“Kapıları zorlayan Kürt kadınlarının öyküsü…"

“Belediyede (Derik) yüzü aşkın çalışandan sadece biri kadındı… Yıllarca kadınlara ait tuvaleti olmayan belediyede çalışmıştı. İlk iş olarak belediyede kadınlar için bir tuvalet yaptırdık. Erkekler yaptığımız birçok şey için ‘Hiç o yönlü düşünmemiştik’ diyorlardı. Öyle ya, kadınların da tuvalet ihtiyacı olduğunu düşünmek çok kolay değildi!”



28-10-2018 00:58

Şilan Geçgel

 “Kadınlar koğuşunda görev yapan gardiyanın lakabı 'horoz'du. Esat Oktay geldiğinde ağır işkenceler, hücre cezaları başlamıştı. Esat Oktay bana 6 ay boyunca köpeği Jo'nun kaldığı kulübede 'Ben Kürt değilim Türk'üm' demediğim için hücre cezası verdi. Yaşadıklarım ruhumun derinliklerinde derin yaralar açtı. Hâlâ vücudumda fiziksel izlerini taşıyorum. Ayak bileklerimde söndürülen sigaraların izleri, falaka izleri hâlâ duruyor." diye anlatıyor Gültan Kışanak, “Eylül’ün Kadın Yüzleri”nde…

Yönetmenliğini A. Ayben Altunç’un yaptığı “Eylül’ün Kadın Yüzleri” belgeselinde, 12 Eylül sürecini hapishanelerde ve ağır işkenceler görerek geçiren, buna rağmen mücadeleden hiç vazgeçmemiş 32 kadının hikâyesi anlatılıyor. Yaklaşık dört yıllık bir süreçte büyük özveriyle hazırlanan bu belgesel film, Türkiye’de kadın mücadelesinin geçmişine dair de çokça ipucu içeriyor.

Bahsi geçen belgeselde röportaj yapılan 32 kadından biri de Gültan Kışanak. Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadığı zulmü bu belgeselde izleyicilerle paylaşan Kışanak, devam eden yaklaşık iki yıllık tutukluluk süreci boyunca dostları tarafından kendisine yöneltilen “Neden Diyarbakır Cezaevi anılarını yazmıyorsun?” serzenişleri üzerine bir kitap yazmaya karar veriyor. Kendisinin tabiriyle, “arkadaşlarının itelemesiyle” yazmaya karar veriyor ama Diyarbakır Cezaevi’ni değil, kendi hayatına da yön veren mücadelesini, yol arkadaşlarını, kız kardeşlerini yazıyor…

“Düşündüm ki, 12 Eylül faşizmini, Diyarbakır Cezaevi’ndeki vahşeti ve kadınların direnişini yazmak önemliydi, ancak iğneyle kuyu kazarcasına, bin bir emekle, büyük bir mücadeleyle geçen Kürt kadınlarının demokratik siyaset alanındaki özgürlük yolculuğunu yazmak, içinde bulunduğumuz sürece de bir cevap olacaktı. Bu kitabın hikâyesi böyle başladı.’’

“Kürt Siyasetinin Mor Rengi” isimli kitap Gültan Kışanak imzasıyla, geçtiğimiz ay Dipnot Yayınları’ndan çıktı. Editörlüğünü Hülya Osmanağaoğlu’nun üstlendiği kitabın telif geliri ise Kadın Okuma Evleri’ne bağışlandı. 

Kürt kadınlarının siyaset yolculuğunu ve mücadelesini konu alan kitap, 1990’da kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) döneminden bugüne, kadın mücadelesinin tarihsel, siyasal bir özetiyle başlıyor ve kadın siyasetçilerin anlatılarıyla devam ediyor. Kitabın yazılış süreci, tamamı hapiste olan Kürt siyasetinin kadın temsilcileriyle devam eden yoğun mektuplaşma süreciyle örülüyor. 

