Melike Çınar yazdı: Kayıp bir bedenin yası nasıl tutulur?

Jenny Edkins, İkinci Dünya Savaşı’nda yerlerinden edilen insanları, 2001’de New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan saldırının ardından yıkılan kulelerin altında kalan, bedenleri bulunamamış onlarca insanı; 2005’te Londra’da art arda patlayan bombalı saldırılarda kaybolan insanları; görev esnasında kaybolan askeri personelin aranmasını; siyasi nedenlerle yetkili mercilerin sistematik olarak kaybettiği insanların aranmasındaki süreçleri ele alıyor “Kayıp / İnsanlar ve Politika” adını taşıyan kitabında.



31-12-2016 23:23
Melike Çınar

Bekleye bekleye geçiyor günler 
Gün sağır dilsiz sustu bülbüller 

Kemiğim etim kapı önlerinde 
Can kayıp can kayıp 
Allah'ım bu nasıl dünya 
Bu nasıl ayıp

Sezen Aksu 

Kendi topraklarımızda kayıp hikâyelerine en çok da onlardan aşinayız biz. Her Cumartesi çocuklarının, kardeşlerinin, yakınlarının akıbetini sordukları Galatasaray Meydanı’ndan biliyoruz. Ellerinde taşıdıkları fotoğrafları göstererek yakınlarını arayanlar, sanki onlar hayattaymış gibi nerede olduklarını ve akıbetlerini soruyorlar. Bu kitapta farklı zamanlarda, farklı yerlerde , farklı şekillerde kaybolanları inceleyeceğiz.

Jenny Edkins, İkinci Dünya Savaşı’nda yerlerinden edilen insanları, 2001’de New York’ta İkiz Kuleler’e  yapılan saldırının ardından yıkılan kulelerin altında kalan, bedenleri bulunamamış onlarca insanı; 2005’te Londra’da art arda patlayan bombalı saldırılarda kaybolan insanları; görev esnasında kaybolan askeri personelin aranmasını; siyasi nedenlerle yetkili mercilerin sistematik olarak kaybettiği insanların aranmasındaki süreçleri ele alıyor “Kayıp / İnsanlar ve Politika” adını taşıyan kitabında.

Edkins farklı koşullar altında meydana gelen bu kayıp vakalarında, kayıplardan ziyade kayıpların aranması sürecine odaklanarak kayıp insanların nesneleştirilmesine yönelik bir eleştiriyi ortaya koyuyor kitabında. 

“Kayıpların aranması ve daha geniş anlamıyla kayıpları kuşatan protestolar, başka türlü bir siyaset talebi ya da bu talebi ortaya koyan bir ifade şekli olarak görülebilir: Bu, kişiye dair bir kayıp siyaseti (a politics of the person as missing) olarak adlandırılabilir. Bu kitap, bu yeni politikanın ne olabilececeği ve kayıplar sonrasında arama pratikleriyle protesto biçimlerinin bu yeni politikayı bir yandan üretirken bir yandan da onu talep etme şekillerini araştırıyor.”

 

9/11

11 Eylül 2001 tarihinde binlerce çalışanın olduğu 110 katlı her iki kule tüm dünyanın gözü önünde yerle bir oldu. Birçok insan yerle bir olan bu ikiz kulelerin altında can verdi. Sevdikleri; belki de daha 5 dakika önce konuştukları, bir saat önce ayrıldıkları, sabah işlerine uğurladıkları, eşlerinin, çocuklarının, arkadaşlarının, sevgililerinin, anne-babalarının canlı yayında yok oluşlarına tanık oldular. Haber alamadıkları yakınlarını aramaya koyulan insanların yaptığı ilk iş onlara ait fotoğraflarla meydanlara akın etmek oldu. New York için bu meydan Union Square yani “Birlik Meydanı” idi. Saldırıların ardından Birlik Meydanı, kayıpları anmak için  bırakılan çiçeklerle ve mumlarla donatılmıştı. Bu meydan kayıp yakınlarını bir araya getirirken politik tartışmaların da yapıldığı bir meydan haline gelmiş, insanlar arasında dayanışma ruhunu da güçlendirmiş oldu.

Kayıplar için hazırlanan afişler her yere asıldı. Zaman geçtikçe ve yakınlarından haber alamadıkça ya da kimlik tespitlerinde gecikmeler yaşandıkça, kayıp afişlerine detaylı bilgiler de eklenmeye başladı:

“En son görüldüğünde üzerinde siyah gömlek ve kot pantolon vardı”, “Sağ omzunda dövme var”, “ En son ikinci kulenin 86. katını terk ederken görüldü”, “Onunla son konuştuğumuzda ikinci kulenin 12. katındaki asansörde mahsur kalmıştı ve yaklaşık 8.50’ye kadar asansördeydi. O andan itibaren irtibatımız kesildi. Eğer o sırada onunla birlikte olan varsa ve asansörden çıkmayı başarabilmiş biri varsa, lütfen biizmle iletişime geçsin ve neler olduğunu anlatsın.”...

