Hangi tür tutsaksınız?

Esirliğin fiziksel tanımını yapabilirsiniz, Tutsaksınızdır, kapınız kilitli, pencere demirli, yiyecek kaşık kadar, su bir yudum. Peki düşüncel esaret. Başka bir kimlikle ne kadar dayanabilirsiniz? Sürekli ‘’Evet bugün yapacağım’’, deyip yapmayıp “Hayır, daha fazla dayanamam’’ deyip yine teyet geçtiğiniz, kendinizi ifade etmeyip/edemeyip günden güne artık sizi yönlendirenlerin esiri olmaz mısınız?



09-04-2017 10:25
Özgül Demir

İki yazarlı kitapların çoğunda zeka ve incelik kendini özel olarak gösterir. İki kere düşünülmüş, iki kere hesaplanmış olduğu bellidir.  Fransız yazarlar Pierre Boileau ve Thomas Narcejac ortak bir derse çalışır gibi yıllarca birlikte kitaplar yazdılar polisiye ve gerilim alanında. Bunlardan biri de Dişi Kurtlar, Alakarga Yayınevi’nden Şubat ayında Ece Yücel çevirisiyle çıktı. İkilinin Türkçeye çevrilmiş iki kitabı daha var: Kafa Kol Bankası, Bilgi Yayınevi’nden; Karşıdaki Ev ise Erdem Yayınları’ndan çıkmıştır.

Paris’te doğan Pierre Boileau ve 1908’de Rochefort’da doğan Thomas Narcejac, 1948’de birlikte çalışmaya başlamışlar. İki Fransız Boileau ve Narcejac ömür boyu sürecek dostluklarını kitaplarla pekiştirmişler. 1906’da büyük başarı elde etmiş olan ve birçoğunun filmi çekilen elli civarında romanları vardır. Louis Delluc Ödülü, Eleştirmen Ödülü, Kara Mizah Ödülü gibi çok sayıda ödül kazanmışlardır.

Dişi Kurtlar’da anlatılan hikâye, 1940’lı yıllarda Almanlara esir düşen iki kişinin kampta arkadaş olmasıyla başlar ve kamptan kaçışlarıyla gelişir. Geçmişinde sorunları olan Gervais’le, mektup arkadaşına ulaşmaya çalışan Bernard’ın arkadaşlıkları Gervais’i çok ilginç bir serüvene sürükleyecektir.

Gervais bir esaretten kurtulup mecburi bir arkadaşlık çerçevesinde peşinden gittiği Bernard’ın akıl almaz ölümüyle ve onun kimliğiyle Helen’e sığınmıştır.

Hiç yapmak istemedikleri halde, belki de bir planı veya hayali yok olduğu için mecburi bir dalgayla sürükleniyormuş gibi insanları hep başkalarının yönlendirdiği anlar olmaz mı? İtiraz etmezsen itaat edersin, geçmişinde kabullenemediklerin geleceğini de şekillendirir. Gervais de geçmişteki pişmanlıkları sorgulamalarıyla dalganın akışına kendini kaptırmış ve Bernard’a esir düşmüştür, esirlik kamptan kaçışla bitmemiş arkadaşının gelecekleri için çizdiği yolda devam etmiştir.

Ama Bernard ortadan kalkınca esirlik sonlanmamış, aynı kimlikle yaşamaya devam etmiş, cepte Bernard’ın kimliği kafada Bernard’ın hayatı.

“Bir kravat seçmek için harcadığım zamanları düşündüm; şimdi açlıktan kadidi çıkmış bir serseriydim ve geçmişimi unutmak için acı çekmek, daha çok acı çekmek iştahımı kabartıyordu.”

Esirliğin fiziksel tanımını yapabilirsiniz, Tutsaksınızdır, kapınız kilitli, pencere demirli, yiyecek kaşık kadar, su bir yudum.  Peki düşüncel esaret. Başka bir kimlikle ne kadar dayanabilirsiniz? Sürekli ‘’Evet bugün yapacağım’’, deyip yapmayıp “Hayır, daha fazla dayanamam’’ deyip yine teyet geçtiğiniz,  kendinizi ifade etmeyip/edemeyip günden güne artık sizi yönlendirenlerin esiri olmaz mısınız? Gervais sığındığı evdeki iki kadının böyle esiri olur.

Kitapta sürekli şüpheler ve sorgulamalarla, köşe kapmaca oynayarak geçen günler hiç durmadan, hızla akan bir nehir gibi okuyucuyu da esir alıyor. Yazarların müthiş anlatısıyla iki kadın ve bir adamla aynı mutfakta yemek yermiş gibisiniz. Bütün huzursuzluk size de yansıyor. Bütün korkuları, çekinceleri…

“… onu sevmiyordum. Hatta ondan biraz ürküyordum da. Ama şimdiden onu bekliyordum. Pont Mouton’da tramvayı kaçırmaktan, Désiré Landreau’yu bulamamaktan korkuyordum. Bir mülteci gibi, içine daldığım bu geceden korkuyordum. Elimi tutan bir ele ihtiyacım vardı.”

Hiç beklenmeyen ölümler Gervais’i hiç rahat bırakmazken, aslen hikâyenin gerçek sahibinin o olmadığı ve aslında kimin haklı, kimin haksız olduğuna dair fikrinizin sayfalar ilerledikçe değiştiği iki kadın ve bir adamın esaretinin zaman zaman belirsiz olduğu gerçek bir kurgu.


KÜNYE: Dişi Kurtlar, Boileau Narcejac, Çeviri: Ece Yücel, Alakarga Yayınevi, 2017, 180 sayfa.