‘İnsanın anayurdu çocukluğudur’

Gözünün önünde ailesi öldürülen bir çocuk, çocuk kalabilir mi gerçekten? O yetimhane, duvarlarına sinen kötülük, yemeğine kendini harç eden unutmak, her kötekte tene değen adaletsizlik, öldürücü bir hastalık gibi ciğere yapışan güvensizlik. Buydu işte çocukluk.

25-12-2016 08:08

Gökçesu Özgül

“Çocukluğu Olmayan Adamlar”, halkının savaş sebebiyle bir süre önce terk etmek zorunda kaldığı Halep’te, bir Ermeni yetimhanesinde geçiyor. Antranik Dzarugyan Diaspora edebiyatının önemli isimlerinden. Kitap pek çok dile çevrilmiş. Anlatılan hikâyeleri sarıp sarmalayan kapağını Agos’taki karikatürlerinden ve yakın zamanda açtığı resim sergilerinden tanıdığımız yetenekli sanatçı Aret Gıcır yapmış.

Kitabın yazarı Antranik Dzarugyan hemşehrimiz, bir Anadolulu. Annesi ile beraber, tehcir edilerek Sivas’tan Suriye’ye gelir ve yetimhaneye yerleştirilir. Yetimhanenin çocuklarının, yani Dzarugyan’a göre geleceğin “Çocukluğu Olmayan Adamları”nın önemli bir kısmı Anadolu’da doğmuştur. Yetimhanenin zalim yöneticisi, kötülük timsali Mayrig’le (Ermenice:Hanım, Hanımefendi), açlık ve salgın hastalıklarlarla geçen, nefretin hüküm sürdüğü yıllar kaplar çocukluklarını. Bitlenmeler, kavgalar, oyunlar, kıyasıya rekabet arasında boyları uzar, hasta düşer, dayak yerler. Dzarugyan pek çok şeyi yetimhanede öğrenir; cüzzamı, uçurtmaların yol göstericiliğini, insanın her türlü gaddarlığa açık olduğunu mesela. Bir başkasına üzülmeyi, acımayı kalplerine misafir etmez yetimhanenin çocukları. Buna rağmen aralarında sıkı bir bağ, sadakat vardır. Öyle ki Dzarugyan yetimhane yılları sonrasında edindiği ilk yakın arkadaşından bir hiç uğruna ilk güven darbesini yer. 

Çocuklukla ilgili pek çok söz söylenir. En bilineni Freud olmak üzere tezlerini, çocukluğun belli dönemleri üzerine kuruyor bilim insanları. Amado’nun da dediği gibi “insanın anayurdu çocukluğudur” belki de. “Aklımız fikrimiz cüssemiz değişip gelişse de içimizde tuttuğumuz şey, hiç değişmiyordu. Hayatımızın pusulası gibi yolumuzu da o tayin ediyordu. Kimi özlüyordu çocukluğunu, kimi eksik kalan sevgi ve şefkati ömür boyu arıyordu.” Bu sözler Dzarugyan’da kendini buluyor gerçekten. “Erken büyümek zorunda olmak” değildir kast ettiği; kelimenin tam anlamıyla çocuk olamamaktır. Acımamak, kendini bir başkasının yerine koyamamak ve en ufak acıyı derhal unutmak. Ölüm de dahil, başkalarının başına gelen kötü şeyleri unutmanın sıradanlaştığı bir dünyaya aittir onlar. Üstelik, gözünün önünde ailesi öldürülen bir çocuk, çocuk kalabilir mi gerçekten? O yetimhane, duvarlarına sinen kötülük, yemeğine kendini harç eden unutmak, her kötekte tene değen adaletsizlik, öldürücü bir hastalık gibi ciğere yapışan güvensizlik. Buydu işte çocukluk. Dzarugyan başkalarının hikâyesini anlattığı kadar anlatmaz kendisininkini. Ufak tefek kelimelerin, üzerinde pek de durulmayan anıların varlığından çıkarırız bunları. Hüzünlü bir sessizlik perdesinin arkasına saklar, belki kendisi de orada daha korunaklıdır.

Büyür; hayatının o ilk yıllarında yaşadığı sonsuz kederden hiç kurtulamayan bir adamdır artık. Kederinin en sivri ucu insanlara duyduğu güvensizliktir belki de. Çocukluğu olmayan adamlar hayata karşı yitirdikleri güven sebebiyle, onu yeniden kurmak için çabalamaz, mutlu eden yanını aramazlar. Huzurunu bozan çocukluğundan miras; kaygılı ruh hali, denizin yarenliği ile unutmaya çalıştığı yalnızlık, bir de yollara duyduğu tutku kalır. Dzarugyan hayat boyu kaçmak, terk etmek ister. Çocukluğundan, hayatın daha çocukken getirdiği gerçeklerden kaçar belki de. İnsan düşüncelerinden kurtulmak, unutmak, kendini yormak için mi gitmeye meyleder? Bir düzene dahil olmamak için mi?

“Çocukluğu Olmayan Adamlar”ın dünyasına girmek de zor, oradan ayrılmak da. Ne açlıkla, ne sefaletle ne de yetimlikle kolay başa çıkabiliyor insan. Yaşadıkları tüm acılar Dzarugyan’ın olağanüstü anlatımıyla bir kez daha karşımıza dikiliyor. İnsanın içini ezen, yazar Yervant Odyan’ın yetimhaneye yaptığı ziyarette, “Yetimler sizi çok seviyorum”dan fazlasını ona  söyletmeyen burukluk ve adaletsizlik hissi her satırda tekrar kıpırdanarak sağa sola savruluyor. Böylesi bir duygu yumağının içinde en kuvvetlisi  ise  çaresizlik… Bıçak yarayı açmış bir kere…


KÜNYE: Çocukluğu Olmayan Adamlar, Antranik Dzarugyan, Çeviri: Klemans Çelik (Zakaryan), Aras Yayıncılık, 2016, 224 sayfa.