Cezaevi koşullarında arkadaşlarına ve onlardan gelen mektuplara ulaşmakta bir hayli zorlanan Gültan Kışanak, bu sürecin zorluğuna kitabın Önsöz’ünde yer verirken, her mektubu okuyan cezaevi görevlilerine kinayeli bir dille dokundurmayı da es geçmiyor, “Bu vesileyle cezaevi görevlilerinin de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sorgulamaya başlayacaklarını umuyorum.’’ 

Kitabın giriş kısmı HEP-DEP (1990 - 1994) süreci ile başlıyor. Kürt siyasi hareketinin o dönem aldığı pozisyonu; barış özlemini, köy boşaltmaları, işkenceleri, faili meçhullerin birbirini izlediği o günlerde sesini duyurmak için ‘kapıları zorlayan’ Kürt kadınlarını anlatıyor. 
Bu kısımda, Leyla Zana ile başlayan kronolojik anlatımla, Kürt kadınlarının evde kocaya/babaya, partide eril zihniyete, memlekette erkek egemen düzene karşı yaşamın her alanında nasıl zorlu bir yola çıktıkları, nedenleriyle birlikte ele alınıyor.

Bahsi geçen dönemde kadınların siyasetçi olmasının toplumsal kabul şartları; kadının nitelikli- güçlü olması, görevi hak etmesi, ekonomik olarak statü sahibi olması gibi başlıklarla belirlenirken, kadının siyasetin değil öznesi, konusu dahi olamadığı 90’lı yıllar tüm kadınlar için olduğu gibi Kürt kadınlarının da yollarına taşlarını baştan diziyordu.
Gültan Kışanak dönemin Kürt kadın çalışmalarını aktarırken özellikle o dönem mücadele eden feminist örgütlere dair tespitlerini de samimiyetle paylaşıyor. Kadın ve ulus kimliği üzerinden kadın grupları arasında yaşanan çelişkileri detaylandırıyor. Feministlerin ulus kimliğine ve siyasi partilere olan mesafesiyle birlikte, Kürt kadınlarının baskın olan ulus kimliği kaygıları o dönem daha güçlü bir yan yana gelişin koşullarını zorlaştırmış olabilir mi sorusu, okuru düşündürecektir.

Kürt kadınlarının, özgürlük mücadelesi yolu 1994’te siyaset sahnesine çıkan HADEP’le devam ederken; merkezi kurullarda kendine yer bulamayan ancak yerellikte örgütlenmeleri her gün artan kadınların parti içindeki tabanı günden güne büyüyor. Bu döneme ilişkin Kışanak; yerelliklerin baskı ve inadıyla parti içinde kadın kitlesi olarak tarif edilen yapının yavaş yavaş kadın örgütüne dönüştüğünün altını çiziyor. 

İlçelerde kurulan kadın kolları yasal, sosyolojik ve örgütsel boyutta onlarca sorunu aşarak yoluna devam ederken, bu dönemde Kürt siyaseti özelinde en çok gündeme gelen mesele ise kadın kotası oluyor. Kışanak’ın kitabında geniş yer verdiği kota konusu, yerelliklerde örgütlenmeleri artan ancak parti merkezi kurullarında kadınların yönetici olmasının az rastlanır olduğu bu dönemde kadın gündemini parti merkezine taşıyor.

Yine kadınların ön açıcılığıyla kota Kürt siyasi parti geleneğinde ilk kez HADEP döneminde parti tüzüğüne giriyor ve partinin tüm kademelerinde uygulanmaya başlıyor. Salt kota uygulamanın da kadının sözünü güçlendirmediğinin altını çizen Gültan Kışanak, bu dönemde evden parti çalışması için izin alamayan kadınların ailelerini parti heyeti olarak ziyaret ettiklerini ve ailelerden kadınların parti çalışmasına katılmaları için izin aldıklarını da okurla paylaşıyor.

