Lenin’in güncelliği

Bu kitabın tanıtım ve değerlendirmesi; başlı başına kendi değerinin yanında geçtiğimiz hafta başı operasyon düzenlenen ve biz Türkiyeli Marksistler açısından önemli birçok kitabı okuyucuyla buluşturan Belge Yayınları’yla dayanışmayı da borç bilerek yapılmıştır. Georg Lucaks’ın Lenin’in Düşüncesi / Devrim’in Güncelliği adlı bu kitabın oldukça eski bir basım olmasına rağmen bugün yeniden okunmasında yarar olduğunu düşünüyorum.



14-05-2017 10:31
Ufuk Akkuş

Lukacs, “Devrimin Güncelliği” kitabını Lenin’in ölümünden hemen sonra spontane olarak ve herhangi bir hazırlık yapmadan onun entelektüel gelişiminin odak noktasını saptamak için kaleme aldığını söyler. Burada söz konusu olan; Lenin’in nesnel teorik sistemini yeniden üretmek değil, bu sistemleştirmeyi, Lenin’in kişiliğinde ve eyleminde ete kemiğe bürünmesini mümkün kılan devingen güçleri nesnel ve öznel olarak tasvir etmekti.

Tarihsel maddecilik proletarya devriminin teorisidir. Kurtuluş mücadelesi veren proletarya kendi berrak bilincini onda bulduğu için bu böyledir. Bir proletarya düşünürünün, tarihsel maddeciliğin temsilcilerinden birinin büyüklüğü bundan dolayı onun bu sorunu kavrarkenki bakışının derinliği ve genişliği ile ölçülür. Bu ölçütler ışığında Lukacs’a göre Lenin devrimci sınıf hareketinin Marx’tan beri yarattığı en önemli düşünürdür. Lenin, modern Rusya’nın genel sorunları içinde – yarı feodal bir yönetim altında kapitalizmin oluşum sorunlarından geri bir köylü ülkede sosyalizmi gerçekleştirme sorunlarına dek – daima tüm çağın sorunlarını gördü: kapitalizmin son aşamasına girildiğini ve proletarya ile burjuvazi arasında artık kaçınılmaz olan nihai mücadeleyi proletaryanın ve insanlığın kurtuluşu yararına yöneltme olanaklarını gördü. Lenin yaklaşan devrimi sezdi ve gerek Rusya’ya ilişkin gerekse uluslar arası tüm olayları bu perspektif içinden devrimin güncelliği perspektifinden kavradı ve kavranabilir kıldı.

Lukacs’a göre proletaryanın tarihsel görevi kendini diğer sınıflarla olan her türlü ideolojik uzlaşmadan kurtarmak, kendi sınıf konumunun özgüllüğü ve sınıf çıkarlarının bundan kaynaklanan bağımsızlığı temelinde kendi açık sınıf bilincine erişmektir. Ancak bu şekilde proletarya burjuva toplumuna karşı ezilen herkesi burjuvaziye karşı verdikleri ortak kavgada yönetme yeteneğine sahip olur. Proletaryanın öncü rolünün nesnel temeli üretim süreci içindeki konumudur. Ancak doğru sınıf bilincinin kendiliğinden oluştuğunu tasarlamak, proletaryanın kendi sınıfına uygun devrimci göreve ideolojik olarak evrilebileceğini düşünmek Marksizmin mekanik biçimde uygulanacağını düşünmek, dolaysıyla tarih dışı bir hayalcilik olurdu.

Lenin’e göre bir devrim durumunun gerçek göstergesi aşağı tabakaların eski biçimde yaşamak istemeyişi ve üst tabakaların ise eski biçimde yaşayamayışıdır. Devrim genel bir ulusal bunalım olmadan mümkün değildir. Bunalım ne kadar derin olur ve toplumun ne kadar fazla tabakasını kucaklarsa devrim içinde kesişen içgüdüsel hareketler o kadar çeşitli olur ve burjuvazi ile proletarya arasındaki güç ilişkisi de o kadar karmaşık ve değişken olur. Eğer proletarya bu mücadeleyi kazanmak istiyorsa; burjuva toplumun dağılmasına katkıda bulunacak her eğilimi kışkırtıp desteklemelidir ve herhangi içimde ezilen bir tabakanın her hareketini devrimci genel hareketle bütünleştirmek için elinden geleni yapmalıdır. Devrimci dönemin yaklaşması eski toplumdaki tüm hoşnutsuz unsurların proletaryayla birleşmeye en azından onunla bağlantı kurmaya çalışmasından belli olur. Ama burada bir tehlike de saklı olabilir. Eğer Parti, politikasını sınıfsal açıdan doğru yönde olmasını güvence altına alacak biçimde örgütlenmemişse bir devrim durumunda sürekli çoğalan bu müttefikler destek yerine karışıklığa yol açabilirler. Çünkü köylüler, küçük burjuvalar ve aydınlar gibi toplumun diğer ezilen kesimleri aynı hedefler için proletarya gibi çaba harcamazlar.

