İSİG Raporu: 2016 yılının ilk yedi ayında en az 253 ‘yaşlı’ işçi yaşamını yitirdi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, bir rapor yayımlayarak 2016 yılının ilk 7 ayında en az 253 'yaşlı' işçinin iş cinayetinde hayatını kaybettiğini açıkladı.



18-08-2016 16:40

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), bir rapor yayımlayarak 2016 yılının ilk 7 ayında en az 253 'yaşlı' işçinin iş cinayetinde hayatını kaybettiğini açıkladı.

İSİG tarafından yayımlanan rapor iki bölümden oluşurken, giriş kısmında 'mezarda emeklilik sürecine ve bireysel emeklilik sisteminin ne anlama geldiğine' değinilirken, raporun ikinci kısımda ise ‘yaşlı’ işçi ölümlerini grafikler yardımıyla tasnif edilerek sosyal güvenlikte emeklilik kriterlerinin nasıl belirlenmesi gerektiği açıklandı.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporunun tamamı şöyle:

"ADIM ADIM MEZARDA EMEKLİLİĞE

Türkiye’de emeklilik yaşı farklı statülere ve farklı koşullara göre kanunla belirlenmişti, emekli olma yaşı daha düşüktü. Ancak 1999 yılında yapılan değişiklikler ve sonrasında 2008 yılında yürürlüğe giren SSGSS Yasası ile birlikte emekli olabilme yaşı ve prim ödeme gün sayısı kademe kademe (nihai olarak 65 yaş ve 9000 prim günü) yükseltildi. 

Bu uygulamaya karşı emek hareketi merkezi olarak 1999’da yüzbinlerce işçinin katıldığı bir miting ile karşı çıkmış ancak gerisi gelmemiştir. 2007-2008 yıllarında ise yerellerde oluşturulan Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformları ile bir mücadele ivmesi yakalansa ve süreç yasanın TBMM’den çıkacağı gün TBMM’yi kuşatma adımını atmaya gitse de emek hareketinin iç tartışmaları sonrası sönümlenmiştir.

Bu gelişmeler sonrası bugün yaşanan durum şudur: Hemen her gün haberlerde emekli olduğu halde çalışan, emeklilik yaşını beklediği için çalışmak zorunda kalan ve emekli olma hakkını sigortasız çalıştığı ya da sigortası düzenli yatırılmadığı için kazanamayan işçilerin çalışırken yaşamını yitirmesi…

Devlet ‘mezarda emekliliği’ adım adım ördü. Bazı açıklamalara bakalım. 

Şimdiki Tarım bir evvelki Çalışma Bakanı Faruk Çelik 2013 yılının Aralık ayında yaptığı konuşmada devletin görüşünü ifade ediyordu: “Prim günümüzü doldurduk beklememiz gerekiyor, yaşı beklemeden iki yıl erken emekli edebilir misiniz diyorlar. Emeklilik yaşı dünyada 60-65 iken, Türkiye’de 44-49 yaşta emekli olursanız, daha erken emekli olma talebi birey olarak haklı bulunabilir. Ama ülke sorumluluğunu taşıyorsanız sosyal güvenlik alanında popülist bir politika izlememeniz gerekiyor. Biz yaş bekleyenlerle ilgili düzenleme yaparsak torunların bu konuda ‘ah’ edeceğine inanıyoruz...”

