İstanbul'a geri dönen Rumlar: 'Ayrıldığım günü dün gibi hatırlıyorum'

Rum Cemaat Vakıfları Destekleme Derneği’nin verilerine göre, 10 yılda 200 civarında İstanbullu Rum geri döndü.



15-10-2017 09:30

1955 yılındaki 6-7 Eylül olayları, 1964 sürgünü ve en son 1974’teki Kıbrıs olaylarıyla İstanbullu Rumlar evlerini kapatıp gitmeye mecbur bırakıldı. Bu tarihlerden itibaren 2 bin kişiye kadar gerileyen Rum nüfusu, son 10 yılda 200-300 Rum’un İstanbul'a dönmesi ile canlandı. Daha önce neredeyse hiç dönüşün olmadığını aktaran Rum Cemaat Vakıfları Destekleme Derneği Başkanı Andon Parizyanos, "Rakam abartılmamalı" dedi: "Gelen 200 kişi, 2 binlik bir nüfus için iyi görünebilir ama 150 bin kişiyle karşılaştırıldığında çok az.” Dönüşlerin geçen yılbaşında gerçekleşen Reina saldırısından sonra yeniden durma noktasına geldiğini de aktaran Parizyanos, “Çekinmeyin, gelin’ diyoruz. Devletin de dönmek isteyenlere kolaylık göstermesi gerekiyor” diye konuştu.

"BİR GÜN BİLE GİTMEMİŞ GİBİ"

Hürriyet'ten Zeynep Bilgehan'ın haberine göre; İstanbul'a geri dönen Rumlar'dan biri, Kostas Sinodinos, “Annemle babam da çok genç hayatını kaybetti. Geriye sadece doğum yerim kaldı. İki sene önce temelli İstanbul’a döndüm” diyor. Sinodinos 40 yıl önce İstanbul’dan ayrıldığı günü dün gibi hatırladığını gözleri dolarak anlatıyor: “Babamın marangoz dükkanı vardı. Çoğu arkadaşım Türktü. Çok mutluydum. Çocukluk rüyalarım vardı. 1976’da bir gün ‘Gidiyoruz’ dediler. ‘Nasıl gidiyoruz? Bizim yerimiz burası!’ dedim. Bütün arkadaşlarımı ve rüyalarımı bıraktım. Beni Atina’ya götürdüler. Hiçbir zaman alışmadım. Kalbim, ruhum, aklım daima, her gün buradaydı.” Sinodinos İstanbul’a nasıl döndüğü sorusunu ise şöyle cevaplıyor: “Hayat karşınıza zor durumlar çıkardığında akla anne ve babamız gelir. Annemle babam da çok genç hayatını kaybetti. Geriye sadece doğum yerim kaldı. İki sene önce temelli İstanbul’a döndüm. Uçaktan inince sanki bir gün bile ayrılmamış gibi hissettim.” 

Sinodinos şimdi babası ve dedesinin de gittiği Yeniköy’deki ufak kilisenin bakım işiyle uğraşıyor.

"BURADA ÖLMEK İSTİYORUM"

Yakın zamanda dönenlerden biri Niko Yanarak, 1956’da Beyoğlu Tarlabaşı’nda doğdu. Çocukluğu babasının dükkanının olduğu Nevizade sokaklarında geçti. 1970’te babasının hayatını kaybetmesiyle annesi Yanaraki ve kardeşini de alarak Atina’ya gitti. Yanaraki 15 yaşındayken çok sevdiği İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldığını anlatıyor: 

“Senelerce Atina’da kaldım ama hiç alışamadım. Ruhum hep İstanbul’daydı. Türkiye’de askerliğimi yapmayınca vatandaşlığım düştü. 15 yıl gelemedim. Atina’da eski Rumlardan oluşan grubumuzla her hafta buluşup sadece İstanbul’u konuşurduk. Yunan vatandaşı olduktan sonra turist olarak geldim. 38 senelik eşim de Rum. İki çocuğumuzu her sene İstanbul’a getirdik. İstanbul aşkımızı onlara da devrettik. Hep burayı düşündüm, hep geri gelmek istedim.” Yanaraki, 40 yılın sonunda, iki yıl önce İstanbul’a döndü: “Çocukluk ruhumu buldum. Çok mutluyum. Burada yaşamak ve burada ölmek istiyorum. İstanbul’un havası beni çok etkiliyor. Tarlabaşı ve Burgaz’da yürürken uçtuğumu zannediyorum.”

"6-7 EYLÜL'DE BABAMIN DÜKKANINI HARAP ETTİLER"

Yanaraki, "Aradığınız İstanbul’u buldunuz mu?" sorusunu şöyle cevaplıyor: “Benim İstanbulum Beyoğlu ve Kurtuluş’tu. Şimdi çok büyümüş. Beylikdüzü’ne gittim, uzayda olduğumu zannettim. Nevizade’de yalnızca bir lokanta vardı. Şimdi bütün yol lokanta olmuş. Değişimi hoşgörüyorum.” Nevizade’de eskiden babasının dükkanı şimdi ise lokanta olan yeri gören Yanaraki gözleri dolarak anlatıyor: “Rahmetli babamın dükkanını 6-7 Eylül’de harap ettiler. Çok üzülmüştü ama dükkanını yeniden yaptı ve anahtarlarını da karşı dükkandaki Türk arkadaşına verdi. En sevdiği komşusu Necati Bey’di. 1964’te buralarda 10 binadan 8’inde Rumlar kalıyordu. Yavaş yavaş azaldılar. Şeker Bayramı’nda Türk komşulara giderdik. Türk komşular da Paskalya’da bize gelirdi. Onlar şimdi yok ama insanlar hâlâ sıcak. Haftada bir eski evime giderim. Komşumla çay içerim. Zoğrafyon Lisesi’nde okudum. Benim dönemimde 500 öğrenci vardı. Şimdi 50’ye düşmüş” diye anlatıyor.

"ARTIK ZAMANLAR BAŞKA"

Dimitris Milonas ise İstanbul’da yaşayan ikinci jenerasyon Rumlardan... Annesi Fener’de doğmuş. Milonas hikâyesini şöyle anlatıyor: “Annem 1952’de, Yunanistan’da babamla evlenerek taşındı. Ailemin geri kalanı da 1974’te Selanik’e göç etti. Özel bir sorun yaşamamışlardı ama kendilerini güvende hissetmiyorlardı. Onlar taşındıktan sonra bu başkentin bize tamamen kapandığını düşünmüştüm ama üç yıl önce kendimi İstanbul’da buldum. En büyük sebep Yunanistan’daki ekonomik krizdi. Burada bir Yunan şirketinde genel müdür olarak görev yapıyorum.” Milonas, ailesinin tepkisini şöyle anlatıyor: “Kötü anıları olanlar güvenliğimden endişelendi. Bense onları ‘Artık zaman başka’ diye telkin ettim ve buradayım...” Milonas’ın 87 yaşındaki annesi de oğlu vesilesiyle yıllar sonra yeniden İstanbul’a gelmiş: “Annemden 1948’lerin İstanbul’unu anlatmasını istedim. Bu hikâyeler Beyoğlu, Bakırköy ve Arnavutköy gibi merkezlerde geçiyor. Şimdi bambaşka bir İstanbul var. Anneme ‘Sen İstanbullu musun?’ diye takılıyoruz. Şimdiki İstanbul ve toplum onların bildiğinden çok farklı.”