Lenin’in örgüt düşüncesi; proleter sınıf bilincinin temeli üzerinde parti üyelerinin en katı ölçülere göre seçilmesi ve kapitalist toplum içindeki tüm ezilenlerle mutlak dayanışmaya ve desteklemeye dayanır. Kitleler eylem yoluyla öğrenirler ve çıkarlarının bilincine yalnızca mücadele içinde varabilirler. Proletaryanın öncü partisi bu kavga içinde mücadele ederse ve kitlelere yol gösterebilmek için onların daima bir adım önünde olursa amacına ulaşabilir. Bu yüzden partinin teorik netliği sadece teorik doğrultuda kalmıyorsa, tersine teori sürekli somut durumun somut tahliliyle doruğa çıkıyorsa ve teorik doğruluk daima yalnızca somut durumun anlamını ifade ediyorsa bir değer taşır. Bunun için parti bir yandan doğru yolda kalmak için kendini geçici olarak tecrit etme riskine girerek teorik netliğe ulaşmalı, öte yandan öyle esnek bir yeteneğe sahip olmalı ki kitlelerin her görüntüsünden kendilerinin dahi farkına varamadıkları devrimci olanakları ortaya çıkarabilmelidir. Parti kitlelerin kendi doğru sınıf içgüdülerinden kaynaklanan kendiliğinden bulgularını devrimci mücadelenin bütünlüğüyle birleştirmeli ve onları bilinçli kılmalıdır. Marksistler için somut durumun somut tahlili saf teorinin karşıtı değildir. Tersine gerçek teorinin doruk noktası, teorinin gerçekten uygulandığı ve bundan dolayı pratiğe dönüştüğü noktadır.

Lukacs’a göre; Lenin’in Emperyalizm anlayışı somut durum analizinin iyi bir örneğidir. Emperyalizm kitabı bir yandan teorik bir başarı iken, ekonomik teori olarak Hilferding ve Rosa Luxemburg’un yanında yenilik getirme anlamında önemsiz kalır. Lenin’in üstünlüğü emperyalizmin ekonomik teorisini çağımızın bütün siyasal sorunlarıyla birbirine somut olarak bağlamayı başarmasında, dolayısıyla yeni aşamanın ekonomisini, bu biçimde belirlenmiş bir dünya içindeki tüm somut davranışlar için bir ölçüt haline getirmesinde yatar. Emperyalizmin özü tekelci kapitalizm olarak ve emperyalist savaş ise daha da yüksek yoğunlaşma ve mutlak tekel yönünde işleyen bu eğilimin zorunlu gelişmesi ve ifadesi olarak belirlenirken, toplumun tabakalaşması da bu savaşla olan ilişkisi içinde açıklık kazanır. İşçi sınıfı ancak dünya savaşının kapitalizmin emperyalist gelişiminin zorunlu bir sonucu olduğunu kavrayarak, mümkün olan tek savunmanın iç savaş olduğunu açıkça görerek bu direnişin maddi ve örgütsel hazırlığına başlayabilir. Bu direnişin etkin olmasıyla da bütün ezilenlerin derinden kaynaşması işçi sınıfı ile kurulan ittifaka dönüşür.

Devrimin güncelliğinin kavranmasında bir diğer mesele Marx ve Engels’in devlet sorununun temel ilkesi olarak baktıkları meselelerin yalın biçimde ortaya konmasıdır. Lenin Marksist anlayışın teorik düzeyine, devlet sorunu karşısındaki proleter devrimci tavrın berraklığına erişen tek kişi olmuştur. Lenin, devlet sorununu, mücadele eden proletaryanın güncel sorunu olarak kavramış ve onu böyle sunmuştur. Lenin’de olduğu gibi devlet sorunu güncel pratik içinde somutlaştırılırsa proletaryanın kapitalist devlete bugünkü varlığı için mümkün olan tek toplum düzeni olarak bakmaması somut olarak sağlanabilir. Lenin’in, devleti; sınıf mücadelesinin silahı olarak çözümlemesiyle sadece burjuva devletin tarihsel doğru kavranışından doğan taktik, ideolojik sorunların sonuçların ortaya konulmasıyla kalınmaz, aynı zamanda proleter devletin kaba ön çizgileri de somut olarak görülür. Proletaryanın sınıf mücadelesinde silah olarak devleti de işçi sovyeti olarak kendini gösterir.

Napolyon’un “ilkin ciddi bir kavgaya giriş, ne olacağını sonra gör” sözünü hatırlatan Lenin; ilkin 1917 Ekim’inde ciddi bir kavgaya giriştiklerini Brest Litowks barış anlaşması ve yeni ekonomik politika gibi ayrıntıları gördüklerini söyler. Lukacs, Lenin’in uzlaşma teorisinin ve taktiğinin bundan dolayı Marksist diyalektik tarih kavrayışının nesnel mantıksal sonucundan ibaret olduğuna vurgu yapar. Lenin, insanların kendi tarihlerini kendileri yapmakla beraber, bunu kendi seçtikleri koşullarda yapmadıklarının, tarihin sürekli olarak yeni olanı ürettiğinin; bundan dolayı söz konusu tarihsel anlarda eğilimlerin geçici kesişim noktalarının aynı yapı içinde asla tekrarlanmayacağının, bugün devrim için yararlanılabilecek eğimlerin, yarın devrim için tehlike anlamına gelebileceğini ve tersinin de geçerli olduğunu kavramıştır.

Lukacs’a göre; Leninizm şematik ve mekanik olmayan salt pratiğe yönelen somut düşüncenin daha önce erişilmemiş bir evresi anlamına gelmektedir. Leninistlerin görevi bunu sürdürmektir. Tarihsel süreç içinde canlı olarak gelişen şey sürdürülebilir. Ve Leninist geleneğin bu şekilde korunması, bugün proletaryanın sınıf mücadelesinde bir silah olarak diyalektik yönteme inanan herkesin en soylu görevidir.


KÜNYE: Lenin’in Düşüncesi / Devrim’in Güncelliği, Georg Lucaks, Çeviri: Ragıp Zarakolu, Belge Yayınları, 1. Baskı 1979, 114 sayfa.