Mimarlar Odası'ndan tarihi yarımada kararına tepki: İBB kanun tanımıyor!

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, İBB'nin tarihi yarımadada 10 bin eski esere komşuluk ilişkisi bulunan yaklaşık 50 bin binada yürütülecek inşa faaliyetleri için Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun onay alma zorunluluğunu kaldırmasına tepki gösterdi. 

28-12-2016 17:52

İleri Haber

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı kararla tarihi yarımadada 10 bin tarihi yapıyla komşuluk ilişkisi bulunan yaklaşık 50 bin binada yapılacak güçlendirme, bakım ve onarım projeleri için Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’ndan onay alınmayacak. 

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nden yapılan açıklamada, "İBB Meclisi’nin almış olduğu söz konusu karar, hukuksuzluğun hâkim olduğu bir tarihsel süreçte yeni bir hukuksuzluktur, yetki gaspıdır" denildi. 

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nden yapılan açıklama şöyle:

İBB Meclisi Kanun Tanımıyor!

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin yeni bir hukuksuzluğa imza attığını basın aracılığı ile öğrenmiş bulunuyoruz. İBB Meclisi’nin aldığı kararla tarihi yarımadada 10 bin eski esere komşuluk ilişkisi bulunan yaklaşık 50 bin binada yapılacak güçlendirme, bakım ve onarım projeleri, onay için Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na gitmeyecek!

"Bilindiği gibi kültür varlıklarının, kültür varlıklarına komşuluk ilişkisi bulunan her ölçekte yapıların yapımı, onarımı, güçlendirilmesi, arkeolojik alanlarda her türlü yapım, onarım, kentsel sit ve arkeolojik sit anlarında her ölçekte eski eser ya da yeni yapı inşa, onarım uygulamalarının tüm aşamaları ile yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi, uzman bir kuruluş olarak 2863 sayılı yasada tanımlanan koruma kurullarına aittir. Bu yetki ancak yasa ile sınırlanabilir, yetki devri yine ancak yasa ile yapılabilir. Bu genel hukuk kuralıdır.

2863 Sayılı Koruma Kanunu’nun 57. Maddesi’ne 2004 yılında geçici madde hükmü olarak eklenen dokuzuncu fıkra “Ancak, koruma amaçlı imar plânı onaylanmış sit alanlarında, taşınmaz kültür varlığının bulunduğu parseller dışındaki inşaî ve fizikî müdahaleler, koruma amaçlı imar plânı hükümleri doğrultusunda, bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş idarelerin izin ve denetimi ile yapılır.” hükmü bu yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihte meslek odalarının, uzmanların ve koruma kurullarının tepkisi nedeniyle bugüne kadar hiçbir şekilde uygulanmadığı gibi, bu tepkiler üzerine 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 10, 11 ve 57’nci maddelerine dayanılarak  hazırlanan ve 2005 yılında yürürlüğe giren “Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları ile Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik” KUDEB’lere yetkiyi sadece “tescilsiz taşınmazlardaki tadilat ve tamirat uygulamaları” ile sınırlamıştır.

Hâl böyle iken;

8500 yılık tarihi geçmişi ile üç imparatorluğa başkentlik yapmış “dünya kenti” ve “dünyanın en büyük yaşayan höyüğü” olduğu bilinen, bu özellikleri nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başvurusu üzerine 1985 yılından bugüne UNESCO tarafından Dünya Tarihi ve Kültürel Mirası Listesi’nde bulunan, 1993 yılından itibaren de yine yeraltı ve yerüstü arkeolojik, tarihi, kültürel zenginliklerini bir bütün olarak koruyabilmek, planlamasını buna uygun şekilde sağlamak amacıyla “tarihi ve arkeolojik kentsel sit alanı” ilan edilen, bugün Fatih İlçesi ile sınırları örtüşen tarihi yarımadada kentsel arkeolojik sit alanı ve 1., 2., ve 3. derece koruma bölgelerinin tamamında eski eserler dışında kalan tescilli yapılara komşu parsellerdeki yapılar ve tescilsiz yapıların belediyesince değerlendirilebileceği İBB Meclisi’nce karar altına alınmıştır.

Anayasaya aykırı yasaların yapıldığı, anayasanın ve genel hukuk kurallarının çiğnendiği ülkemizde, rantın yüksek olduğu kent merkezlerinde hukuka aykırılığı, yetkisizliği çok açık olan bir konuda karar üretilmesi anlaşılır bir durum.

