Hayaller arasında: ‘Ayak İzlerinde Adımlar’

Cortazar’ın öykülerini sevebilmek için hissedebilmek gerekiyor önce; yazdıklarına alışabiliyorsanız gerisi kolay. Bu dünyanın hayallere tutunarak yaşayan insanları için kitabın sarsıntısını kolay atlatmak elde değil. Cortazar’a ait ne varsa “Ayak İzinde Adımlar”da da o var; bizi alışkın olduğumuz, kimi zaman puslu, kimi zaman aydınlık, bazen hayretler içinde bırakan dünyasında bir süre misafir edip zihnimize kazınıyor. Pek tekin adımlar vaat etmiyor bize ama, zaten biliyoruz ki “Bu bir pipo değildir.”



04-02-2018 00:51
Gökçesu Özgül

2016 yılının sonunda Can Yayınları sayesinde buluştuğumuz Cortazar’ın “Bütün Öyküleri” serisinin ikinci kitabı Ayak İzlerinde Adımlar kısa süre önce raflardaki yerini aldı. Beş ayrı bölümden oluşan eser, kimi daha önce yayımlanmış öyküler bir araya getirilerek hazırlanmış.

Ayak İzlerinde Adımlar sınırsız bir dünyanın kapılarını açıyor; içinden pek çok şeye yer var. Bazen Cortazar’a yaklaşmanın yolu kendi yarattığı imgeler dünyasına da yaklaşmaktan geçiyor.  Yazar bize çoğu defa noktalamak, akışı sonlandırmak için bile bir fırsat vermiyor. Bu yolda, yardımcı da olmadan, kendi halimize bırakıyor. Öykü, tüm duygularıyla, kahramanlarıyla, nesneleriyle havada asılı kalmaya, boşlukta sallanmaya devam etmekte; kafamızı ne zaman kaldırıp baksak orada durmaktalar. Belki de biz “o”nu anlayabildiğimiz, görebildiğimiz kadarıyla dahil olabiliyoruz. Hatta O ne kadar izin verirse o kadar. Bunları yaparken betimlemeleri bizi bir kız çocuğunun saç teline, duvarın oymasına, daktilonun tuşuna yerleştirecek kadar da kuvvetli.

Öyküler devam ettikçe Cortazar’ın fantastik edebiyat ile kol kola girip ilerlediği serüvenine tanıklık ediyoruz. Bir yandan da oldukça sert, dayanılması güç bir gerçekliğin yanında buluyoruz kendimizi. “Ayak İzlerinde Adımlarda Claudio Romero’nun yeryüzünde bıraktığı izlerin peşinden koşar gibi, gerçek neredeyse, hangi yoldan ilerlediyse oraya doğru sürükleniyoruz. “Liliana Ağlıyor"da ölümün soğuk nefesi, kaybediş ve endişe ablukasında kalıveriyoruz. Bir kez daha “gerçek, haplar gibi boyanmış muayenehane yalanlarından ya da damla damla damarlarıma girmekte olan pembe sıvıdan daha çok değer taşıyor.

Tıpkı çocuklar gibi, canı ne isterse onu yapan, nereden geldiğini bilmediğimiz “Silvia” tuhaf bir gizem duygusu ile içimizi tedirgin edip, kurmacanın ve çocuk olmanın özgürlüğü ile yüzleştiriyor bizi. Çoğu kez, satırlar sürüp giderken bizi sarıp sarmalayan da bu oluyor. Yazarın hayatı küçümser, alay eder yanları var; “Kronopların ve Meşhurların Hikayeleri”nde bir kez daha karşı karşıya kalıyoruz. Çok önemsediğimiz, ciddiye aldığımız şeyleri bir çırpıda tepe taklak eden nüktedan yanını anımsatıyor. “Talimatlar” sıradanlığımızdan, sadece tabi olduğumuz değil içimizde de yarattığımız esaretten bir parça taşıyor; o halde artık “ağlamanın doğru biçimine odaklanalım…”

Cortazar’ın öykülerini sevebilmek için hissedebilmek gerekiyor önce; yazdıklarına alışabiliyorsanız gerisi kolay. Bu dünyanın hayallere tutunarak yaşayan insanları için kitabın sarsıntısını kolay atlatmak elde değil. Cortazar’a ait ne varsa “Ayak İzlerinde Adımlar”da da o var; bizi alışkın olduğumuz, kimi zaman puslu, kimi zaman aydınlık, bazen hayretler içinde bırakan dünyasında bir süre misafir edip zihnimize kazınıyor. Pek tekin adımlar vaat etmiyor bize ama, zaten biliyoruz ki “Bu bir pipo değildir.[1]

 1] “Orada Ama Nerede Nasıl” öyküsünde de geçen, Belçikalı Ressam Rene Magritte’nin “İmgelerin İhaneti” adlı tablosunda yazan söz.


KÜNYE: Ayak İzlerinde Adımlar, Julio Cortazar, Çeviri: Süleyman Doğru, Can Yayınları, 2018, 656 sayfa.