KHK'lar eli ile CMK'da yapılan değişiklikler: Nedenleri ve sonuçları

Adalet İçin Hukukçular'dan Avukat Onur Güneş, Saray Rejimi'nin KHK'lar yoluyla hukuk sistemini nasıl yok ettiğini madde madde yazdı. Yürütmenin yasama üzerindeki tahakkümü, AKP ile işbirliği içinde olan Anayasa Mahkemesi, kaybedilen haklar...



25-12-2017 11:18

Avukat Onur Güneş (Adalet İçin Hukukçular)

Bilindiği üzere, 20 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal sonucu, memleket deyim yerindeyse iğneden ipliğe her konuda Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) aracılığıyla yeni düzenlemelere tabi tutuldu.

Olağanüstü Hal (OHAL) KHK’sı mantığına büyük ölçüde aykırılıklar içeren ve OHAL döneminde aslında alınması gereken, “zaruri önlemlerden” olmayan bir çok düzenlemenin Anayasaya aykırılıkları konusuna hem yazımızın konusu olmadığı hem de Anayasaya aykırılık denince aklımıza Anayasa Mahkemesi geldiği ve Anayasa Mahkemesi aklımıza gelince de bizi bir gülme aldığı için değinemeyeceğiz.

Bu yazımızda KHK’lar eli ile, mevcut ve müstakbel yargılamaları doğrudan etkileyecek olan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki (CMK) değişiklikleri incelemeye çalışacak ve bu değişiklikler ile KHK koyucunun neyi amaçladığına dair kısa yorumlar getirmeye gayret edeceğiz.

OHAL döneminde 676, 680, 694 ve 24/12/2017 tarihinde (dün) yayımlanan 696 sayılı KHK’lar eli ile CMK’da değişiklikler yapılmıştır. Bu 4 adet KHK ile eklenen fıkralar ve yapılan değişiklikler toplamda 36 adettir. Aşağıda inceleyeceğimiz üzere farklı tarihlerde yayımlanan KHK’ların tamamı KHK koyucunun dönemsel ihtiyaçlarına cevap verme niyeti taşımaktadır. KHK koyucunun dönemsel ihtiyaçları çok çeşitli olup yazının sonuna kadar okunabilirse görülecektir ki bu ihtiyaçlar halkın haklarını törpülemek metodu ile karşılanmaya çalışılmaktadır.

1- 03/10/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve KHK eli ile CMK’daki ilk değişiklikleri yapan 676 sayılı KHK ile 5271 Sayılı CMK’nın 149, 151, 174, 177 ve 188. Maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Özetlemek gerekirse;

- “Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi” başlıklı 149. Maddesinin 2. Fıkrasında “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir.” şeklinde değişikliğe gidilerek, Ağır Ceza Mahkemesi kapsamına giren bir çok suç tipinde savunma hakkı kısıtlanmış ve savunmanın sesi kısılmaya gayret edilmiştir.

- “Müdafi Görevini Yerine Getirmediğinde Yapılacak İşlem Ve Müdafilik Görevinden Yasaklanma” başlıklı 151. Maddesinin 3,4 ve 5. fıkralarına ek ibareler eklenmiş, 3. Fıkrasında yasaklama şartlarına hükmedilmiş diğer fıkralarda ise süreç tarif edilmiştir. CMK 151/3;

(3) 149'uncu maddeye göre seçilen veya 150'nci maddeye göre görevlendirilen ve Türk Ceza Kanununun 220 ve 314 üncü maddesinde sayılan suçlar ile terör suçlarından (Değişik ibare: KHK/676 - 3.10.2016 / m.2/a) “şüpheli, sanık veya” hükümlü olanların müdafilik veya vekillik görevini üstlenen avukat, hakkında bu fıkrada sayılan suçlar nedeniyle (Değişik ibare: KHK/676 - 3.10.2016 / m.2/a) 'soruşturma ya da kovuşturma bulunması halinde müdafilik veya vekillik görevini' üstlenmekten yasaklanabilir.” şeklindedir.

Bu ek ibareler ile “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “devletin güvenliğine veya Anayasal Düzene karşı silahlı örgüt kurma” veya bu örgütlere üye olma suçlarından şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tarafından seçilen veya zorunlu müdafilik kapsamında atanan avukat hakkında yine bu suç tiplerinden soruşturma veya kovuşturma bulunmakta ise, o avukat hakkında Cumhuriyet Savcısının yazılı talebi ile soruşturma aşamasında Sulh Ceza Hakimleri, kovuşturma aşamasında ise dosyanın görüldüğü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından müdafilik görevinden yasaklama kararı verilebilecektir.

Bu kapsamda şüpheli, sanık veya hükümlü statüsünde bulunan kişilerin avukatını seçme hakkı dahi ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca uygulamada görülmektedir ki savcılık makamları fişledikleri her avukat hakkında bu kararı almakta ve savunma hakkını fiilen ve resmen kadük hale getirmektedir.