Son yıllarda yaşadıklarımızdan sonra, ne yazık ki “aymazlığın bu kadarı olmaz” diye şaşırmıyoruz!

“Çanak çömlekten dolayı” Marmaray Projesi’nin engellendiğinin söylendiği günlerde Yenikapı’da deniz seviyesinin 7 metre altında İstanbul’un MÖ 670’lerde Helenizm dönemi ile başlatılan tarihi, MÖ 6500’lere kadar geriye gitmiştir.

Bugün yer yer yüksekliği binlerce yılda oluşan yaşam katmanları sonucunda 30 metreye varan bir höyük olan tarihi yarımada üzerinde on binlerce tarihi, kültürel yapı ve bu yapıların oluşturduğu bir sosyal dokunun yanı sıra bu alanlarda yeni yapılar da bulunmaktadır.

Şehircilik ve koruma bilimi 8500 yılık tarihsel süreçte oluşmuş dokunun bir bütün olarak ele alınmasını, planlanmasını ve korunmasını emreder. Bu koruma kurallarının, oluşturulacak ulusal ve uluslararası bilim kurulları ile belirlenmesi gerekirken yetkilerin, seçildikleri sürelerle sınırlı yetkilere sahip siyasi kadrolara devri söz konusu olamaz. Yine Tarihi Yarımada, Sulukule, Fener-Balat, Ayvansaray, Sur Bostanları gibi alanlarda hukuksuz müdahaleleri ile bilinen bir siyasi iradenin yetkisine bırakılamaz. Bu siyasi irade ki yapmış olduğu basın açıklamasında, dikkatleri arkeolojik ve tarihi sit alanından zemin üzerindeki yapıların siluet etkisine indirgeyerek kamuoyunu yanıltmayı amaçlamaktadır.

2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 1. ve 2. maddelerinde kanunun amacı ve kapsamı, “korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek ve korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hususları ve bunlarla ilgili gerçek ve tüzel kişilerin görev ve sorumluluklarını kapsar” şeklinde belirlenmekte, 8. maddesinde ise “tescil edilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tespiti ve bu alanlar içinde inşaat ve tesisat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi Koruma Kurullarına ait” olduğu hükmü yer almaktadır.

İBB Meclisi’nin almış olduğu söz konusu karar, hukuksuzluğun hâkim olduğu bir tarihsel süreçte yeni bir hukuksuzluktur, yetki gaspıdır.

Bu yetki gaspı kamuoyunda tartışılırken Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün Fatih Belediye Başkanlığı’nın 02.11.2016 tarihinde yapmış olduğu bir başvuruya yanıt amacıyla ilgili koruma kurullarına gönderdiği yazıda Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları ile Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin 2863 sayılı Koruma Yasasına uyumlu hale getirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmekte olduğu,  bu çerçevede  ‘’Fatih Koruma Amaçlı İmar Planı kapsamında taşınmaz kültür varlığının bulunduğu parseller dışındaki inşai ve fiziki müdahalelerin 2863 Sayılı Kanunun 57. Maddesi 9. Fıkrası doğrultusunda Fatih Belediye Başkanlığınca yürütülmesi, ayrıca Fatih Koruma Amaçlı İmar Planı’nın varsa 2863 sayılı kanuna aykırı hükümlerinin yeniden düzenlenerek değerlendirilmek üzere ilgili Koruma Bölge Kurulu’na iletilmesi gerekir.’’ diye talimat yazısı gönderdikten 20 gün sonra, 28 Kasım 2016 tarihinde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, tarihi yarımadadan sorumlu iki koruma kuruluna da ellerindeki dosyaları Fatih Belediye Başkanlığı’na iade etmesi için yeni bir talimat göndermiş olduğunu yine basından öğrenmekteyiz.

8500 yıllık dünya mirası İstanbul’un bu hukuk tanımaz yönetim anlayışını hak etmediğini belirtmek isteriz. Tarihi ve kültürel geçmişimizi oluşturan değerlerimize daha özenli yaklaşılması gerektiğinin altını bir kez daha çizerken, mimar İBB başkanının bu meclis kararını iade edeceğini, kentin sahibi olduğu değerleri siyasetin ve rantın egemenliğine, pervasızlığına teslim etmeyeceğini ummak istiyoruz.

Saygılarımızla kamuoyuna duyurulur.

TMMOB Mimarlar Odası
İstanbul Büyükkent Şubesi