Şimdiki Çalışma Bakanı Süleyman Soylu da bu yıl Temmuz ayının başında yaptığı açıklamada bu bakış açısını pekiştiriyor:“Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili bir düzenleme yaptığımız andan itibaren, bugün itibarıyla söylüyorum, 1 milyon 700 bin kişiyi emekli yapmak zorundayız… Bizim böyle bir gücümüzün olmadığını söylemek istiyorum sadece. Bunu sürdürülebilir bir hale getiremeyiz… Sosyal güvenlik sistemimizin sürdürülebilirliği esastır. Emeklilikte ne kadar yaşa takılan var diye merak ederseniz, onu da söyleyeyim, 7 milyon 100 bin kişi. Bu süreç içerisinde peyderpey yaşı geldiğinde emeklilikte yaşa takılanlar... O zaman bizim sosyal güvenlik reformunun tamamen rafa kaldırılması ve tamamen geçmiş dönemlerde yaşadığımız emeklilikle ilgili sürecin Türkiye'de tekrar yaşanması ve gelir, gider dengemizin tamamen altüst olmasını getirebilecek bir sonuçtur.”

Dünyada kişi başına milli geliri 30-40 bin dolar seviyesinde olan ülkelerin emeklilik yaşını 67-70’e çıkardıklarına işaret eden Soylu,“Bizden daha rahatlar, kişi başı gelir seviyeleri bizden daha yüksek ve sürekli emeklilik yaşını yükseltiyorlar. Sisteme erken emekliliği koyduğumuz andan itibaren bunu sürdürülebilir kılamayacağımızı bir kere daha üzülerek ifade etmek istiyorum…”

Bugün fiilen hayata geçirilen Ulusal İstihdam Strateji Belgesi’nde de yaşlılığın ‘üretken olma-kaynak tüketimi’ düzleminde değerlendirildiğini görüyoruz: “Türkiye’de sosyal harcamalardan üretken olmayan yaşlı gruplara daha fazla kaynak ayrıldığı dikkati çekmektedir…”

Yine geçtiğimiz yıllarda sermayenin ana lokomotifi olan Koç Grubu’ndan emekli olup Akkök Holding’in yönetim kurulunda görev alan Mehmet Ali Berkman’ın açıklamaları da sermayenin emekliliğe bakışının özeti olmuştur: “60 yaşa dünya artık orta yaş diye bakıyor… Klasik olarak bilirsiniz, denir ki insanlar hobilerini geliştirmeliler ki emekli olunca boşluğa düşmesinler. Ben hobiyle hayatın geçeceğine inanmıyorum. Golf oynamak, yelken yapmak mümkün ama bunlar tüm vaktinizi almaz ki… Türkiye’nin kaynak israfına tahammülü yok… Hayat gezme tozmayla geçmiyor...” 

İşçilerin emeklilik hakkına karşı bir ‘toplumsal mutabakat’ mezarda emeklilik uygulamasının hayata geçirilmesi ve ideolojisinin oluşturulması adımlarıyla sağlanmış zaten… Şimdiki adımın adı ise bireysel emeklilik sistemi…

BİREYSEL EMEKLİLİK KOCA BİR YALAN

Gündelik hayatın diliyle düşünelim. Bu yasa emekçilere bir ‘emeklilik’ modeli olarak yutturulmaya çalışılıyor. Oysa 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen yasanın tam adı “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”,  aslen birkaç şirketin yöneteceği bir fon sistemi ve özü ‘tasarruf yap’! anlayışı… 

Devlet ve sermaye şöyle diyor: Ülkemizde ücretler malum çok yüksek! Asgari ücret 1300 TL. İşçiler yeme, içme, barınma, ulaşım vb. temel giderlerini harcadıktan sonra kalan! paralarını çarçur ediyorlar. İşçiler paralarını çarçur etmesin ve tasarruf yapsın. Bu paralar özel şirketlerin yönetimindeki bir fonda toplansın.

Başka nasıl ifade edelim bilemedik. Aylar boyu çıkardığımız ‘Asgaride Yaşayanlar’ raporunda işçi ailelerinin çok çalıştığını ve az ücret aldığını, geçinemediğini, borç batağında olduğunu ve sosyal yardımlarla ayakta kalmaya çalıştığını belirtmiştik. Her gün çevremizde, gazetelerde ya da televizyonlarda geçim sorunu kaynaklı yaşanan faciaları biliyoruz. Soruyoruz: Biz daha geçinemezken nasıl tasarruf edelim?

