Kırım Savaşı’na derinlikli ve eleştirel bir yaklaşım

“Mukayeseli tarih okumasının dillere pelesenk olmasına rağmen, Kırım Savaşı konuda hakkıyla yapılmış çalışmaların sayısının az olduğunu belirten Badem, Osmanlı toplumsal ve siyasal yaşamına büyük önem atfediyor. Bu önem aynı zamanda kaynak kullanımındaki boşluğun doldurulması açısından dikkat çekiyor. “



15-10-2017 00:21
Umut Döner

Candan Badem’in Kırım Savaşı ve Osmanlılar adlı kitabı İş Bankası Kültür Yayınları tarafından geçtiğimiz Eylül ayında basıldı. Eser ilk olarak 2010 yılında “The Ottoman Crimean War” adıyla İngilizce yayımlandı. Söz edeceğimiz İş Bankası Kültür Yayınları basımında ise gözden geçirme ve güncelleme işlemlerinin gerçekleştiğini okuyoruz. Badem, bu işlemlerde arşivlerden elde ettiği yeni malzemelerin etkisinin olduğunu belirtiyor. İngilizce metinden çeviriyi ise tarih araştırmalarını çevirmede önemli bir tecrübesi bulunan Eşref Bengi Özbilen yapıyor.

Akademik metinlerini ve haber sitelerindeki yazılarını takip etme fırsatı bulduğumuz Candan Badem’in, Osmanlı- Rus savaşları ve ilişkileri konusunda dikkate alınmaması mümkün olmayan bir birikime sahip olduğu bu çalışmayla pekişmektedir. “Kırım Savaşı” konusunda daha önce görülmemiş bir yöntem ve anlayışla oluşturulan çalışma, açıklayıcı ve yardımcı kısımlar dışında, esasen beş bölümden oluşuyor. Bölümler sırasıyla şöyle: “Giriş ve Kaynaklara Kısaca Bakış”, “Savaşın Sebepleri”, “Muharebeler ve Diplomasi”, “Savaşın Finansmanı”, “Savaşın Osmanlı Toplumsal ve Siyasal Hayatına Etkisi”. Bütün bölümleri ele almak tercih edilebilirdi ancak format bakımından daha hacimli bir metni gerektireceğinden ve bir tanıtım yazısını aşacağı için birinci ve beşinci bölümleri ele almayı uygun buluyoruz. Bu bölümleri yazımızın formatına uygun değerlendirme fırsatı yarattığını düşündüğümüz için seçiyoruz. Ele alacağımız bölümlerdeki titizliğin ve eleştirel yaklaşımın diğer bölümler için de geçerli olduğunu belirtmek gerekir.

“Giriş ve Kaynaklara Kısaca Bakış”

“Burada uygulanan yöntem bir tarafın ‘kahramanlığını’ veya öteki tarafın ‘korkaklığını’ ispat etmek için çalışan milliyetçi bir yaklaşım olmaksızın bütün tarafların dengeli bir görünümünü sunmayı hedefleyen karşılaştırmalı tarihi-sosyal analizdir. “

İfade “Giriş ve Kaynaklara Kısaca Bakış” bölümünün hemen başında geçiyor. Bölümün ismi okuyucuyu aldatmamalı. Yaklaşık 45 sayfayı, kaynak ve kaynağın çeşitli meseleleri üzerine kaleme alınan yazılar oluşturuyor. Bu aynı zamanda Kırım Savaşı ile ilgili çalışmaların kimilerinden daha büyük boyutta bir kaynak tartışması demek…  Söz konusu bölümde Avrupa dillerinde, Kırım Savaşı’yla ilgili büyük bir literatürün olduğu, fakat yapılan araştırmaların çoğunda Osmanlı kaynaklarının göz ardı edildiği belirtiliyor. Türk tarihçilerin de öncelikli olarak Batı kaynaklarını tercih ettikleri ve Osmanlı kaynaklarını kullanmadıkları anlaşılıyor. Mukayeseli tarih okumasının dillere pelesenk olmasına rağmen, Kırım Savaşı konusunda hakkıyla yapılmış çalışmaların sayısının az olduğunu belirten Badem, Osmanlı toplumsal ve siyasal yaşamına büyük önem atfetmektedir. Bu önem aynı zamanda kaynak kullanımındaki boşluğun doldurulması açısından dikkat çekiyor.

Çalışmalarda belli başlı problemleri saptayan yazar, bunları, adlandırmalardaki harf kullanımı hatalarıyla, verilerin doğru olmamasıyla, tarihi şahsiyetlerin karıştırılmasıyla örneklendiriyor. Hataların hasıraltı edilebilecek basit hatalar olmadığını, birincil kaynaklardan ziyade ikincil kaynakların kullanımıyla alakalı olduğunu ifade ediyor.