- “Müdafi ile görüşme” başlıklı 154. Maddeye ise yeni bir fıkra eklenerek avukatların gözaltındaki müvekkilleri ile görüşmelerinin kısıtlanabileceği şartlar ortaya konmuştur.

Bu ek fıkra eliyle de işkence ve kötü muamelenin önü açılmış, 24 saat boyunca müdafiini göremeyen şüphelinin kaderi polisin insafına bırakılmıştır.

- “Çağrılması reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi” başlıklı 178. Maddede ise, talep edilmesine rağmen mahkeme tarafından dinlenmesi reddedilen tanık veya uzman bilirkişinin, sanık veya katılan tarafından mahkemede hazır edilmesi durumunda mahkemenin bu kişileri dinlemesi gerektiği, fakat bu talep “davayı uzatmak amacını taşıyorsa” mahkemenin reddebileceği ifade edilmiştir.

Bu ek ibare ile de mahkemeye bir niyet okuma hakkı verilmiş, tarafların savunma ve delillerini sunma haklarının ellerinden alınabileceği ifade edilmiştir.

- “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. Maddede ise “Müdafinin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir.” ibaresi eklenmiş daha sonra bu ibare de yeterli görülmeyip 696 sayılı KHK ile “duruşmaya gelmemesi veya” ibaresi eklenerek bu durumda da yargılamaya müdafisiz devam edilebileceğine dair hüküm konmuştur.

Görüldüğü üzere 03/10/2016 tarihli ve 676 sayılı KHK ile savunma hakkı neredeyse tamamen törpülenmiş, şüpheli veya sanık durumunda olan kişilerin adalete ulaşmalarının önüne çok ciddi engeller konulmuştur. 676 sayılı KHK eliyle CMK’da yapılan değişiklikler şüpheli, sanık ve avukatların “olağan şüpheli” konumunda olduğuna dair bir öngörü ile kaleme alınmış ve tüm topluma dayatılmıştır.

Burada bir parantez açmak gerekirse şunun bilinmesi gerekir ki bir kişinin herhangi bir suç tipinden, en azından şüpheli konumuna gelmesi için Cumhuriyet Savcılığına bir dilekçe verilmesi yeterli olup, kimse kendisini bu rejimin dışında görmemelidir. Bu uyarı, yukarıda sayılan suç tiplerini okuyarak “müstehak onlara” diyenleredir.

2- 02/01/2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile 5271 Sayılı CMK’nın; 161, 172, 173, 247, 248. maddelerinde bir takım usuli (genel olarak) değişiklikler yapılmış 676 sayılı KHK sonrasında 6763 sayılı torba yasa ile eklenen bazı maddelerde eksik bırakılan (unutulan) ifadeler doldurulmuş, Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair verilen kararlar ile kaçak statüsündeki kişiler hakkında uygulanacak rejim düzenlenmiştir. Yine Vali ve Kaymakamların kişisel suçları bakımından yargılanacakları yer mahkemeleri yeniden düzenlenmiş ve görev yaptıkları yer Bölge Adliye Mahkemeleri’ne bu görev verilmiştir.

3- 15/08/2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı KHK ile 5271 Sayılı CMK’nın 64, 102, 139, 140, 142, 158, 161, 196 ve 216. Maddeleri ile değişiklikler yapılmış ayrıca Geçici Madde 3 başlıklı bir madde de eklenmiştir. Özetlersek;

- Tutuklulukta geçecek süre” başlıklı 102. Maddenin ikinci fıkrasına eklenen ibare ile “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda tutukluluk süresi 5 yılı geçemez.” ifadesi kullanılarak, toplamda üç yıl sürebilecek tutukluluk süresini KHK koyucu 5 yıla çıkarmış ve adil yargılanma hakkına bir darbe daha vurmuştur.

- “Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi” başlıklı 139. Maddenin 3. Fıkrasına eklenen ibare ile gizli soruşturmacının tanık olarak dinlenmesinin zorunlu olması durumunda “duruşmada hazır bulunması zorunlu olanlar olmadan veya ses ya da görüntü değiştirilerek” gizli soruşturmacının dinlenmesine hükmetmiştir. Bu durum da uygulamada gizli soruşturmacının tanık olarak dinlenmesi durumunda kendisine sanık veya katılan vekilinin soru sorma hakkının elinden alınması şeklinde ortaya çıkmakta ve yine savunma hakkına zarar vermektedir. Gizli soruşturmacı ve gizli tanık eliyle hukuk sistemi düzenlenmeye çalışılmaktadır. “FETÖ”nün yargıçları ve savcıları tarafından son derece etkin bir biçimde kullanılan bu yöntem bugün de kendisine geniş bir uygulama alanı bulmaktadır.

- “Teknik Araçlarla İzleme” başlıklı 140. Maddede yapılan değişiklik ile en çok 2 ay süre ile yapılabilen izleme ve kaydetme işlemi, teknik araçlarla izleme ile birlikte gizli soruşturmacının görevlendirildiği dosyalarda 4 aya kadar çıkarılmıştır.