Diğer yandan bu yasa bir sosyal güvenceyi esas alan bir emeklilik sistemi değil, emekçilerin ‘yapabilirse’ tasarruflarının birkaç özel şirket tarafından yıllarca kullanılması, yine devletten yüzde 25 oranında kaynak (bizim paralarımız) transferidir. Eğer toplu bir para olursa -ki bu da aldığımız ücretler dikkate alındığında çok cüzi bir miktar- ve bu parayı emekli maaşı olarak istersek ‘ne kadar zaman maaş bağlansın?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Yani ‘yaşamımıza bir süre biçme zorunluluğu’ getiriliyor. Belirlediğimiz sürede de aylık ‘ilköğretim öğrencisi’ harçlığına denk bir düzeyde maaş alabiliyoruz… 

Son olarak, bireysel emeklilik sistemi tartışması bir bütün olarak sosyal güvenlik sistemini sorgulamayı gerekmektedir…

TÜRKİYE'DE HER GEÇEN GÜN 'YAŞLI İŞÇİLER DAHA FAZLA İŞ CİNAYETİNE MARUZ KALIYOR

Türkiye’de devlet kurumlarının emekli işçi ölümleri gibi bir çalışması olmamıştır. Oysa hemen her gün haberlerde emekli olduğu halde çalışan, emeklilik yaşını beklediği için çalışmak zorunda kalan ve emekli olma hakkını sigortasız çalıştığı ya da sigortası düzenli yatırılmadığı için kazanamayan işçilerin çalışırken yaşamını yitirdiğini öğreniyoruz.

İSİG Meclisi bütün bu gerçekliğin bilinciyle her işkoluna, mesleğe, cinsiyete ve her kişiye özgü emeklilik yaşının belirlenmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak bir ‘genelleme’ yapabilmek için Türkiye toplumunda hastalıkların ve yıpranmanın ortaya çıktığı 50 yaş üstünü emeklilik yaşı olarak belirlemiştir. (Emeklilerin/yaşlıların üretim içinde-dışında kalması tartışması ayrı bir yazı konusudur.)

Yıllara göre ‘yaşlı’ işçi ölümlerinde hızlı bir artış gözlemliyoruz. 2016 yılında da aynı durum devam ediyor. Genel iş cinayetlerine göre düşündüğümüzde de yüzde 18-20 oranı civarında ‘yaşlı’ işçiler iş cinayetlerinde yaşamlarını yitiriyorlar ki bu durum şu anki sosyal güvenlik sisteminin bir aynası…

İstihdam biçimlerine baktığımızda ‘yaşlı’ işçi ölümlerinin 1/3’ü çiftçi ve esnaf, 2/3’ü ise işçi ve memur statüsünde çalışıyor. Karşılıklı olarak istihdamın değiştiğini söyleyebiliriz. Çiftçilik yapıp geçinemeyen ve işçi ordusuna katılanlar olduğu gibi emekli olduktan sonra geçinemeyip esnaflığa başlayan işçilerin olması gibi…

Yoksulluk ve yasal düzenlemelerle emeklilik hakkının fiilen ortadan kaldırılması yaşlı işçileri güvencesiz çalışma koşullarına itmiş ve güvencesiz işçi havuzunun önemli bir kaynağı haline getirmiştir. 

Yaşlı işçiler önemli bir oranda tarımda istihdam edilmiştir. Bunun ilk biçimini küçük toprak sahipliği/çiftçilik, ikinci biçimini ise mevsimlik tarım işçiliği oluşturmuştur. Her iki biçimde de farklı nedenlerle de olsa ana sağlık sorunu sigortasız olma ve iş yolunda yaşamını yitirmedir.

