Masalcıdan kalanlar: ‘Zamanın Ağızları’

Her şeyle ilgili yazabilecek kadar güçlü bir kalemdir O’nunki. Bununla beraber Galeono’yu Galeano yapanlar arasında Latin Amerika’nın tarihi ve onu yazan insanların, yerli halkın payı her zaman daha fazladır. “En eski insanların ayak izine duyduğumuz şüpheden” kalkar, Uluslararası Para Fonu’ndaki yolsuzluğa kadar ilerleriz. “Uygarlık” getirmek üzere gittikleri her yere vahşet, sefalet götürüp başkalarının topraklarında hak iddia edenlere hesap sorarız. Sürgünden dönüp bütün geçmişinin silindiğini fark eden insanlarla, artık hiç beklenmeyen mektupların keşfiyle buluşuruz. Resmi tarihin adlarını yazmadığı ama direngen, emekçi kadınları dinleriz.



11-02-2018 11:07
Gökçesu Özgül

Sel Yayınları 2018 yılının ilk ayında Eduardo Galeano’nun Zamanın Ağızları adlı eserini okuyucularla tekrar buluşturdu. Kitap, yazarın farklı dönemlerde yazılmış kısa öykülerini bir araya getiriyor. Sayfaları çevirirken öyküler kadar çizimleri de merakla bekliyorsunuz. Peru’nun Cajamara bölgesinde bulunan, bazıları binlerce yıl öncesinde işlenmiş, pek çoğu kimin tarafından yapıldığı belli olmayan bu çizimler bir araya getirilmiş ve öykülerle bir arada hem gözümüze hem de hayal gücümüze hitap ediyor.

Galeano’nun kimi zaman şiirsel anlatımının öne çıktığı öyküleri yer yüzünden gökyüzüne, bilinenden bilinmeyene, eskiden yeniye pek çok zamanda ve mekanda bulunma fırsatı sunuyor. Hayatın, dünyanın her bir yerindeki insanların, zamanın izini sürdürüyor Galeano. Hepsi de sıraya girmiş birbirinin peşi sıra yürüyen çocuklar gibi. Zamanın Ağızları onların yolculuğunu da anlatıyor. Her ne kadar hepsinin çıkardığı ses birbirinden farklı da olsa, biri sözü öbürünün bıraktığı yerden devralıyor. Kendi aralarında sürdürdükleri konuşmaya da tanıklığımız biraz daha yakınlaşıp dinlemeye koyulunca başlıyor. Bu kadar az kelime bir araya gelip nasıl büyüleyiveriyor diye düşünmemek elde değil.

Her şeyle ilgili yazabilecek kadar güçlü bir kalemdir O’nunki. Bununla beraber Galeono’yu Galeano yapanlar arasında Latin Amerika’nın tarihi ve onu yazan insanların, yerli halkın payı her zaman daha fazladır. “En eski insanların ayak izine duyduğumuz şüpheden” kalkar, Uluslararası Para Fonu’ndaki yolsuzluğa kadar ilerleriz. “Uygarlık” getirmek üzere gittikleri her yere vahşet, sefalet götürüp başkalarının topraklarında hak iddia edenlere hesap sorarız. Sürgünden dönüp bütün geçmişinin silindiğini fark eden insanlarla, artık hiç beklenmeyen mektupların keşfiyle buluşuruz. Resmi tarihin adlarını yazmadığı ama direngen, emekçi kadınları dinleriz.

Her zaman güçlü ve yol gösterici tabiata saygımızı teyit ederiz bir yandan da. Becerilerinin bir kısmını tabiat sayesinde edinir insan soyu. Nehrin yükseleceğini anlayıp yumurtalarının yerini değiştirerek yerlileri ölmekten kurtaran salyangozlar, çölle alay edercesine yuvasını hiç şaşırmayan karıncalar, kolaylıkla cinsiyet değiştiren orfoz balığı bizi kendilerine hayran bırakır. Bir ağaç çürüse, arkada kalan her şeyi hatırlar; çünkü “ağaçların ve çiçeklerin hafızaları vardır”.  Peki ona neden ceza verip durur insan? Gökyüzünün, denizin rengini neden alır onlardan? Üstelik sadece tabiata değil kendine de yapar; yıldızları seyredebilmenin hazzından kendini mahrum eder…

İyi şeyleri tabiattan öğrenen insan, “bu kadar kötülüğü kimden, nereden öğrenmişti?” Seçim galibinin zehirlenerek öldürülmesine de, seçmenlerin istedikleri partiye oy verememesini de demokrasi saymayı? Güçlü iktidar uğruna zulümle ülke yönetmeyi? Silah yapıp satmayı, ilk öleni evsiz çocuklar olan savaşlar çıkarmayı? Dün “uygarlaştırılmak” üzere işgal edilen Latin Amerika ile aynı kaderi bu kez “özgürleştirilmek” istenen Irak yaşar. Şüphesiz bu kirli ilişkilerden, sömürü düzeninden en çok etkilenenler çocuklar olur. Kakao denizinin hiç çikolata tatmamış çocukları vardır örneğin, kendi ürettiklerini kendileri tüketemeyen, üzerinde okula gitmediği için öğrenemediği yabancı bir dilde “bu top çocuklar tarafından üretilmemiştir” yazısını kendi diktiği futbol topuna yapıştıran çocuklar.

Her şey bir yana, zaman bir yanadır. Zaman oyun oynar, tuzaklar kurar; zihniniz bir gelincik tarlasına girer ve aslında hiç bir yere gitmeden olduğunuz yerde, bir tablonun önünde kalakalırsınız. Zamanın da bir zamanı vardır üstelik; bütün hayatını evinden, sevdiklerinden uzakta sadece altın arayarak geçiren biri için, fotoğraftaki karısı için belki de zaman aslında hiç geçmemiştir. Hayat, iki kanat çırpışı arasında geçen bir yolculuktur. Galeano hepimizin yolculuğunun kaydını tutar; o, zamanın hafızasını okuyabilenlerdendir.

İyi ki vardır Galeano! Adını koymadığımız, belki de göremediğimiz pek çok şeyle o tanıştırır bizleri. Haritasını hiç bulamadıklarımızın, sesini hiç duymadıklarımızın hikayelerini bilmemizi sağlar. Belki sırf bu bile, “İyi ki var Galeano!” demek için yeter, hiç bir yere gitmediğine olan inancımızı pekiştirir adeta. Yazdıkları bizi her okuyuşumuzda bir parça daha özgür kılar;  “Kendimizle birlikte özgürlüğümüzü de taşırız.”…


KÜNYE: Zamanın Ağızları, Eduvardo Galeano, Çeviri: Bülent Kale, Sel Yayıncılık, 2018, 363 sayfa.