- “Tazminat isteminin koşulları” başlıklı 142. Maddeye eklenen 9 ve 10. Fıkralar ile KHK koyucu avukat düşmanı tavrını bir kez daha göstererek haksız yakalama, gözaltı ve tutuklama durumları neticesinde hazine aleyhine açılan davalardaki vekalet ücretlerini düşürmüş bu yolla hem avukatın gelir kaynaklarından birine darbe vurmuş hem de yurttaşları daha rahat gözaltına alması ve tutuklaması için adli merciilerin sırtını sıvazlamış, bir anlamda “yürü ya kulum” demiştir.

- “İhbar ve şikayet” başlıklı 158. Madde ile “Soruşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (Uygulamadaki ismi ile SİYOK)” düzenlenmiş ve yapılacak ihbar ve şikayetlerin herhangi bir araştırma gerektirmeksizin soruşturulup kovuşturulmasına gerek olmadığı anlaşılıyorsa bu kararın verilebileceği düzenlenmiştir. Bu hüküm de yargının iş yükünü azaltma amacı taşımaktadır.

- “Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri” başlıklı 161. Maddeye eklenen 9. Fıkra ile seçilmiş milletvekilleri hakkında hangi savcılığın soruşturma yapacağı düzenlenmiş KHK koyucu meclis muhalefetini sindirmek için de bir takım ek önlemler almayı ihmal etmemiştir.

- “Delillerin tartışılması” başlıklı 216. Maddenin 3. Fıkrasına eklenen bir cümle ile sanık hakkında hüküm açıklanırken yine müdafiinin olmaması durumunun engel teşkil etmeyeceğine hükmedilmiş, savunmanın yargının kurucu unsurlarından olduğuna dair ifadenin ne denli büyük bir yalan olduğu bir kez daha tescillenmiştir.

4- 23/12/2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı KHK ile 5271 Sayılı CMK’nın 104, 129, 140, 188, 209, 280, 282 ve 299. maddelerinde ile değişiklikler yapılmıştır. Şöyle ki;

- “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” başlıklı 209. Madde ile “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. Maddenin devamı niteliğindeki “istisnalar” başlıklı 282. Maddede daha önce duruşmada “okunması” zorunlu olan belgelerin, bu KHK’nın yürürlük tarihinden itibaren “anlatılmasına” hükmedilmiş, dolayısıyla bu belgelerin içeriğinin ne kadar anlatılacağı hakimin takdir yetkisine bırakılarak hem yargılamaların hızlandırılması amaçlanmış, hem de “zaten okumuyorlar ki” düşüncesi ile bir “angaryadan” daha mahkemeler kurtarılmıştır.

- “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. Maddenin 1. fıkrasının (d) bendinden ilk derece mahkemelerince verilen kararların Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından bozulmaları nedenlerinin sıralandığı 289. Maddeye atıf yapılarak “hükmün gerekçesiz olması” ve “hüküm için gerekli olan hususlarda savunma hakkının sınırlandırılmış olması” 696 sayılı KHK ile bozma nedeni olmaktan çıkarılmıştır.

- Temyiz Mahkemesi olan Yargıtay’da “Duruşmalı inceleme” başlıklı 299. Maddede bulunan “incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re'sen duruşma yoluyla yapar” ifadesi de 696 Sayılı KHK ile kaldırılarak “uygun görmesi halinde duruşma yoluyla yapabilir” ifadesi eklenmiş, bu yolla Yargıtay nezdinde yapılacak murafaaların da önü kapatılmış, Yargıtay’ın da iş yükü halkın savunma hakkı engellenerek azaltılmaya çalışılmıştır.

Toparlarsak, tüm KHK’lar ile CMK’da yapılan değişikliklerin ortak amacı yürütmenin elini kolaylaştırmak, yürütme memuru gibi çalışan yargının her kademesinde (polis memurundan Yargıtay Başkanı’na) çalışanların istekleri doğrultusunda düzenlemeler yapmak, savunma hakkını, hukuki yardım hakkını ve adil yargılanma ilkesini görmezden gelerek tüm halkı ve avukatları şüpheli konumuna düşürecek bir rejimin önünü mümkün olduğunca açmaktır. Türkiye’de OHAL ve SARAY rejimi artık bir ve aynı şeylerdir. Saray, KHK oyuncağı ile istediği gibi at koşturmakta, hiçbir yargı mercii önünde durmamaktadır. Anayasal kurumlar olan ve varlığını halkın kendilerine verdiği yetkilere borçlu olan AYM, Yargıtay ve Danıştay verilen emirleri tatbik etmenin dışında en ufak bir “pürüz” çıkartmamakta, uslu çocuklar olarak varlıklarını sürdürmektedir.

Bu devran daha ne kadar böyle gider bilinmemektedir. Fakat halkımızın ferasetine güven duymamak, Gezi Parkı'na gitmemiş olmak demektir.