‘İyilik anları’ndan kalanlar…

Bilge Karasu ile Mustafa Arslantunalı’nın 1992 yılı ilkbaharında uzun uzun konuşmak, konuşulanları yazıya dökmek için yaptığı bu söyleşiler, belli aralıklarla devam etmiş. Fakat kimi zaman Arslantunalı’nın zaman yaratamaması kimi zamansa Karasu’nun “iyilik anları”nın gelmemesi nedeniyle sekteye uğrasa da kayda değer bir yol kat edilmiş. “Yenilik”, “Yazmak”, “Batı”, “Yalınlık”, “Felsefe”, “Musiki-yazı-resim”, “Yazmak”, “Dil”, “Aşk-Korku”, “Okumak” ve “Çeviri” gibi on başlıktan oluşan konuşmalar, bugün hâlâ tartıştığımız, konuştuğumuz ve hatta kimi zaman uzlaşamadığımız noktalara değiniyor.



18-06-2017 11:49
Merve Akıncı Almaz

“Kendim olmak, başka bir şey değil ki,

çünkü onun dışında, onun ötesinde bir kendimlik yok ki,

kendimlik burada söylediğimde, yazdığımda, yaptığımda.”

 

Kırmızı Kedi Yayınları’nın Enis Batur danışmanlığında hazırladığı Turuncu Kitaplar serisinin beşinci kitabı Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir Haziran ayında yayımlandı. Mustafa Arslantunalı’nın Bilge Karasu’yla yaptığı söyleşiden seçmelerle hazırlanan kitap, hem Karasu’ya daha yakından bakma olanağı sağlıyor hem de onun okumak, yazmak, edebiyat, sanat ve felsefe üzerine düşünceleriyle farklı bakış açıları sunuyor.

Bilge Karasu ile Mustafa Arslantunalı’nın 1992 yılı ilkbaharında uzun uzun konuşmak, konuşulanları yazıya dökmek için yaptığı bu söyleşiler, belli aralıklarla devam etmiş. Fakat kimi zaman Arslantunalı’nın zaman yaratamaması kimi zamansa Karasu’nun “iyilik anları”nın gelmemesi nedeniyle sekteye uğrasa da kayda değer bir yol kat edilmiş. Bu kitap elbette bu söyleşilerin hepsini barındırmıyor. Ancak yine de Karasu’nun, yazmaya değer bulmasa da konuşmaya değer bulduğu pek çok konunun özü yer alıyor. Bu nedenle de hem Karasu’ya biraz daha yaklaşmak hem de onun sanat ve düşünce dünyasına eğilmek için küçük de olsa etkili bir kaynak.

“Yenilik”, “Yazmak”, “Batı”, “Yalınlık”, “Felsefe”, “Musiki-yazı-resim”, “Yazmak”, “Dil”, “Aşk-Korku”, “Okumak” ve “Çeviri” gibi on başlıktan oluşan konuşmalar, bugün hâlâ tartıştığımız, konuştuğumuz ve hatta kimi zaman uzlaşamadığımız noktalara değiniyor. Arslantunalı doğru yer, doğru zamanda doğru soruları soruyor belli ki; Karasu ise kâh gülerek kâh kendi içinde ve kimi zaman kendisiyle de tartışarak yanıtlamaya çalışıyor ne sorulduysa. Kendi lügatinden sözcüklerle, duru ve akıcı diliyle, konuşmasıyla elbette.

Her bölüm kendi içinde ayrı bir tartışma konusu olsa bile Karasu’nun en dikkat çektiği noktalar dil, çeviri ve yazmak üzerine. Onun için hepsi ayrı ayrı bir yer işgal ediyor zihninde, hepsi için ayrı bir dünya kuruyor. Öneminden nasıl yapılacağına, kullanılacağına ya da oluşturulacağına kadar pek çok düşüncesini içeriyor kitap. Bu açıdan özellikle de yazmakla ve okumakla hemhal kişiler için bir yol gösterici denebilir. Bir yerden başlamak adına iyi sorular ve sorgulamalar.

Elbette tüm bu düşüncelerin ana kaynağı esasen Karasu’nun kendi metinleri. Onun kendi evrenlerine, kurgularına, dil tasarımlarına ulaşmadan bu kitap hayli eksik ve bağlamdan kopuk görünebilir. Oysa Karasu metinlerinden sonra ele alındığında belki metinlerinin, yazın dünyasına bakış açısının bir özeti olarak değerlendirilebilir, okuyanda daha farklı izlekler ya da düşünceler oluşturabilir. Bu nedenle “Karasu’ya Giriş 101” kıvamında bir kitap olarak, biraz da kolaycılıkla, bu kitaba eğilmek isteyenler için ne yazık ki pek doğru bir adres olmayacaktır.

Cep kitap olarak tasarlanan kitap doyurucu da olmuyor bir yandan, tam keyfine varacağınız sırada bitiveriyor, tatmin olmadık pek çok nokta kalıyor aklınızda; nitekim Arslantunalı’da daha derya deniz bir kaynak bulunduğunu, elimizdekinin bunun özeti bile olamayacak kısalıkta ve boyutta olmasını da kıskanıyor insan. Kim bilir, belki bir gün bir nehir söyleşi çıkar karşımıza, o zaman zihnimizde yer eden boşlukları doldurma fırsatı buluruz belki.

SÖYLEŞİDEN SEÇMELER

“Doğrusu ben, ‘yeni olsun’ diye uğraşıyor değilim. Bir şeyi nasıl yazacağım diye düşünürüm. (…) Bulmaca olsun diye uğraşmam, ama okurlarım da artık herhalde bana da bir parçacık alışmış olsalar gerek.” (s.25-27)

“Ekonomik tutum değişin şey, olsa olsa… çok fazla konuşmaktan çekindiğim, yazarken de gereksiz bulduğumu yazmamağa çalıştığım içindir. Gereksiz buluyorumu nasıl anlatmalı? Oraya konan sözcüğün, oraya konmuş olan sözcük örüntülerinin iletmek istediğime zaten yettiğini düşündüğüm için belki de. Şöyle bir şey söylenebilir belki: Okurun çok dikkatli olmasını gerektiren bir şeyler yazıyorum.” (s.31)

“(…) her kişi, bir başkasıdır. İnsan tek başına kaç kişi olabilirse o kadar oluyor.” (s.33)

“Mesela pek çok insanda, anladığım kadarıyla yazı başka işlerin yanı sıra yürüyebilen bir iş. Yazıyı ben öyle düşünmedim, hâlâ da düşünmüyorum. Bir not, yazılı bir not, ne olursa olsun, tek başına durabilecek bir şey değil benim için. Yani yazı her zaman belli bir yapının hazırlık çalışmasıdır ya da düpedüz çalışmasıdır.” (s.41)

“Ne kadar çok okursak, ne kadar çok konuşursak, ‘iletişirsek’ o kadar iyi olacakmış gibi geliyor insanlara. Ama iletişim başlı başına bir amaç değil, iletişim olsa olsa, ötekinde kendini, kendinde ötekini görebilmek. Ötekinin aracılığıyla, ötekinin yardımıyla bir anlamda kendi kendini anlamak, kendi kendini kurmak.” (s.57)


KÜNYE: Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir,  Bilge Karasu, Söyleşi: Mustafa Arslantunalı, Kırmızı Kedi Yayınları, Haziran 2017, 68 sayfa.