Yaşlı işçilerin ikinci ana istihdamını inşaat ve taşımacılık işkolları oluşturmuştur. Sigortasız çalışmak ya da sigortanın düzensiz yatmasından dolayı bu sektörlerde emekli olmak zordur. Diğer yandan başka mesleklerden emekli olan/olamayan yaşlı işçiler vasıfsız işlerde çalışma imkânı vardır.

Yaşlı işçiler yine gözle görülür biçimde esnaf olarak çalışmaktalar. Küçük bir sermaye ile yapılan bu işlerde de Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) borçları sağlık hizmetini almakta önemli bir sorun oluşturmuştur.

Ezilme ve göçükler tarım ve inşaat işkolunda, trafik kazaları taşımacılık ve tarım işkolunda, düşmeler ise inşaat işkolunda sık rastlanan ‘yaşlı’ işçilerin iş cinayetleri nedenleridir. Ancak dikkat çeken husus bütün işkollarında çalışan ‘yaşlı’ işçileri ‘yatay’ olarak kesen neden olan kalp krizleridir. Her 5 ‘yaşlı’ işçiden 1’i çalışırken kalp krizi geçirerek yaşamlarını yitirmekte. Kalp krizinin nedeni ağır çalışma koşulları olduğu gibi bu durum belli bir yaşın üstünde olan işçilerin genel sağlığına dair ülkemizin hiçbir politikasının olmadığını da gözler önüne sermektedir…

Elimizdeki bilgilere göre ‘yaşlı’ işçi ölümlerinin toplumsal cinsiyet dağılımını yüzde 4 kadın ve yüzde 96 erkek işçiler oluşturmaktadır. Kadın işçi ölümlerinin genel iş cinayetleri içindeki oranı yüzde 7 iken burada bu oran daha düşüktür. Konu ayrıntılı olarak araştırılmalıdır…

Raporumuzun başında değindiğimiz bir husus vardı. Emeklilik yaşı kademeli olarak 65 yaşına çıkarıldı. Ancak bir husus da iş cinayetlerinde yaşamını yitiren yaşlı işçilerin 1/6’sının 65 yaş ve üzerinde olması. Yani ülkemizde yoksulluk ve sömürü düzeyi insanların emekli olmasına bile müsaade etmiyor…

‘Yaşlı’ işçi ölümlerinin yoğunlaştığı şehirlere bakarsak sanayileşen şehirlerin ön plana çıktığını görmekteyiz…

EMEKLİLİK HAKKIMIZ

Ülkemizde emekliliğin belirlenebilmesi için sormamız gereken bazı hususlar şunlardır: 

1- Yaşlılıkta ücrete ve sağlığa erişim var mı? 

2- Yaşam beklentisinin artışının kriteri nedir? Yani çalışanın ne iş yaptığı belirleyici değil midir? 

3- Eğitim durumu, meslek (sanayi işçileri özellikle madenciler fiziksel olarak en çok yıpranan işçilerdir), gelir ve varlık durumu (ev sahibi olmak, emekli maaşlarındaki farklılık, ek gelirin olup olmaması) nedir? 

4- Hastalıkları (kalp, ciğer, göz, hipertansiyon, şeker, prostat...) var mıdır? 

5- Sigara ve içki benzeri alışkanlıkların etkisi ne durumdadır? 

6- Düzenli sağlık kontrolü yaptırabiliyor mu? Sosyal ve psikolojik durumu nasıl? Yaşa bağlı refleks ve zihin zayıflamaları, yeterli dinlenme ve tatil, beslenme, barınma olanağı var mı? 

7- Ulaşım ve kent yaşamı nasıl etkiliyor? 

8- Peki, işveren ve yönetici pozisyonunda çalışanlarla işçileri aynı kefeye koyabilir misiniz?

İşçilerin belli bir çalışma yılından sonra emekli olma hakları vardır. Emeklilik işçilerin çalıştıkları işkoluna, mesleğe, toplumsal cinsiyetlerine ve kişisel sağlık durumlarına göre belirlenmelidir…"