'Hamdolsun diyalektiğe inanıyoruz!'

Kemal Varol'un iç içe geçmiş öykülerden oluşan "Sahiden Hikâye" adlı son kitabında da bir ergen anlatıyor bize "Jar" romanından tanıdığımız Arkanya kasabasını. Bir ergenin penceresinden Türkiye'nin doğusuna, OHAL gölgesi altında yaşamaya çalışan bir halkın düşlerine ve gerçeklerine bakıyoruz.



14-05-2017 01:14
Öznur Özkaya

Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki geçiş döneminde olan, yani ergen bir yakınınız elbet vardır. Kimimizin oğlu / kızı, kimimizin komşu çocuğu, yeğeni, öğrencisi, vb. Bilirsiniz, ergenlikteki fizyolojik değişimlerle birlikte duygusal tepkiler de çeşitlenir ve ergen dikkati ile enerjisinin kendine dönük olduğu gözlenir. Ergen kişi, giyimine kuşamına, dış görünüşüne özen gösterirken bir yandan da can sıkıntısı artar, toplumsal açıdan zıtlıklar yaşar, otoriteye karşı direniş gösterir, karşı cinse yönelir ve duygusal dalgalanmalar içinde devinir.

Bu dönemin en mühim sorunu ergenin kendi benliğine ilişkin kimliğini kazanmasıdır. Modern toplumlarda insanlar kişisel, ulusal ve evrensel olmak üzere üç farklı kimlik geliştirir. Bu kavramlar birbirini etkileyerek insan yaşamına anlam verir. Nitekim ergenlik dönemi bireyin, farklı yaşam alanlarında 'Ben kimim?' sorusuna yanıt aradığı, yaşam boyu yürüyeceği yolu çizmeye başladığı bir evredir. Stres ve karmaşa dönemi olarak bilinse de birey zamanla toplumsal rollerin hiyerarşisini öğrenir, çünkü bireyin kimlik duygusunun cinsel, mesleki, sosyal, etnik, ideolojik açıdan tanımlanmaya ve kabul görmeye gereksinimi vardır.

Her bireyin özgün olduğunu düşünmeli insan, bu yüzden ergenlik mevzusunda da fazla genelleme yapmamalı. Kemal Varol'un iç içe geçmiş öykülerden oluşan "Sahiden Hikâye" adlı son kitabında da bir ergen anlatıyor bize "Jar" romanından tanıdığımız Arkanya kasabasını. Bir ergenin penceresinden Türkiye'nin doğusuna, OHAL gölgesi altında yaşamaya çalışan bir halkın düşlerine ve gerçeklerine bakıyoruz.

Bir cinayet haberiyle başlayan ve aynı cinayetin kahramanımızdaki yarattığı tahribatı göstermesiyle sona eren kitapta hikâyeler olay eksenli ilerleyip bütünleşiyor. Ergen kahramanımız; karşı cinse yönelip "Güzeldi Zehra. Hatta kasabanın en güzel kızıydı. Kasabada kot pantolon giyen tek kızdı. Diğer kızlar saçlarına yirmi düğüm atıp okul yolunu tutarken, Zehra saçlarını Sezen Aksu gibi kestirmişti en son. Arkadan küt kestirdiği saçlarını yandan uzatmış, ensesinde de uzun bir kuyruk bırakmıştı. Gobi'yle hayallerimizde o kuyruğa asılıp Zehra'nın peşi sıra yanmak istiyorduk. Ama Zehra gereğinden fazla beyazdı, bizse fazla esmer!" (s.40) derken, babası memur olan ve hiç kardeşi olmayan, yeşil gözlü, beyaz tenli Şener'den yahut Zehra'nın aşık olduğu, babası Almanya'da çalışan Götze'den bahsederken sınıf farkını öğreniyor.

Mazbut ve mutaassıp bir ailede yetişse de küçük amca imdadına yetişiyor ancak küçük amcasıyla özdeşim kurmaya çalışırken engellere takılıyor. Bol bol kitap okumasını öğütleyen devrimci ağabeyleri onu hiçbir olaya karıştırmıyor. Ne yapacağını bilemeyip arada kalmışlık duygusu yaşadığı ve duygusal dalgalanmalarının hızlandığı bir an babası gibi camiye namaza gitmeye, dinle ilgilenmeye karar veriyor, ancak bu kez de babası bölgede yeni türeyen satırlı, köktendinci gruplar yüzünden korkup oğlunun camiye gitmesini yasaklıyor. Amcası gibi devrimci, babası gibi dindar olma yolunda tökezleyen ergenimiz; "Evimiz neden çatılı değil de toprak damlı, köyden gelen anneannem neden kitaplardaki yaşlı kadınlar gibi değil de üç etekli, ayağımda neden krampon görünümlü lastikler yerine gerçek kramponlar yok, neden amcamla ağabeylerimin eskilerini giyiyorum, neden tam bir devrimci olamıyorum, Allah'la benim aramda neden dar paçalı kumaş pantolonlular var diye sular seller gibi ağladım," (s.61) diyerek yaşadığı çatışmaları ve içinde bulunduğu ortamı bize hissettiriyor.

Kemal Varol'un eşsiz hikâyeciliğiyle Çaycı Şefik, Davut Alacalı, Kelime Nene, Stalin Eyüp ve nicesi canlanıveriyor gözlerimizin önünde. Rakı fabrikasından gelen koku bizi sarhoş ediyor, Gobi Milli Marşı inceden bir sedaya dönüşüyor. Doğu'nun ve Batı'nın, yoksulun ve zenginin ergenliğinin de farklı olduğunu duyumsarken, bunca acıya rağmen bir ses çalınıyor kulağımıza kahkahalar eşliğinde "Sonsuza dek sürmez bu olaylar. Hamdolsun diyalektiğe inanıyoruz," (s.165) diyen.

 


Künye: Sahiden Hikâye, Kemal Varol, İletişim Yayıncılık, 2017.