“Savaşın Osmanlı Toplumsal ve Siyasal Hayatına Etkisi”

Yazar adına bölümlere önem derecesi vermek gibi bir yanlışlığa düşmemekle birlikte, bu bölümün, niteliğiyle kitap içinde çok ciddi bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla kitabın doğrultusunda kısaca bahsetmek faydalı olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında savaşa giren devletler, Osmanlıları kurtarmaya çalışmayı değil, Rusya’nın engellenmesini hedefliyorlar. Bu devletlerin Osmanlı İmparatorluğu ile savaşması, hemen her isteklerinin Babıali tarafından yerine getirilmesi sonucunu doğuruyor.İmparatorluğun Kırım Savaşı’ndaki müttefikleri İngiltere ve Fransa’nın, gayrimüslim tebaa adına ortaya attıkları talepler Islahat Fermanı’nın ilanına sebep oluyor. Avrupa’nın herhangi bir emrine gerek kalmadan Babıali Islahat Fermanı meselesini gündeme getiriyor ve aynı zamanda yapılacak yeniliklerin, müttefiklerin hanesine yazılmasını önlemeye çalışıyor. Islahatların hangi güdülerle yapıldığını, resmi belgelerde kullanılan “oyalandırmak”, “vakit geçirmek”, “savuşturmak” fiillerinden anlayabiliyoruz. Savaş esnasında kiliselerin inşa ve tamir faaliyetlerinde de ciddi artışlar söz konusu oluyor.

İngiltere ve Fransa müttefik sıfatıyla, köle ticaretinin kaldırılması konusunda Osmanlı İmparatorluğu’na baskı yapıyor. Osmanlıların bu konuda istekli olmadıkları anlaşılıyor. Çünkü yüksek bürokratlar konaklarında bu köleleri çalıştırıyorlar. Hatta eşlerini dahi köleler arasından seçebiliyorlar. Savaş çoğu zaman olduğu gibi bir fırsat haline çevriliyor ve köle ticaretinde artış meydana geliyor. Babıali, köle ticaretini savaş öncesindeki yoğun olmayacak ve gizlilik çerçevesinde sürdürülecek biçime kavuşturuyor.

Savaş esnasında askerlerin cephede bulunmasının, bir diğer deyişle taşrada otoritenin sağlanamayacak olmasının kimi isyanlar doğurduğu görülüyor.(Badem’in, bu çalışmanın dışında Kırım Savaşı sırasındaki asayiş sorunlarıyla ilgili daha önce bir bildiri sunduğu da bilinmektedir.)  Kimi Müslümanların sürekli kargaşa çıkarmaları ve yabancılara saldırmaları Babıali’yi tedirgin ediyor. Sadrazam Mustafa Naili Paşa isyancılara “dostu düşmanı ayırt edemeyen kuş beyinliler” diye hitap ediyor. Savaşla birlikte Kürdistan’da ve Doğu Karadeniz’de eşkıyalık faaliyetleri artış gösteriyor. Kürt emirlerinden biri olan İzzeddin Şir’in şehir ele geçirmeye kadar ilerleyen isyanı detaylı biçimde inceleniyor.

 Savaş esnasında gerçekleşen firarlar ise “açlık”, “hastalık”, “borçlanma” gibi gerekçelerle ortaya çıkıyor. Ayrıca başıbozuk askerler bir başka asayiş sorununu teşkil ediyor. Bunların silahsız gayrimüslimleri hedef almaları ve vahşet eylemleri İngiltere’yi harekete geçiriyor. Abdülmecid’in fermanına rağmen başıbozuk askerlerin vahşete( kafa kesme, tecavüz, yağma) devam ettikleri görülüyor. Yapılan yolsuzluklara belirgin bir örnek olarak, asker sayısının fazla gösterilip, olmayan askerlerin paralarını cebe indirme olayı veriliyor. Yüksek rütbeli paşaların da savaşı bir fırsata çevirdiklerine değiniliyor.

Bunların dışında savaşın, basın faaliyetlerine ve edebiyata da ciddi etki ettiği anlaşılmaktadır. Yabancı gazeteler varlık kazanıyor ve savaşı konu edinen yeni edebi türler varlık gösteriyor.

Çalışmada yer alan bütün bölümler ve başlıklar mutlaka bahsedilmeye değerdir. Bu iki başlığın seçilme sebebi kısaltılmaya müsait olmaları ve eserin özgün tarafını yansıtmada sağladığı kolaylık ile alakalıdır. Eserde Osmanlı Türkçesiyle yazılan kimi ifadelerin bilinçli bir şekilde sadeleştirilmediğini öğreniyoruz;  bunun dışında kalan anlatımın okuyucu açısından son derece anlaşılır olduğunu da ifade etmek gerekmektedir. Eleştirel yaklaşımın doğurduğu titizliğin ve özenin etkisi kitabın her sayfasında hissediliyor.

KÜNYE: Kırım Savaşı ve Osmanlılar, Candan Badem, Çeviri: Eşref Bengi Özbilen, İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, 504 sayfa.