İdlib’de neler oluyor?



12-10-2017 14:55
Serhan Kayır

2015 yılının Mart ayında Suriye ordusunun tamamen kontrolünden çıkan Idlib’te varılan çatışmasızlık anlaşmasıyla Suriye krizinde yeni bir dönem açılıyor. Rusya’nın Idlib ve Rakka’da, Suriye ordusunun kontrolü kaybetmesiyle birlikte başlayan askeri müdahalesi, Astana’da sürdürülen siyasi süreçle birlikte krizde şu ana kadar olumlu bir etki yaratıyor.

Krizin başladığı ilk günlerden bu yana Hatay sınırında bulunan İdlib hem yabancı militan akışı hemde silah akışı açısından önemli bir noktaydı. İdlib 2015 yılında ÖSO ve diğer cihatçı çetelerin neredeyse tamamının kurduğu bir ittifakla ele geçirildi. Suriye ordusunun Halep zaferinin ardından buradaki militanlar İdlib’e kaydırıldı. Kentin nüfusu neredeyse 4 milyona dayandı. Ancak zaman içerisinde İdlib’i ele geçiren ittifak dağıldı ve çeteler arası çatışmalar başladı. 

İdlib operasyonu sadece İdlib operasyonu mu?

Bu ittifakın dağılması ve iç çatışmaların temelinde Astana süreci ve Türkiye’nin değişken Suriye politikasının payı büyük. Suud-Katar-Türkiye üçlüsünün çözülmesi ve ABD-YPG işbirliği, Türkiye’nin Suriye politikalarında önemli değişikliklere neden oldu. Rusya’nın göz yumduğu, Suriye’nin yüksek perdeden ses çıkarmadığı “Fırat Kalkanı” operasyonu ile kendisine güney sınırında bir koridor açan Türkiye, YPG kontrolündeki Afrin ile kuzey Suriye’de YPG kontrolünde bulunan diğer şehirlerin bağlantısını kesti. Artık İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin(TSK) konuşlanmasıyla birlikte Afrin dört yönden TSK’nın topçu atışlarının menziline girmiş durumda. Her ne kadar İdlib çatışmasızlık anlaşmasının yegane özelliği İdlib’de huzurun sağlanması olsa da Türkiye, Afrin’i kuşatma ve YPG’yi buradan sürme arzusunu gizlemiyor. TSK’nın keşif operasyonlarının özellikle Afrin-Idlib sınırında yoğunlaştığını bölgeden gelen haberlerde görüyoruz. 

İdlib’in önemli bir kısmını elinde tutan Tahrir El Şam, El Nusra ile birlikte Astana sürecine katılmayan cihatçı çeteler ve Astana sürecine dahil olmak istemeyen Ahrarur Şam’dan ayrılan gruplardan oluşuyor. Astana sürecinde Türkiye’nin tek çatı altında toparladığı cihatçı gruplar ‘muhalefet’, bu çatıya katılmayan gruplar ise ‘terörist’ olarak tanımlanıyorlar. İdlib çatışmasızlık bölgesinin temel amacı Tahrir El Şam’ın etkisiz hale getirilerek bölgeden tasfiyesi ancak tamamen yok edilmedikleri sürece nereye tasfiye edilecekleri bir muamma. YPG’yi Afrin’den çıkarmak isteyen Türkiye’nin bu grupları Afrin’e doğru süpürmesi olasılık dahilinde fakat anlaşma uyarınca İdlib sınırları Rusya denetiminde olduğundan bunu Rusya’nın onayı olmadan yapması pek mümkün görünmüyor. 

Suriye hükümetinin Türkiye’nin askeri varlığına yaklaşımı nedir?

“Fırat Kalkanı” operasyonuyla ÖSO’ya Suriye’nin kuzeyinde önemli bir alan açan Türkiye, İdlib çatışmasızlık anlaşması ile bölgedeki askeri varlığına meşruiyet kazandırdığı düşüncesinde ancak geçtiğimiz günlerde Suriyeli milletvekili Muhammet Hayr El-Okkam Tesnim Haber’e verdiği röportajda “Türkiye’nin silahlı kişilerin garantörü olarak bu anlaşmaya dahil edilmesi, onların bu kişileri kontrol etmesi içindir ve Türkiye’nin bu anlaşmaya girmesi bizim onlara güvendiğimiz anlamına gelmemektedir” diyerek Suriye’nin Türkiye’nin varlığına karşı çekincelerini dile getirmiştir. 

Yine geçtiğimiz günlerde Suriyeli bir dışişleri yetkilisi SANA’ya yaptığı açıklamada, gerilimi azaltma bölgeleri anlaşması başta olmak üzere Astana görüşmelerinde sağlanan anlaşmalar ve imzalanan belgelerin, Suriye, Rusya ve İran hükümetleri arasında görüş alışverişi ve koordinasyon kapsamında hazırlandığını vurgulayarak Rusya ile İran’ın Suriye hükümetinin garantörleri olmaları temelinde Suriye’nin Rusya ve İran’ı yetkilendirdiğini belirtmiş ve anlaşmanın silahlı grupların garantörü olan Türkiye’de Erdoğan hükümetinin mevcut tutumundan cayması açısından bir fırsat teşkil ettiğinin altını çizmiştir. Bu iki açıklama Suriye hükümetinin Türkiye’ye karşı tutumunu özetlemek açısından önemlidir.

Astana sürecinden bahsederken sıkça Rusya-İran-Türkiye üçlüsünün adını zikrediyoruz ancak Suriye hükümetinin onayı olmadan hiçbir karar alınmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin İdlib’teki varlığı Suriye hükümetinin onayı ve bilgisi dahilinde olduğu gibi Cerablus’taki askeri varlığına meşruiyet kazandırmamaktadır. Ayrıca Türkiye Astana’da Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceğine dair bildiriye ve anlaşmaya imza atmıştır. Türkiye’nin son dönemlerde Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda gösterdiği hassasiyetin nedeni ise hepimizin malumu.

Öte yandan her ne kadar Türkiye, Astana’da imzalanan anlaşma gereğince İdlib’te faaliyetlerini sürdürse de kendi özel Suriye gündemi içinde çalışmalarına devam ediyor. İdlib’te Tahrir El Şam’a karşı tüm irili ufaklı grupları ÖSO çatısı altında toplayarak Suriye krizinde kendi gündemi için zaman ve alan kazanmaya çalışıyor. Zaman kazandıkça işlerin kendi lehine gelişeceğini öngören Türkiye süreçte siyasi rolünü genişletmeyi umut ediyor, yeniden inşa sürecindeki akçeli işlere olan ilgisini de unutmamak lazım ancak Suriye hükümeti defalarca kez yeniden inşa sürecinde kimlerin asla yer alamayacağını dile getirdi. 

Son olarak, yandaş medya her ne kadar mehter marşları eşliğinde fetih methiyeleri düzse de TSK, Astana’da imzalanan anlaşma ve Suriye hükümetinin onayıyla bölgede sükunet sağlandıktan sonra kenti Suriye ordusuna teslim etmek koşuluyla Suriye’nin en sorunlu bölgesi İdlib’e giriyor. Bölgedeki askeri varlığı hem Tahrir El Şam hem de YPG tarafından tehdit altında. Sürecin çatışmasız geçmesi mümkün değil ve Suriye’de ‘Esed’ yeniden Esad olurken sarayın mütecaviz Suriye politikasının sonucunda ne yazık ki yine söz konusu olan 20’li yaşlarındaki gençlerimizin hayatı.