Metin Göktepe'nin katledilişinin 21. yıldönümünde Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Tutuklu Gazeteciler

Metin Göktepe'nin katledilişinin 21.yıldönümünde Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Tutuklu Gazeteciler paneli düzenlendi.



09-01-2017 18:58
İleri Haber

Metin Göktepe'nin katledilişinin 21.yıldönümünde, Anadolu Üniversitesi Eleştirel Medya Topluluğu'nun düzenlediği Türkiye'de Basın Özgürlüğü ve Tutuklu Gazeteciler paneli, Eskişehir Özdilek Kültür Sanat merkezinde yapıldı.

Etkinliğe Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilci Erdem Gül, DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Can Uğur katıldı. Aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir milletvekili Utku Çakırözer de etkinliğin dinleyicilerindendi.

Eleştirel Medya Topluluğunun tanıtım videosu ile başlayan panel daha sonra Metin Göktepe için yapılan, onun gazetecilik serüvenini ve gözaltında katledilmesinin ardından gelişen süreçleri anlatan bir video gösterimi ile devam etti. Bunun ardından sahneye konuşmacılar çağırıldı ve panel başladı.

'GAZETECİLİK O SİSİN İÇİNDEN EN NET FOTOĞRAFI ÇEKMEKTİR'

İlk konuşmacı olan Erdem Gül ilk olarak bir sinema filminden bir anlatıyla konuşmasına başladı; "90'larda bir film vardı, Arjantin filmi. Resmi tarihi anlamında Arjantini anlatan bir film. Arjantin bize bazı noktalarıyla çok benziyor. İnsanlar orda da bir zamanlar hükümet tarafından fazlaca gözaltına alınıyor. Film şunu anlatıyor; tarih oğretmeni orta yaşlı bir kadın, filmin baş karakteri. Her şey güllük gülistanlık onun için, her gün resmi tarih dersleri anlatıyor sınıfında. Film devam ettikçe bu sürüyor, sürekli şanlı bir tarih anlatıyor, öğrencilerine. Bir gün sokakta çocuğuyla dolaşırken, Arjantin'de o benim bahsettiğim gözaltı günlerinde kaybolan çocuklarını arayan, onlar icin eylem yapan anneleri görüyor, kendi o şanlı tarihine konduramıyor. Ülkede karakolda insanların işkence görmesini ve bunun sonucunda ölmesini, ölülerin devlet tarafından saklanmasını öğrenince şok oluyor ve kabullenemiyor. Kendisinin görmediği bir başka tarihin arka sokaklarda yaşandığını öğrenince bunu kabullenemiyor. Daha sonra eşinin de bir işkenceci olduğunu öğreniyor, büyük bir travma. Bir kısım toplam açısından hayat bizim ülkemizde böyle yaşanıyor. Bunları anlatmak gibi bir görev var. Madem ki itirazla yaşıyoruz, arka caddelerde yaşananları, yalanla, miş ve muşlarla yaşaması istenen topluluklara bunları anlatmak gibi bir görevimiz var" dedi.

Sonrasında konuşmasına Tevfik Fikret'in Sis şiiriyle devam eden Erdem Gül, bu şiirden hareketle Türkiye'ye dair bir takım görüşlerini simgeleştirerek anlattı. "Büyük bir bulutun, sis dumanının altındaki İstanbul'u anlatır şiir. İstanbul'un uzun minarelerinden, camilerinden, tersanelerinden, yoksulluklarını anlatır ve der ki; büyük bir sis kaplamış hiçbir yer görünmüyor, mahkemelerden adalet hak hukuk kovulmuş, insanlar söylediklerinin başkaları tarafından duyulmasından korkuyor, bir sürü katliamlar acılar yaşanıyor sen sessiz kalıyorsun der ve istanbulu suçlayarak bitirir şiiri. Bir sis bulutu var, sisli bir ortamdan geçiyoruz. Gazetecilik için en iyi toprak bu topraktır. Gazetecilik; o sisin içinden en net fotoğrafı çekmektir."

Başkanlık sistemini, Türkiye'nin cumhuriyetçi ve aydınlık geleneğine büyük bir saldırı olarak gören Gül "Türkiye'ye önerilen başkanlık sistemi, Türkiye'nin tüm birikimini elinden almayı öngören bir sistemi anlatıyor. Biz 80'lerde bile tüm yetkiyi tek bir kişiye vermek gibi bir şeyi tartışmıyorduk. Bunu daha öncesinde tartışıyor olsaydik kendi kimliğimizi inkar olarak görür ve okurduk. Demokrasi kimliğimize büyük bir saldırı" diye konuştu. 

