'Kalem tutması gereken elleri kelepçeyle tanıştı'

“Savaşın lokumu olmaz” dedikleri için gözaltına alınan ve tutuklanan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin aileleri İstanbul Tabip Odası’nda basın açıklamasında bulundu. Aileler çocuklarının serbest bırakılmasını talep etti.



10-04-2018 14:18
İleri Haber

'Afrin lokumu' dağıtan gericilere tepki gösterdikleri için AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın hedef göstermesinin ardından gözaltına alınan ve tutuklanan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin aileleri bir araya geldi. İstanbul Tabip Odası'nda (İTO) basın açıklaması yapan ailelere çok sayıda siyasetçi ve  STK dayanışma gösterdi.

22 Mart günü sabah saatlerinde yurt ve evlere yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alınan ve 3 Nisan'da savcılığa çıkarılan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme sonucunda öğrencilerinden 9’u o gün “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanırken, 6 öğrenci adli kontrol talebiyle serbest bırakıldı. Tutuklamalardan iki gün sonra bir öğrenci daha arkadaşlarına destek verdiği gerekçesiyle tutuklandı.

Boğaziçili öğrencilerin tutuklanmasının ardından bir araya gelen aileler bugün (10 Nisan) İTO'da basın toplantısı düzenledi. Toplantıda tutuklu öğrenciler Esen Deniz Üstündağ’ın ablası Özlem Kösem, Yaren Tuncer’in annesi Özgür Tuncer ve Deniz Yılmaz’ın babası Bülent Nazım Yılmaz söz aldı.

Toplantıya DİSK Genel Başkanı Kani Beko, TTB Başkanı Raşit Tükel, KESK Eş genel Başkanı Aysun Gezen, HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Gençay Gürsoy, ANAP eski Genel Başkanı Nesrin Nas, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, TMMOB MMO Başkanı Battal Kılıç, İTO Sekreteri Samet Mengüç, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş, EMEP MYK üyesi Levent Tüzel, Halkevleri Eş Genel Başkanı Nuri Günay ve KHK ile ihraç edilen akademisyenler de katıldı.

‘KİMSENİN OKUMA ÖZGÜRLÜKLERİNİ ELLERİNDEN ALMAYA HAKLARI YOK’

Tutuklanan Boğaziçili Deniz Yılmaz’ın babası Bülent Nazım Yılmaz çocuklarının okuma özgürlüklerini ellerinden almaya kimsenin hakkının olmadığını ifade ederek, “Tutuklanan, soruşturmaya uğrayan çocuklarımızın geçmişlerinde büyük emekler, çabalar vardır. İlkokul dahil okudukları tüm okullarda büyük başarılar elde etmişlerdir. Hepsi Türkiye’nin, yaşadıkları şehirlerin en önemli okullarından mezun olmuşlardır. Yani hepsinin geçmişlerinde önemli başarılar vardır ve bu başarılarla Boğaziçi Üniversitesi’ne yerleşmişlerdir. Çocuklarımız üniversite sınavlarında büyük başarılara imza atarak Boğaziçi Üniversiteli olmuşlardır. O nedenle kimsenin çocuklarımızın okuma özgürlüklerini ellerinden almaya hakkı yoktur. Çünkü bu başarılar kimsenin lütfuyla gerçekleşmemiştir" diye konuştu.

‘BUNLAR BARIŞ İSTEYEN ÇOCUKLAR’

Yaren Tuncer’in annesi Özgür Tuncer de “Yavrumu her cana karşı duyarlı, toplumda yaşanan olaylara karşı duyarlı yetiştirdim. Bu çocuklar topluma karşı duyarlı çocuklar. Evlerinde özgürce konuşabildikleri için sokaklarda da düşüncelerini özgürce ifade edebileceklerini zanneden, din, dil ırk, vicdan ayrımı gözetmeyen çocuklar. Çocuğum henüz 18 yaşında hazırlık sınıfı öğrencisi. Fikirleri öğrenmeye çalışan çok mükemmel bir çocuk yetiştirdiğime inanıyorum. Bunlar barış isteyen çocuklar” ifadelerini kullandı.

