzde 39 olan paylarını, yüzde 11 büyüme olan son çeyrekte yüzde 47’ye yaklaştırmışlar ve yaklaşık 8 puanlık artış sağlamışlar. Bu da büyümenin nimetlerinin emekten kesilip sermayeye aktarıldığının açık bir kanıtıdır.