Lenin’in farklı yolu

Büyük Ekim Devrimi’nin önderinin devrimci yaşamını onar yıllık üç evrede inceleyen kitap, devrim öncesi, sırası ve sonrasındaki toplumsal-siyasal sorunlara Lenin’in ürettiği cevaplarla Lenin’in yaşamının izini sürüyor. Yazar dönemin gazetelerinden, afişlerinden ve kahramanların anılarından yararlanarak Lenin’in kritik uğraklarda verdiği kararlarda ne kadar Ulyanov, ne kadar Lenin gibi hareket ettiğini çıkarmaya çalışıyor. “Lenin’in kişiliğinde böylesi bir ikilik var mıydı?” sorusu spekülatif olabilir ancak kitap; bu ikiliğe odaklanması ve farklı bir Lenin portresi çizmesi dolayısıyla okunmayı hak ediyor.



05-11-2017 08:22
Baransel Ağca

Ekim Devrimi’nin 100. Yıl dönümünün çeşitli organizasyonlarla kutlandığı bir dönemde, Ekim Devrimi’nin tartışmasız önderi Lenin’e dair farklı bir bakış açısını okuyucularımıza tanıtmak istedik. Ayrıntı Yayınları tarafından basılan ve Aslı Önal çevirisiyle dilimize kazandırılan Lenin -Farklı Bir Yol, yazar Lars T. Lih tarafından biyografik bir deneme olarak kaleme alınmış. Her şeyden önce yazarın, klasikleşmiş Lenin anlatısına ve yaratılan Lenin figürüne itirazının damgasını taşıyan kitap, eldeki verilere absürd öğeler eklemeden farklı bir Lenin portresi çizmeye çalışıyor.

Lenin’i farklı anlatmaya çalışmanın çeşitli siyasi tehlikeleri olsa da yazarın amacı bu tehlikeleri ortadan kaldırıyor. Profesyonel devrimciler örgütünün kurulması, ulusal ölçekte bir yayıncılık faaliyeti, örgüt ve kitleler arasındaki bağın niteliği... Lenin üzerine çalışan, yazan birinin kesinlikle üzerinde durması gereken konulardır. Yazar, tüm dünyada Lenin’in çeşitli kaygıların bir sonucu olarak; olduğundan çok başka bir şekilde kitlelere tanıtıldığını iddia ediyor. İşçilere kuşkuyla yaklaşan, aşırı pragmatist, entelijansiyadan devşirilen profesyoneller ile komplocu bir örgüt yaratan, tepeden inmeci bir komünist...

Elbette bu algının yaratılmasında Batı dünyasının iftiralarına karşı ideal bir Lenin portresi yaratma çabasının da payı bulunuyor. Lenin’i devrimin gerçekleşmesinin oldukça zor sayıldığı topraklarda bir avuç devrimciyle yola çıkan, olağanüstü zeki, ince planlar yaparak çarlığa sert darbeler indiren hatasız bir lider olarak resmetmek; anlaşılması zor bir insanla bizi baş başa bırakıyor. Oysa yazara göre Lenin, çok anlaşılır nedenlerle devrimcileşmiş, tutkularından ve romantizminden ayrı düşünülemeyecek bir karakter.

