Hayırcılar mı büyük CHP mi?

Türkiye tarihinin en şaibeli ve meşruiyeti sorgulanan seçim sürecini yaşıyoruz. Yaşıyoruz demek daha doğru çünkü bu referandum; öncesi, seçim günü ve sonrası ile bir süreç ve bu süreç hala devam ediyor.



22-04-2017 09:33
Baransel Ağca

AKP iktidarının, bu zamana kadar kazandığı her seçimde çeşitli illerden hile haberleri geliyor fakat sonuca etki etmeyecek düzeyde olması ve yaygın olmaması dolayısıyla seçim meşruiyetini sorgulatıcı bir boyuta ulaşmıyordu. Bu seçimdeyse; özellikle belirli bir bölgede oldukça yaygın bir biçimde hile yapıldığına dair yüzlerce kanıt elimizde bulunuyor.  Ancak bu yazı, referandumda yapılan hileleri sıralamak veya bu hilelere dair kanıtları ortaya dökmek için yazılmıyor. Bu zaten Hayır ve Ötesi, Oy ve Ötesi, CHP ve HDP milletvekilleri tarafından iyi bir şekilde yapılıyor. Yazının amacı; iyi yapılmayanları sıralamak ve yapılması gerekenlere dair ön açmak…

Seçim sonuçlarının açıklandığı gece ortada tek bir gerçek soru vardı; oyları alenen çalınan, demokratik hakkı gasp edilen milyonlar ne yapacak?

Burada belirleyici olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim gecesi yapacağı konuşmaydı. Bugün bile dalga konusu olan yumuşaklıkta ve seçimin meşruiyetini kıyısından köşesinden sorgulayan bir üslupla konuşmasını yapan Kılıçdaroğlu, seçim ertesi sürece dair en ufak bir yol haritası çizmedi. O gece öfkeli, hakkı çalınmış milyonların gırtlağında bir düğüm bırakan bu tavır, milletvekillerinin radikal çıkışlarıyla dengelenmeye çalışıldı. Genel Başkan “Böyle bir şey olabilir mi ya” çizgisindeyken, milletvekilleri seçim sonuçlarını tanımamaktan, YSK-AKP darbesinden bahsediyordu.

Bu belirsizlik halini dağıtan, Kadıköy ve Beşiktaş başta olmak üzere ertesi gün sokağa inen halk oldu. Sokağa çıkan insan sayısının beklenenden fazla olması ve yenilgi psikolojisinden çok öfkenin kitleye hakim olması CHP’ye etki etti. Milletvekillerinin üslubu daha da radikalleşirken Kılıçdaroğlu iki günün sonunda “seçimler gayrimeşrudur” diyebildi.

CHP’nin seçimi birinci ağızdan gayrimeşru ilan etmesi ve insanların sokağa olan yöneliminin artması AKP’yi tedirgin etti. Başta Cem Küçük olmak üzere AKP’li kalemler ve kurmaylar, kardeşlikten bahsetmeye başladılar.  AKP’nin, halkın sokağa inmesinden ve Gezi’inin hayaletinin hortlamasından korktuğu ortadaydı. AKP’li komplo teorisyenleri,  sokak eylemlerinin artmasının, AKP kitlesinin de sokağa inmesine ve sonrasından “darbeye zemin hazırlayacak” bir çatışma sürecinin başlamasına yol açabileceğini ve bunun önünün şimdiden kesilmesi gerektiğini yazmaya başladılar. Eski korkuları Gezi ve yeni korkuları darbe… Bu iki korku bundan sonraki AKP adımlarının temel belirleyeni olacak gibi görünüyor.

Peki biz ne yapacağız?

Oyuna sahip çıkan insanlar seçimin ertesi gününden itibaren her geçen gün artan bir sayıda sokaklara çıkıyor.  Sokağa çıkanlardan çok daha fazlası ise CHP’ye ve YSK’dan, AYM’den gelecek karara bakıyor. Doğal olarak şu süreçte kitlelerin sokağa inmesindeki en etkili faktör, CHP’nin açıklamaları oluyor. Sine-i millet açıklamasının hemen yarım saat sonra geri alınması, seçimdeki hileleri sokağa çıkarak protesto eden halka “YSK ve AYM sürecini bekleyin” denmesi; öfkeli ve bir adım atmayı bekleyen kitlelerde umutsuzluğa ve kabullenmeye yol açabilir. Bu da sokak eylemlerinin dozunu düşürebilir, AKP saldırmaya ve ileri çıkan toplumsal figürleri gözaltına almaya devam ederken CHP’nin kılını kıpırdatmaması bir özgüven kaybına yol açabilir. 

Gelinen noktada görünen o ki, CHP “halk AKP’yi devirmek istediğinde bir sonraki seçimlerde yine beni seçenek olarak görecek. Bana muhtaç” düşüncesiyle hareket ediyor. Bu tarihsel yanlışa ve ihanete karşı şu ana kadar içerden –sosyal medya dışında- basınç görmüyor. Kendi başına çabalayan samimi birkaç vekili bir kenara bırakırsak CHP şu an bir halk ayaklanmasının önünde takoz işlevi görüyor.

Peki toplumsal muhalefet ne yapmalı? Takozu yoldan çekmek için gerekli ittirme kuvvetini nasıl ve nereden bulacak?

İkinci günden itibaren sokağa çıkmaya başlayan halk kitleleri belki de artık daha doğru bir nokta olan CHP genel merkezi önünde tepkisini dile getirebilir. CHP hayır oylarının gücünü arkasına alıp etkili muhalefet mi yapacak yoksa harekete geçen kitlelerin önünde durmaya devam mı edecek? En azından bu sorulara kapalı kapılar ardında değil de kamuoyu önünde bir cevap bulabiliriz. Hiç değilse CHP’nin ölü taklidine son vermiş oluruz.

En önemli soru ise bundan sonra yola nasıl devam edileceği. Haziran Direnişi sonrasında ve referandum sürecinde gördük ki CHP, AKP’yi istemeyen toplumsal kesimlerin temsilciliğini üstlenmekte ve AKP’yi durduracak bir muhalefet hattını oluşturmakta yetersiz kalmıştır. Bu hattı oluşturmak ve rahatsız olan kesimleri belirli ilkeler etrafında bir araya getirmek için yeterli bir zemin oluştu. Bu zeminin katılımcı ve geniş muhalefet kesimlerini bir araya getiren bir şekilde kurulmasının önünde solun kendi alerjileri dışında bir engel bulunmuyor. Var olan birliktelikleri aşan, küçük hesapların geri plana itildiği ve halkın özneleştiği bir cepheyi yaratmanın tam zamanı. Türkiye solunun tarihi kaçan trenlerin tarihidir. Bu makûs talihi değiştirmek bugün tüm solcuların, komünistlerin ve sosyal demokratların elindedir. Durup kazandığımız seçimin, elimizden yitip gitmesine ve etkisiz muhalefetin, halkın enerjisini boşa akıtmasına göz mü yumacağız yoksa elimizi ve yüreğimizi taşın altına mı koyacağız?