Karşı darbenin ekonomi politiği üzerine

Başarısız darbe girişiminin ardından AKP, ekonomide de olağanüstü hal ilan etti. Binali Yıldırım, Bloomberg'e verdiği röportajda, devletin bir "varlık yönetim fonu" oluşturacağını duyurdu.



01-08-2016 09:53
Sait Çakır

Başarısız darbe girişiminin ardından AKP, ekonomide de olağanüstü hal ilan etti. Binali Yıldırım, Bloomberg'e verdiği röportajda, devletin bir "varlık yönetim fonu" oluşturacağını duyurdu. Yeni Merkez Bankası (MB) başkanı ise, hemen olumlu bir gelişme diyerek bu adımı kutsadı. Amaç büyük altyapı projelerinin kamuya yük olmadan finanse edilmesi olarak lanse ediliyor. 
Peki, varlık yönetim fonu nedir?
Dünyada sayısı 75'i aşan bu tür fonlara (sovereign wealth funds) tasarruf fazlasına sahip ülkelerde rastlıyoruz. Petrol şeyhlikleri, Rusya, Norveç, Çin gibi ülkeler hammadde satışlarından veya ihracattan elde ettikleri gelirleri devlete ait bir fonda toplayıp uluslararası finans kapital'in çeşitli yatırım araçlarına (hisse senetleri, sair menkul kıymetler) bağlamaktadırlar. Bu sayede hammadde kaynakları tükendiğinde ülkenin elinde belli bir mali rezervin olması bekleniyor.

İŞSİZE AYRILAN KAYNAK SERMAYEYE
Peki, cari açığı milli gelirin %4,5'u kadar yüksek olan ve kamu net borç stoğu 163 milyar TL'yi bulan bir ülkede hangi varlık'ın yönetiminden söz edilebilir? Türkiye'nin uluslararası yatırım pozisyonu açığı 375 milyar dolardır; yani ülkemizin yurtdışı yükümlülükleri yurtdışı varlıklarından kabaca milli gelirin %45'i kadar yüksektir. Bir başka deyişle, Türkiye kamusuyla, özel sektörüyle; yükümlülüklerin varlıkları aştığı bir ülkedir. Tasarruf açığı olan bir ülkede, varlık yönetim fonu kurulamaz. Dünyada tek bir örneği bile yoktur.
O halde, bir mantık çarpıklığından ziyade sinsi bir gasp planı aramak durumundayız. Çok da aramaya gerek yok. Açıklamalara bakılırsa, sözkonusu varlık yönetim fonu, esasen, Bireysel Emeklilik Fonu ile İşsizlik Sigorta Fonu'ndan aktarılacak kaynaklarla oluşturulacak. Yani temel olarak, BES'i bir kenara bırakırsak, işsizler ordusuna verilmesi gereken kaynaklar, altyapı projelerinin finansmanına yönlendirilecek ve böylece işsizin hakkı sermayeye peşkeş çekilecek. 
Zaten, İşsizlik Sigortası Fonu'nda 2000'den 2015'e kadar biriken 129 milyar TL'lik fon gelirinin sadece 10,6 milyar TL'si işsizlik ödeneği olarak emekçilere ödendi! 25 milyar TL ise, GAP gibi projeler bahane gösterilerek bütçeye aktarıldı. Yani AKP hükümeti, işsizin parasıyla 25 milyar TL'lik bir bütçe açığını önlemiş oldu. Bu ve buna benzer uygulamalar sayesinde IMF'nin bir dayatması olan faiz-dışı fazla hedefi tutturulmuş oldu. Ne zaman? 2008 krizinden sonra! Yani bir anlamda ekonomik krizin yükü işsizlerin sırtına yıkıldı!
Bu kadar mı? İşsizlik fonuna ait 93 milyar TL'lik toplam varlıkların %92'si uzun vadeli devlet tahvilllerine yatırılmış vaziyette. Yani, AKP iktidarı, kamu borçlanmasını da işsizlerin sırtına bindirmiş durumda. Bu sayede hem devlet borçlarının vadesi uzatılıyor hem de faizler düşüyor! 
Peki şimdi ne oluyor? AKP iktidarı bütçeyi iki sütun üzerine oturttu. Birisi bütçe gelirlerinin yüzde 70'ini bulan dolaylı vergilerdir; yani KDV, ÖTV gibi zenginin de fakirin de aynı ölçüde yükümlü olduğu vergiler. Bunun sebebi de sermayeden gelir vergisi almama politikasıdır; unutmayalım, AKP'nin ilk işi nereden buldun yasası'nı kaldırmak ve mali milat uygulamasını lağvetmek olmuştur. İkincisi de özelleştirme, vergi affı, 2B uygulaması, Merkez Bankası'nın döviz satışından elde ettiği kârların bütçeye transferi gibi tek seferlik gelirlerle bütçeyi dengeleme arayışıdır. 

BÜYÜK FİNANSMAN GEREKTİREN YATIRIMLARA KAYNAK ARAYIŞI
Şimdi dünyada likiditenin azalması nedeniyle baş gösteren ekonomik durgunluk başta ithalde alınan KDV olmak üzere dolaylı vergi gelirlerini olumsuz etkiliyor. Dahası AKP iktidarı kamu varlıklarını talan ettiği için özelleştirilecek bir kamu iktisadi teşebbüsü de kalmadı. Yani, sattılar savdılar, sonuna geldiler.
Şimdi, büyük finansman gerektiren kamu-özel yatırımları finansman cephesinde darboğaza girmek üzere. 
Ekonomide olağanüstü hal ilan eden AKP bu darboğazı, İşsizlik Sigortası'nda biriken fonları varlık yönetim fonuna devrederek aşmaya çalışıyor. İşsizlerin hakkı olan kaynakları, kamu-özel yatırımlarını finanse etmek bahanesiyle, sermayeye peşkeş çekmek istiyor. Meselenin özü bu. İslamofaşizm, sermayenin çıplak diktatörlüğüdür.