İş mahkemelerinde zorunlu arabuluculuk: Parayı bulan arayı bulur

Dün yürürlüğe giren 'zorunlu arabuluculuk' uygulamasına göre, işyerinde haksızlığa uğrayanlar iş mahkemelerine doğrudan başvuramayacak. Böylece işçi bir hakkını daha para ödeyerek sağlayabilecek.



02-01-2018 12:09

Av. Mert Saraçoğlu

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen ‘zorunlu arabuluculuk’ uygulaması 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girerek uygulanmaya başlandı. Buna göre, iş mahkemelerine doğrudan başvurarak dava açabilme hakkı büyük oranda ortadan kaldırılmış oluyor.

Haksız yere işten çıkarılan veya kıdem tazminatı, ücret alacakları gibi parasal hakları gasp edilen bir işçi, bundan böyle hak ihlalini doğrudan mahkemeye götüremeyecek. ‘Dava şartı’ olarak görülen arabulucuya başvurma zorunluluğu ile işçi mağduriyetlerinin yargıya taşınmasının önüne yeni bir bariyer eklenmiş bulunuyor.

Arabuluculuk kurumu, diğer tüm dava türlerinde tarafların karşılıklı tercihine bırakılan bir uzlaşma yolu iken İş Mahkemelerinde görülecek davalar bakımından zorunlu tutulması dikkat çekici bir farklılığa işaret ediyor. Şöyle ki, karşı tarafla (işverenle) uzlaşma çabasına yönelip yönelmeme konusu işçinin özgür iradesiyle vereceği bir karar olmaktan çıkıyor. Çalışma hakkı haksız fesihle ortadan kaldırılmış veya tazminat, ücret alacakları ödenmeyerek yaşam hakkı doğrudan tehdide uğramış bir işçi kendi failiyle pazarlık masasına oturmaya mecbur ediliyor.

Adına ‘arabuluculuk’ denilen pazarlık masasındaki tarafların eşit olduğunu kim söyleyebilir? Masanın bir ucunda üç kuruşluk ücretinden, beş kuruşluk tazminat hakkından yoksun bırakılmış, yarın eve götüreceği ekmeğin kaygısını taşıyan işçi, öbür ucunda işgücü maliyetini en aza indirip kâr payını yükseltmeyi hedefleyen patron. Masanın üstünde duran ise işçinin yasalarca kabul görmüş tüm hakları ve güvenceleri. Bu masanın kazananı da, kaybedeni de en baştan belli değil mi?

Hakkını dava yoluyla aramak isteyen işçi asgari ücretinin en az yarısına ulaşan harç ve anavs bedeli ödemek zorundayken, arabulucuk kurumunun işçi lehine ve adil sonuçlar vermesi mümkün değildir. Üstelik dava süreci yargısal aksaklıklar ve yetersizlikler nedeniyle bu kadar ağır aksak işliyorken, işçinin boğazından geçecek bir lokmanın yarısını arabuluculuk masasında bırakmaya razı edileceğini öngörmek zor olmasa gerek.

Arabuluculuk düzenlemesinin gerekçesi olarak sunulan ‘dava yükü’ ve ‘uzun yargılama süreci’ gibi çarpıklıkların faturası bu uygulamayla bir kez daha işçiye kesiliyor. Sanki mahkemelerdeki dosya sayısının çokluğu ve bir türlü bitmeyen davalar emekçilerin kabahatiymiş gibi. İş Mahkemelerinde görülen davaların % 97’sinin işçi tarafça, geri kalan ancak % 3’ünün işveren tarafça açıldığı göz önüne alınacak olursa, çalışma yaşamındaki mağduriyetlerin hangisinden kaynaklandığı açıkça anlaşılıyor. Hak kayıplarını, hak ihlallerini engellemek için etkin ve caydırıcı önlemler alınması daha iyi bir fikir değil mi?

O halde kimin için ve ne için bu düzenleme?  Kamu düzeninden sorumlu olanlar işçilerin giderek ağırlaşmakta olan sorunlarına çare bulsun diye mi? 
Yoksa parayı bulan arayı bulsun diye mi?