'KALEM TUTMASI GEREKEN ELLERİ KELEPÇEYLE TANIŞTI’

Esen Deniz Üstündağ’ın ablası Özlem Kösem ise şöyle konuştu:

"Kardeşim 23 Mart tarihine kadar sıradan bir barınak gönüllüsüydü. Barınağa gidip onları besleyen bir öğrenciydi. Ama 23 Mart’tan bu yana kalem tutması gereken elleri şu anda kelepçeyle tanıştı. Ben hepsinin eğitim haklarına geri kavuşmasını ve şu anda oldukları cezaevlerinden bir an önce salıverilmelerini talep ediyorum. "

‘ÜNİVERSİTEYE DIŞARIDAN TECAVÜZ OLDU’

Ailelerin ardından Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Faruk Birtek söz aldı. Boğaziçi Üniversitesi için "Büyük acı çekiyor" diyen Birtek, tutuklanan ve gözaltına alınam öğrencilerden "terörist" olamayacağını belirtti. Birtek, şunları söyledi: "Bizim üniversitemize dışarıdan tecavüz olmuştur. Dünyanın dört üniversitesinde hocalık yaptım bunlar eşsiz çocuklar. İsmi geçen çocukların pırıl pırıl olduklarına eminim, onlardan terörist olamaz. 18 yaşındaki bir kızı videolarda resmi varmış diye alıp götürüyorlar. Bütün çocukların suçsuz olduğu ortaya çıkacak. Dershanede berabersek hapishanede de onlarla olmak istiyorum ben, dayanamıyorum. Eğitim hakkı ilk gündeme geldiğinde baş örtülü öğrenciler vardı ve girebildikleri tek üniversite Boğaziçi’ydi. Biz o dönem anayasal suç işledik. Ama bugün anayasada komünist öğrenci okula giremez diye bir şey yok, öğrencilere yapılan muameleye bakın. Bizim üniversitede her görüş istendiği şekilde ifade edilir. Tutuklanan öğrencilerden birini çok yakından tanıyordum. İsmi Noyan'dı. Noyan derse takım elbise ile gelen, herkese saygılı olan, barış isteyen bir öğrenciydi. Karıncayı bile incitmezdi."

‘KİMDİR BU GENÇLER?’

Bülent Nazım Yılmaz'ın okuduğu basın açıklamasında şunlar kaydedildi:

Kimdir bu gençler?

Öncelikle hedefleri olan kişilerdir. Bilim insanı olmayı, yazar olmayı, sanatçı olmayı, iyi bir eğitimci olmayı hedeflemişler ve bu yolda da önemli mesafeler katetmişlerdir.

Bu yolculukta sorgulayıcı olmayı, insanlıktan, iyilikten, güzelliklerden, barıştan yana tavır almayı öğrenmişlerdir. O nedenle kimse çocuklarımızın bir yerlerden emirler alarak kendilerini ifade ettiklerini iddia edemez. 

Çocuklarımızın arkasında yanında örgüt arayanlar edebiyat, çevre, çeviri, folklor,bilim kulüplerine, matematik topluluğuna bakabilirler, çocuklarımızı oralarda görebilirler.

Kimdir bu gençler?

Gitar çalan, resim heykel yapmayı becerebilen, ülkemizin ve dünyanın tarihine, kültürlerine vakıf bireylerdir.

Bu çocuklar sokak kedisini tekmeleyen değil tam tersine üç ayaklı sakat bırakılmış bir köpeği evine alıp onun yaşaması için mücadele edendir.

Değerli Basın Çalışanları;

Çocuklarımızın yaklaşık yirmi gündür eğitim hakları ellerinden alınmıştır. Hiçbir hukuksal gerçekliğe dayanmayan, kanıttan yoksun bir şekilde Bakırköy ve Silivri Cezaevlerinde tutulmaktadırlar.

Oysa Anayasa’nın 42. maddesi kimsenin eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamayacağını çok açık olarak ifade etmektedir. 

‘ÇOCUKLARIMIZIN YERİ CEZAEVLERİ DEĞİL BOĞAZİÇİ KAMPÜSÜDÜR’

Çocuklarımızın yeri Bakırköy, Silivri cezaevi değil Boğaziçi Üniversitesi’nin kampüsüdür.

Bizler tutuklu, yargılanan, haklarında soruşturmalar yürütülen Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin aileleri olarak iyilikten, güzellikten, barıştan, aydınlık Türkiye’den yana tüm halkımızı çocuklarımızın eğitim ve öğrenim hakkını savunmaya, üniversite özgürlüğünden yana öğretim üyelerini ve öğrencileri bu gençlerle dayanışmaya, çocuklarımızı ve Boğaziçi Üniversitesi’ni hedef gösterenleri özür dilemeye davet ediyoruz.

Aileler olarak çocuklarımıza uygulan bu hukuksuzluğa acilen son verilmesini ve çocuklarımızın serbest bırakılmasını, haklarında yürütülen soruşturmaların durdurulmasını talep ediyoruz."