Kışanak, yine kronolojik sırayla 2002 genel seçimleri, 2007 seçimleri, DTP, BDP, HDP takvimlerine değiniyor… Her bir dönemi kendi özgünlükleriyle değerlendirirken, kadın mücadelesinin bugün geldiği noktayı dönemin koşullarından bağımsız ele almayarak da güçlü bir tasnif yapıyor.

Giriş kısmı boyunca ele alınan temel meseleler en başta “kadının siyasette özne olmak için niteliği var mıdır?’’ diye soran Kürt erkeklere odaklanıyor. Gültan Kışanak bu bağlamda partisindeki erkek yoldaşlarından da sözünü sakınmıyor. Bu satırlarda okurun, keşke bu soruyu soran sadece Kürt erkekleri olsaydı diye içinden geçireceği muhakkak… 
Evlatlıktan sevgililiğe, eşlikten anneliğe, kadının hayatının her alanında bir nitelik sınavına tabi tutulduğu ve toplumsal nitelik standartları el verdiğinde “iyi evlat”, “namuslu sevgili”, “sadık eş” ya da “cennetlik anne” olabildiği memleketimizde, siyasette de kadınlarda “çok özel nitelik’’ aranması muhtemelen okuru şaşırtmayacaktır.

Mektuplar kısmında sevgili Aysel Tuğluk, “Kadınların olmadığı alanda kadınlar için bir şey yapılmıyordu” derken, HDP Diyarbakır Milletvekili ve eski Derik Belediye Başkanı Çağla Demirel bu konuyu kendi mektubunda şöyle somutluyor:

“Belediyede (Derik) yüzü aşkın çalışandan sadece biri kadındı… Yıllarca kadınlara ait tuvaleti olmayan belediyede çalışmıştı. İlk iş olarak belediyede kadınlar için bir tuvalet yaptırdık. Erkekler yaptığımız birçok şey için ‘Hiç o yönlü düşünmemiştik’ diyorlardı. Öyle ya, kadınların da tuvalet ihtiyacı olduğunu düşünmek çok kolay değildi!”

“Kürt Siyasetinin Mor Rengi”, iki gövdesi olan tek bir ağaç gibi görülebilir. 

Birinci kısımda, Kışanak’ın önsöz ve detaylı giriş metniyle tarihsel-siyasal duruma odaklanılırken, ikinci kısımda kadın siyasetçilerin kendi mücadele alanlarından aktardıkları deneyimleri ve dost sohbetleri okurla mektup sahibini tanış edecek. 
Kitabı okuma süreci boyunca okur kafasında Gültan Kışanak’la kadın meclisleri modelini tartışırken, Figen Yüksekdağ eş başkanlık mevzusunu konuşmak üzere  onlara katılacak sanki…

Gültan Kışanak başta olmak üzere kitaba hayat veren; Aysel Tuğluk, Burcu Çelik Özkan, Çağlar Demirel, Diba Keskin, Dilek Hatipoğlu, Edibe Şahin, Evin Keve, Fatma Doğan, Figen Yüksekdağ, Gülser Yıldırım, Leyla Güven, Mukaddes Kubilay, Nurhayat Altun, Sara Kaya, Sadiye Süer Baran, Sebahat Tuncel, Selma Irmak, Servin Karakoç, Yıldız Çetin, Zeynep Han Bingöl ve Zeynep Sipçik’in kolektif emeği ile bir mücadele kültürü tarihe not düşülmüş, ortaya kıymetli bir ürün çıkarılmış…


“…Ölümün kol gezdiği ülkemde
sözün hükmü yok ki...
Sımsıkı sarıldım sadece
merdiven yaptık umudumuzu
sakladık barışı, gökkuşağına.
Saklambaç oynayan çocuklar 
bulsun diye...’’*
 
 *Gültan Kışanak, Silvan ablukasına karşı yaptığımız yolculuğun dönüşünde yazdığım satırlar notuyla, kitapta yer veriliyor.

KÜNYE: Gültan Kışanak, Kürt Siyasetinin Mor Rengi, Eylül 2018, Dipnot Yayınları, 310 Sayfa