LENİN’İN YOLU

Çarlık Rusyası,  Rus sosyal demokrasisinin yükselişinden önce büyük bir aydın ve köylü hareketine sahne oldu. Lenin’in ağabeyi olan Aleksandr’ın da bir parçası olduğu bu hareket, Çarlık Rusyası’nın zor koşullarında sınırlı bir hareket alanına sahip olmasına karşın ses getiren eylemler ve komplolar örgütlüyordu. O zamanın devrimcilerinin, kitlesellikten uzak komplocu bir mücadeleyi benimsemesi bir tercih değil zorunluluktu. Zira çarlığın baskısının yanında nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan köylülüğün devrimcilerle yaşadığı kan uyuşmazlığı, çoğu zaman devrimcilerin tutuklanmasıyla sonuçlanıyordu. 1870’li yıllarda köylüleri bilinçlendirmek için onlarla temas kuran neredeyse her devrimci kısa bir süre sonra köylülerin ihbarı üzerine yakalanıyordu. Bu durumun devam etmesi, Rus devrimcilerini siyasi bir paradoksa sürükledi; halkın devrimcilerle bağ kurabilecekleri ve onları anlayabilecekleri herhangi bir demokratik alan yoktu. Bu nedenle bu alanın yaratılması için mücadele verilmeliydi. Ancak bu alanın yaratılmasının Çarlık Rusyası’nda herhangi bir yolu da görünmüyordu. Çıkmaza giren dönemin devrimcileri, suikastler ve darbe teşebbüslerine yönelerek Çarlığı bu alanı açmaya zorluyordu. İşte Lenin’in ağabeyi Aleksandr da böyle bir teşebbüsün ardından yakalanıp asılmıştı. Kaynağı, Krupskaya olduğu söylenen bir rivayete göre Lenin, abisinin cenazesinde “Bizim yolumuz farklı olmalı” demiştir. Lenin’in yaşı dolayısıyla bu rivayetin geçersiz olduğu söylenebilir fakat Lenin, abisinden farklı bir yol izleyerek Rus ve dünya tarihine damga vurmuştur.

LENİNİST ÖRGÜT VE KİTLE BAĞI

Peki, Lenin’in yolunu diğerlerinden ayıran neydi? Yazar, bu sorunun cevabını 1894 yılında Petrograd’da arıyor. Lenin’in de içinde bulunduğu ve kısa süredeMartov’la birlikte liderliğini üstlendiği Mücadele Birliği’nin kurulmasıyla birlikte Petrograd’da işçilerle düzenli bağı olan bir devrimci faaliyet gerçekleşiyor. Bu faaliyetin ikinci yılında işçilerin kendi içlerinden çıkardıkları önderler öncülüğünde, disiplinli ve teşkilatlı grevler örgütleniyor. Daha önceki anarşizan, düzensiz ve refleksif yıkıcılığın aksine bu grevlerde görülen disiplin, süreklilik ve kararlılık Lenin’e ilham veriyor. 1870’li yıllarda devrimcilerin köylülerle yaşadığı uyuşmazlığın aksine kentlerde, işçiler ve devrimciler arasında süreklileşmiş bir ilişkinin zemini olduğunu gözlemliyor. Yazara göre Lenin’in yolu iddia edilenin aksine işçilere duyulan güvensizliğe değil, bu zemine duyulan güvene dayanıyor. Bu nedenle yarattığı örgüt aslında kapalı, işçilerden şüphe duyan ve entelektüellerden oluşan bir profesyoneller örgütü değildi. Burada profesyonellik ile alakalı ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Bugün profesyonel devrimci denildiğinde; tüm faaliyeti devrimcilik olan birey anlaşılırken, Lenin’in ortaya attığı bu kavram o dönem başka bir anlama geliyordu. “Professiya kelimesi Rusçada o dönem vasıflı bir işçinin mesleğini ifade etmek için kullanılıyordu. Professionalny soyuz, işçi sendikası anlamına geliyordu örneğin. Nitekim Lenin’in icat ettiği bu kavram, etkin bir örgütte uzmanlaşmış, vasıflı bir işçi imgesini akla getirmeliydi.”

Yazar, Lenin’in örgütsel düşüncesinin bir şema olarak değil, toplum içinde yaşayan bir organizma olarak ele alınması gerekliliğini savunuyor. Leninist örgüt, Lenin’in bir köşede toplum analizi yaparak ortaya attığı mükemmel bir proje değil, işçi sınıfı öncülüğündeki bir devrim arayışının ürünü olarak ortaya çıkıyor. İşçileri merkezine koyan, onun öncüsü olduğu bir toplumsal devrimi hedefleyen bir örgütün, işçi sınıfını dışarda tutarak kurulması herhalde beklenemezdi. Peki bir örgüt hem gizli çalışma yürütüp hem kitlelerle bağını nasıl diri tutabilirdi?

Pratikte bu sorunun cevabı İskra’nın ulusal çapta yaygın bir biçimde dağıtımının örgütlenmesiyle veriliyor. İskra’nın yerel komitelere dağıtımı, bu komitelerin merkezileşmesi ve çeperini genişletmesi ise bir dizi sorunu ve sorumluluğu beraberinde getiriyor.

