Mavi Kurtlar Kenti

Kırmızı Kurt bisikletinden inmiş, çevresine bakmış, sonra bir ıslık çalmış. Kent aniden durmuş. Tek bir sinek vızıltısı, tek bir kanat çırpması bile duyulmuyormuş, bu öylesine şaşkınlık verici bir durummuş ki birilerini hıçkırık tutmuş.”



16-07-2017 08:34
Güzella Bayındır

Yaşamın içinde kimi rutinlere saplanıp kalırız. Özellikle ücretli bir emekçiyseniz; hangi işinizi ne zaman yapacağınız, saat kaçta kalkacağınız, akşam kaçta yatacağınız, hangi kıyafetleri ne sıklıkla giyeceğiniz üç aşağı beş yukarı bellidir. Rutin rahattır. Sıkıcıdır ama rahattır. Ekstradan düşünmek, kafa yormak zorunda kalmazsınız. Ergenlik zamanlarının ben ne giyeceğim, saçlarım nasıl olacak, hangi renkten hoşlanmıyorum, çorabımın teki nerede, soruları bitmiş, hayat bir düzene (!) girmiştir.  Mutluyuzdur.

Mutlu muyuz gerçekten?

“Mavi Kurtlar Kenti’nde yalnızca mavi kurtlar yaşarmış. Mavi kurtlar öyle mavi öyle maviymiş ki massmavi demek daha doğru olurmuş.

Mavi kurtlar mavi kalemle yazı yazar, mavi örtülü masada mavi bardaktan çay içer, gökkuşağı çizmek için bile yalnızca mavi kalem kullanırlarmış.”

İtalyan yazar ve çizer Marco Viale’nin öyküsü, içinde yaşayanlar dâhil her şeyin mavi hatta massmavi olduğu bir şehri anlatıyor. Herkesin aynı saatte uyandığı, aynı mavi kravatları taktığı, aynı mavi kahveleri içtiği ve şarıl şarıl mavi işedikleri bir kent bu.

Mavi arabalarla işe gidilen bu kente bir gün kırmızı bisikletiyle kırmızı bir kurt geliyor. Kırmızı değil kıppkırmızı bir kurt. Kimsenin gülümsemediği, keyifli şarkılar söylemediği kente gelen bu kıppkırmızı kurt aynı zamanda adeta bir ıslık şampiyonu gibi ıslık çalıyor. Kentte hayat duruyor. Rutinlerine, ezberlerine müdahale edilen Mavi Kurtlar Şehri ahalisi yasalarına, kanunlarına, kararnamelerine gömülüyor. Acaba Kırmızı Kurt’un yaptığı yasak mı? Yasalarda ne kırmızı kurtların kentte yaşamalarını ne de onların ıslık çalıp gülümseyerek dolaşmalarını yasaklayan bir maddenin olmadığı anlaşılıyor.

“Oysa mavi kurtlar ıslık çalmasını bilmezlermiş. Tek ayak üstünde zıplamayı da, saklambaç oynamayı da, ağaçlara tırmanmayı da, bisikleti tek ellerini bırakarak sürmeyi de, çimenlere uzanıp yere düşmeden uçmayı hayal etmeyi de, tükürük yarıştırmayı da, hatta taşı suyun yüzeyinde en az üç kez sektirmeyi de bilmezlermiş.

Çünkü bütün bunları öğrenmek için boş zaman gerekir. Oysa mavi kurtların çocukluklarında bile boş zamanları olmazmış.”

"Mavi Kurtlar Kenti" Kırmızı Kurt’un gelişiyle yeni alışkanlıklar ediniyor. Artık ıslık çalarak işe gidiyorlar. Olur olmaz yerlerde ıslık çalmaya başlıyorlar. Islık çalmayla birlikte kimi rutin alışkanlıklarından sıyrılıyorlar sıyrılmasına da Kırmızı Kurt’un keyfi olduğunda, canı istediğinde ve açık havada verdiği ıslık çalma dersleri Mavi Kurtlar Kentinde bambaşka bir hale dönüşüyor. Okulda ıslık çalma dersi, iş yerinde belli dakikalara ve kurallara hapsedilmiş ıslık çalma zamanı, ıslık çalma bayramı gibi… Mavi Kurtlar Kenti ahalisi Kırmızı Kurt’un ıslığını kapsayıp kendi sıkıcı hayatının kurallarından biri haline dönüştürüyor.

Marco Viale’nin öyküsü ve öyküye eşlik eden çizimleri çocuklar açısından çok keyif verici.

"Mavi Kurtlar Kenti", yetişkin okurlar açısından ise öyküdeki gibi; rutine dokunan, rutini şöyle bir sarsan kitaplardan. 

Yetişkin okur demişken; çocuk kitaplarını yalnızca çocukların ve çocuğu olanların okuması gerektiğini düşünen varsa bakın yüksek sesle söylüyorum. BÜYÜK HATA! ÇOK BÜYÜK HEM DE!

KÜNYE: Mavi Kurtlar Kenti, Marco Viale, Çınar Yayınları, 2017.