'AKLIN KÖTÜMSERLİĞİNE KARŞI İRADENİN CESARETİ İYİMSERLİĞİ VARDIR'

Panel, ikinci konuşmacı olan Türkiye Gazeteciler Sendikası'ndan Can Uğur ile devam etti. Dayanışma halinde olmanın önemine dikkat çeken Uğur "Aklın kötümserliğine karşı iradenin cesareti, iyimserliği vardir. Bir arada yanyana geldiğimiz, dayanışma gösterdiğimiz tepki gösterebildiğimiz bir kitle de var. Biz hala varız, bu bir gerçeklik, kötümserliğe mahal vermeyen bir iyimserlik." diye konuştu.

AKP/Saray rejiminin toplumsal ve siyasal her alanda baskı ve şiddetini arttırmasını bir güçsüzlük örneği olarak niteleyen Uğur, "Toplumun geneline bakıldığında bu umutsuzlugun nedeni, bizleri medya eliyle güçsüz olarak göstermelerinden kaynakli olduğu gözüküyor. Biz topluma gösterildiği gibi korkmuş, sinmiş insanlar değiliz ama iktidar medya yoluyla kendini çok güçlü, bizi güçsüz gösteriyor. En ufak bir haberi dahi suç addeden bir iktidara kimse güçlü diyemez. Asıl güçsüz olan iktidardır. Fütursuzca insanlara şiddet uygulamak, her konuşanı içeri atmak güçlü olmak değil, güçsüz olmak anlamına gelir. Silivrisi dışında elinde hiçbir şey olmayan bir iktidar var, iktidara karşı güçlü olan biziz" diyerek AKP/Saray rejimine karşı toplumdaki umutsuzluk havasına mahal vermemek gerektiğini ifade etti. 

Konuşmasının devamında gelen bir soruya dair gazetecilik ve objektiflik meselesine kuramsal açıdan deyinen Uğur "objektiflik liberalizmin bize kattığı bir şey. Bu mesele özelinde medya için objektifliği, sermaye yapısından bağımsız bir şekilde nasıl okuyacaksınız. Mesela sermaye gruplarının bu kadar fazla medyayı dönüştürdüğü bir yerde siz nasıl objektif olacaksınız. Hükümete yakın bir kişinin fabrikasında bir iş kazası gerçekleştiiğinde bunu nasıl objektif bir şekilde değerlendireceksiniz. Bunun kuramsal olarak da bir karşılığı yok, bunların tamamı liberal medya kuramı üzerinden dayatılan şeyler" diyerek liberalizmin akademide öngördüğü eğitim sistemine ve medyanın iş pratiğindeki objektiflik yanılsamasına açıklık getirmiş oldu. 

'GERÇEKLERİ ANLATMAK BİRLEŞİK BİR MÜCADELENİN ZORUNLULUĞU'

Üçüncü konuşmacı olan DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, gazeteciliğin dönem itibariyle zorluğuna ancak haber alma ve verme özgürlüğünün hiçbir koşulda engellenemeyecegini şu sözlerle anlattı: "Yaptığınız bir duvar gazetesi, yazılama bile şu dönem gerçekten çok anlamlı. Gerekirse eski, geleneksel yöntemlerin bile kullanılmasının değeri ve faydası olacaktır mutlaka. Gerekirse kahvehanelerde, duraklarda insanlara gerçekleri anlatmaktan geri durmamalıyız. Bunlar artık mücadelenin, birleşik bir mücadelenin bir parçası, zorunluluğu." 

Özgür gazetecilik için verilen mücadeleyi, faşizme karşı verilen mücadelenin bir parçası olarak tanımlayan Yurttaş "Karşımızda insanları bölerek yöneten bir iktidar var. Alevi, Sünni, Türk Kürt olarak ayrıştırıp bizi bu şekilde yönetmeye çalışıyorlar. Ancak onların karşısında ortak paydası demokrasi olan bir cepheyle güçlü olunabileceğini düşünüyorum. Bizi bölerek zayıflatıyorlar, biz birleşerek güçleneceğiz."  

Son olarak konuşmasını "Umut zaferden daha değerli bir şeydir" diyerek tamamladı ve tüm emekçi insanları sendikal örgütlenmeye çağırdı.

Panel, konuşmacıların konuşmalarının ardından Soru-Cevap kısmıyla devam etti ve bu kısım da bittikten sonra panel sona erdi. 

Eleştirel Medya Topluluğu, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından 2 Aralık 2016 tarihinde manifestosunu yayınlayarak kuruluşunu ilan etti. Topluluğun amacı ve yayın politikası anlamında manifestoda geçen bir cümle şu şekilde.  "Başta fakültenin öğrenci merkezli düşünsel, eylemsel ve mesleki ihtiyaçlarını karşılamak üzere ülke ve hatta dünya basınının içinde bulunduğu atıllığı, haksızlığı, yandaşlığı ve her türlü canlılığa düşman anlayışları tespit etme, teşhir etme ve en nihayetinde defetmeyi amaçlamaktadır"