Kaybetmek bir karakter meselesidir…

Şantiye Gürültüsü’nün son sayfasını da okuyup bitirdiğimde bir masanın iki ucunu paylaştığım, geçmişi yâd ettiğim, yaşarken zor fakat üzerinden zaman geçince komik anları anlatıp gülüştüğümüz bir arkadaşımı yitirmiş gibi oldum…



11-02-2018 11:10
Berna Metin

“Birçoğumuz imkânı olsa oturduğu evi her sene yıktırır, inşaatın önünde bir masa atıp köyden çağırdığı akrabalarıyla çay eşliğinde yeni evinin inşaatını seyrederdi. Çünkü fırlatıldığımız bu yeni çağda, kendi kendimizi yönetmek zorunda bırakılmıştık ve büyük boşluğu demir testeresi, matkap sesi ve şantiye gürültüsüyle doldurmaya mecbur kalmıştık. Tüm bu dinmeyen, durmayan, aralık vermeyen inşa etme durumu kaygılarımızın, huzursuzluklarımızın önüne setler çekiyor, bizi her akşam yayınlanan anlamsız diziler gibi tehlikeli düşüncelere sapmaktan oyalıyordu.” (s.124)

Devrim E. Alkış Kendi İşinin Patronu Olmak adlı öykü kitabından sonra İthaki Yayınları’ndan çıkan Şantiye Gürültüsü adlı romanıyla yeniden aramızda. Kitabın adının tuhaf bir çekiciliği olduğunu itiraf etmeliyim. Durdurmayı başaramadığımız, çok sesli ve sonsuza dek devam edecekmiş gibi gelen, günün belki de en verimli saatlerini o koca sesiyle mahveden şantiye gürültüsü nasıl olur da böylesine “içli” bir romanın adı olabilir? Arka kapak yazısını okuduğumda büyük bir kaybediş öyküsü okuyacağıma ikna olmuştum. Fakat bu “içli” kaybedişi gülümseyerek okuyacağımı hiç tahmin etmemiştim.

Şöyle ki, kahramanımız severek yapmadığı işinden atılmış, ayrı bir mahalleye ait eşinden boşanmış, ilk aşkını unutamamış, hayata geç başlamış, işsizlik maaşıyla geçinmeye çalışan, bir güzel kaybedendir. Kaybettiğinin farkındadır, neden kaybettiğini de bundan sonra neden kaybedeceğini de bilir. Doğru soruları sormakta bir ustadır, hazır cevap değildir lakin cevapları düşünürse mantıklıdır.  Keşke’lerin ve geri döndürülemez anların içinde kaybolmaktansa birgün evden çıkmaya, biraz şehir havası almaya karar verir. Sokakta tesadüfen rastladığı ve istemeden hayatını kurtardığı kişi, okul yıllarından arkadaşı Sait’tir. “Akdeniz mutfağının para karşılığında lokanta güzellemesi yapan gurmesi, yanındaki genç avukatlara yazdırdığı hukuk kitaplarına kendi eseriymiş gibi ismini yazdıran büyük kanun adamı, dünya vatandaşı, rehber, gezgin, keyif adamı Sait.”(s.154)

Kahramanımız gibi biz okurların da bir adım geride duracağı Sait, bizim büyük kaybedene gazeteye yazacağı “Köfte Yolculuğu” için bir teklifte bulunur. Onunla birlikte Marmara bölgesindeki köftecileri gezecek ve üstelik para da alacaktır.  Şantiye Gürültüsü böyle başlar ve unutulmayan aşklar okuldaki geniz yakan kömür kokusuna, bıkkın öğretmenlerin yüz ifadesi borsayı etkilemesin diye aldıkları tüm kararları cuma akşamı açıklayan Bakanlar Kurulu hassasiyetine, babasızlığın unutulmaz sızısı eski sevgilinin smokinle gidilen düğününe karışır. Kant’tan Hegel’e, İstanbul’dan Viyana’ya, leğen kokan bir apartman dairesinden Anadolu’nun ücra lokantalarına, ilk aşktan pişmanlıklara savrulan bu gürültücü hikâye insanın gözünü açıyor. Kaybeden olmayı kabul ettiğimizde bütün bunlardan kurtulabilir miyiz?

Şantiye Gürültüsü’nün son sayfasını da okuyup bitirdiğimde bir masanın iki ucunu paylaştığım, geçmişi yâd ettiğim, yaşarken zor fakat üzerinden zaman geçince komik anları anlatıp gülüştüğümüz bir arkadaşımı yitirmiş gibi oldum.

Bir sonraki kitabını sahici bir merak ve bir dostla buluşacak olmanın sabrıyla bekleyeceğim Devrim E. Alkış’a da özel bir not, kullandığınız isim bir mahlassa şüphesiz ki çok yaratıcı, gerçek adınız ise şahane. (Devrime Alkış)


Künye: Şantiye Gürültüsü, Devrim E. Alkış,  İthaki Yayınları, 177 sayfa, 2018