Yazar burada konspiratsiyave iplik stratejisikavramlarını da devreye sokarak Leninist örgütün eksik kalan parçalarını tamamlıyor. “İplik stratejisi genel anlamıyla; yeraltı örgütünün kitlelerle bağ kurma zorunluluğu olarak tanımlanabilir. Bir yeraltı örgütünün kitlelerle bağı ne kadar fazlaysa konspiratsiyaya uyduğu sürece yakalanma ve çözülme ihtimali de o kadar azdır. İplikler, yeraltı örgütünün toplumla kurduğu bağdır. Konspirasyon ise; Lenin tarafından, bilinen anlamıyla örgütü korumak için uyulması gereken gizlilik kuralları olarak ele alınmadı. Kitle bağını korumak için uyulması gereken gizlilik kuralları olarak revize edildi. Kısacası konspirasyon, Bolşevikler tarafından ‘siyasi çalışma yaparken tutuklanmama sanatı’ olarak tanımlanıyordu.”

Lenin’e göre çevredeki işçilerin varlığı olmadan, polise yakalanmamak için geliştirilen onlarca yöntemin hiçbir karşılığı yoktu. Örgütün kitle bağı her zaman diri olmalı ve bu bağ polise yakalanmadan geliştirilmeli ve derinleştirilmeliydi. Doğal olarak Lenin’in ideal profesyonel devrimcisi, Ne Yapmalı’da da ortaya koyduğu üzere; işçi sınıfının bağrından yetişmiş, konspiratsiya kurallarını gözeterek örgütünün bağını sürekli bir biçimde toplumla geliştiren bireydir. Yazar bu tanıma en fazla uyan Bolşevik Parti üyesinin YakovSverdlov olduğunu ve Lenin’in Sverdlov’a bir prototip titizliğinde yaklaştığını belirtiyor.

Kitap, örgütü ve örgütün devamlılığını merkeze koyan “Leninist örgüt” anlayışına karşı çıkan bir Lenin’i anlatıyor. Bu anlamdaki farklılığının yanı sıra, Lenin’in duygularına ve romantizmine yaptığı vurgu da alışılagelmiş Lenin anlatısını zorluyor. Kitabı okuduğunuzda Lenin’in kendi toprağıyla kurduğu duygusal, siyasal ve romantik bağın düşünülenin çok ötesinde olduğunu farkedeceksiniz.

Büyük Ekim Devrimi’nin önderinin devrimci yaşamını onar yıllık üç evrede inceleyen kitap, devrim öncesi, sırası ve sonrasındaki toplumsal-siyasal sorunlara Lenin’in ürettiği cevaplarla Lenin’in yaşamının izini sürüyor. Yazar dönemin gazetelerinden, afişlerinden ve kahramanların anılarından yararlanarak Lenin’in kritik uğraklarda verdiği kararlarda ne kadar Ulyanov, ne kadar Lenin gibi hareket ettiğini çıkarmaya çalışıyor. “Lenin’in kişiliğinde böylesi bir ikilik var mıydı?” sorusu spekülatif olabilir ancak kitap; bu ikiliğe odaklanması ve farklı bir Lenin portresi çizmesi dolayısıyla okunmayı hak ediyor.

SON SÖZ

Leninist örgütün olmazsa olmazı, örgütün devamlılığı değil kitlelerle kurduğu bağın sürekliliğidir. Zaten Leninist örgütün devamlılığı bu sürekliliğin farklı uğraklarda yeniden üretilmesine bağlıdır. Leninist örgütte işçinin rolü, örgüte üye olmak ve partisinin toplumdaki temsilcisi olmak değil; kendi çıkarlarının bir toplumsal iddiaya dönüşmesinde sorumluluk almak ve özne olmaktır. Ekim Devrimi’ni yaratan siyasal irade, bu düşünce etrafında şekillendi ve tarihin bu zamana kadar gördüğü en ileri devleti insanlığa armağan etti. Bu nedenle yeni Ekimleri yaratmak, Ekim Devrimi’ni ve onu yaratan iradeyi doğru kavramaktan geçiyor. 

KÜNYE: Lenin – Farklı Bir Yol,Lars T. Lih, Çeviri: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, 2017, 256 sayfa.