 

İnsanlar yakınlarının sadece yaşayıp yaşamadıklarını değil, aynı zamanda onlara ne olduğunu da merak ediyorlardı. Neler olmuştu, acı çekmişler miydi, her şey nasıl ilerlemişti? Hiçbir zaman bilemeyeceklerdi.

Kayıpları bulmak, kimlik tespitlerini yapabilmek için onlarca grup, dernek kurulmuştu. Birçok insan o binalarda sadece ölmedi, adeta yok oldular. Kimilerinin bedenlerine hiç erişilemedi. Uzmanlara göre; geride kalanlar için yas ritüellerinin gerçekleşmediği her durumda travma ikiye katlanır.  Naaşa bile ulaşılamaması, yitenin yittiğinin kabul edilememisine ve bitmeyen bir yas sürecinin devreye girmesine neden olur. Cansız bedenin yası tutulur. Peki ya kayıp bir bedenin yası nasıl tutulur?

Bu saldırıların ardından, saldırıya uğrayanlar devletler için kahraman gibi gösterilmek istenirken, aslında aileler için onlar sadece biricikleri, sevdikleriydi; birer kahraman değillerdi! “Onlar hayatlarını Amerika’ya kurban eden kahramanlar değil, bir gün işe gittiklerinde başlarına felaket gelen sıradan insanlardı sadece.”

YERİNDEN EDİLENLER

Kitapta İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde kamp kamp gezdirilen, ordan oraya sürüklenen milyonlarca insanın hikâyesine de ışık tutuyor yazar. Toplama kamplarında milyonlarca insanın verdiği hayat mücadelesinin yanı sıra; yakınlarına ulaşmak için ellerinden geleni yapan insanların ve hatta serbest kaldıktan sonra eve dönmenin bir yolunu bulmaya çalışanların yanı sıra kamplarda gönüllü olarak çalışanların deneyimlerine tanık oluyoruz. Edkins, araştırmasında kayıplar için oluşturulan “Kayıp Araştırma Büroları’nın işleyiş şekillerini de derleyerek sunuyor bize.

KAYBEDİLENLER: PLAZA DE MAYO’DAN GALATASARAY MEYDANI’NA

Kayıplardan bahsederken, Arjantin’de bizzat devletin kaybettiği 30 binden fazla insanı anmadan olmaz. Onlar ne yıkılan bir binanın altında kaldılar ne de herhangibi bir bombalı saldırıda kayboldular. Onlar askeri rejim tarafından bile isteye ve sistematik olarak kaybedildiler, yok edildiler.  Plaza de Mayo Meydanı’nda bir araya gelen ve 4 kadınla başlayan, ardından sayıları yüzleri bulan anneler, meydanı ele geçirmiş ve çocuklarının akıbetini sormaya başlamışlardı. Tıpkı kendi ülkemizde olduğu gibi! Her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen “Cumartesi anneleri” gibi. Yetkililerin gözaltına aldıkları yakınlarını sağ salim geri istediler, istiyorlar.

1980 darbesinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemil Kırbayır’ı arayan yakınları ve 104 yaşında hayatını kaybeden Berfo Ana’yı unutmadık. İşkencede öldürülen oğlunun naaşını dahi alamayan Berfo Ana için Cemil bir gün gelecekti. Bu nedenle Berfo Ana belki bir gün oğlu gelir diye evinin kapısını yıllarca açık bırakmıştı!

İnsanlar kaybolduğunda yetkilli mercilere başvurur ve yakınlarının bulunması için harekete geçmelerini isterler. Yeri doldurulamaz, biricik sevdiği kişi kaybolmuştur ve ona tekrar kavuşmayı ister. Yetkililer içinse kayıp insan, bir zamanlar nefes alan, bir hayatı olan birinden ziyade çözülmesi gereken bir sorun, bir konu, kayıtlara giren bir sayı olarak görülür. Kayıpların bulunması için izlenen yöntemin kayıp yakınlarını nasıl etkilediğini düşünmeden, sanki birer nesneden sözeder gibi hareket ederler.

Bu kitap 11 Eylül saldırılarının ardından izlenen kayıpları bulma sürecinin ele alışı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra yakınlarını arayanların oluşturdukları sistemleri incelemesi, meydanları sembol haline getiren; sağ olarak götürülen çocuklarını sağ olarak geri isteyen ve çocuklarına yapılandan her ne ise hesap sormaya çalışan kadınların izledikleri süreci anlatması açısından ve daha da önemlisi “kayıp yakını” kavramını bilince çıkarmak için iyi bir kaynak niteliğindedir.  

KÜNYE: Kayıp, İnsanlar ve Politika, Jenny Edkins, Çev: Zeynep Atamer, İletişim Yayınları, 2016, 384 sayfa