'Gücümüz dayanışmamızdan gelir'

10 yıl önce ilkokul öğretmenlerinin tacizine maruz kalan Dilara Alkan ve altı arkadaşının açtığı davanın sonucunda öğretmen 87 yıl hapis cezası aldı. Kadına yönelik her türlü şiddetin cezasızlık nedeniyle katlanarak arttığı bugünlerde Dilara Alkan’ın ve arkadaşlarının tacize karşı kazandığı hukuk mücadelesi pek çok kadına umut verdi.



25-11-2017 11:54
Fatoş Erol

"Hiçbir şeyin tozpembe olmadığını,  insanların mücadele vererek bir şeyler kazandığını fark ettim. Ve dedim ki mücadele etmezsem ne olacak? Ben bu yükle hayatım boyunca yaşayacağım ve atlatamayacağım belki de…"

İlerici Kadınlar Meclisi (İKM): Kasım ayı başında hepimiz röportajını okuduk ve hikâyen bütün kadınlara umut vermiş oldu. Şikayetçi olmaya nasıl karar verdin? 

Dilara Alkan: On yıl sonra karar verdim. Psikolojik olarak üzerimde bir yük hissetmeye başlamıştım. Sürekli aklıma geliyordu bana yapılan haksızlık. Gerek ODTÜ'de kadın konusunda aldığım dersler, gerek katıldığım paneller, gerekse de okulumda bu konuda gösterilen hassasiyet beni daha da bilinçlendirdi.  Kadın olmak, kadınlara yapılan haksızlıklar, kadınların önüne koyulan engeller... Bu bilinci kazanmaya başladıkça ben de şikâyet etmeyi düşündüm. Bir gün katıldığım bir panelde avukat bir kadın vardı, başka alan ve disiplinlerden de kadınlar vardı. O gün onların ne kadar da güçlü konuştuğunu gördüm. Hiçbir şeyin tozpembe olmadığını,  insanların mücadele vererek bir şeyler kazandığını fark ettim. Ve dedim ki mücadele etmezsem ne olacak? Ben bu yükle hayatım boyunca yaşayacağım ve atlatamayacağım belki de…

Mücadele edersem bana yapılan haksızlığın üzerine gitmiş olurum; başka destekler de alırım, sonuçta kadın topluluklarında psikolojik destek veren yerler de var. Sonrasında büyük bir cesaretle cidden… Sonunu düşünüyorsun çünkü...  Kararımı aileme, çevreme söylediğimde “Dilara bak bunun sonu olumlu çıkmayabilir, medyayı görüyorsun hangi örnekler var, sonunda senin de zarar görebileceğin bir şey de çıkabilir” diye üzerime olumsuz düşüncelerde yıkıldı. Ama dediğim gibi, bir şey olmadığını fark ettim. Her türlü kayıp durumdaydım. O yüzden dedim ki ben şikâyet edeceğim. Hiçbir arkadaşımla görüşmedim. Hiç demedim yani ben böyle böyle bir şikâyette bulunacağım bana destek olur musunuz diye.  Şikâyet dilekçemi verdim, ondan sonra arkadaşlarımla konuştum. “Ben şikâyet dilekçemi verdim,  haberiniz olsun, beni destekler misiniz?” diye. Konuşsaydım belki de onlar da istemeyeceklerdi ama artık iş ciddiye bindi. Ben gittim dilekçemi verdim. Ya destek olacaklardı ya da olmayacaklardı. Arkadaşlarım da beni desteklemek için gönüllüydüler. Tabiki de doğruyu söyleyeceğiz dediler. Bir grup insan doğruyu söylemek istemedi. Bu şekilde şikâyet anına geldik aslında.

İKM: Dava açmaya karar verdiğinde pek umudunun olmadığını söylemiştin. Biraz da dava sürecinden bahseder misin?

Dilara Alkan: Dava süreci zorlayıcıydı çünkü sen çoğu şeye cesaret etmişsin ama insanların çoğu olumsuz düşünüyor. Arkadaşlarının da sürekli olumsuz düşüncelerini yıkmaya gayret ediyorsun.

Ben de bir yandan yıpranmış durumdayım zaten, kendimi bir süre bayağı yalnız hissettim. Daha sonra bir kadın topluluğuyla iletişime geçtim. O kadın topluluğundan bir kişinin arkadaşlarımla konuşması sonucunda düşünceleri bir anda yumuşadı. Orada yalnız yürümekten ziyade seni destekleyecek insanları alıp yürümenin önemini gördüm aslında. Ben arkadaşlarımla eşit konumdaydım ama bilen başka bir kişi anlatınca insanların bilincini değiştirebiliyor. Onun dışında dava sürecinde şaşırtan şey  bence kısa sürmesi. Ben daha uzun sürmesini bekliyordum. 8 Şubat 2016’da  şikâyetçi oldum ve 14 Eylül 2017’de bitti. Ben daha uzun yıpratıcı bir süreç bekliyordum. Yine yıprattı ama kısa sürdü.

"Bana destek veren kadınlar ağzımdan çıkan 'ben istismar yaşadım' sözüne inanan, sana destek olmaya gönüllü kişiler."

İKM: Hem dava sürecinin öncesinde  hem de dava boyunca  kadın örgütlerinin  mücadele oldukça yardımcı olmuş senin için.

Dilara Alkan: Kesinlikle, çünkü bu işler gönüllü yapılıyor ve insanlar içlerinden gelerek sonuna kadar mücadele etmeye kararlı kişiler ve seni ciddiye alıyorlar. İnsanlar taciz iddialarına inanmıyor ya hani, “Mahkemede bunu nasıl kanıtladın?” şeklinde yorumlar geldi bana mesela. Ama bana destek veren kadınlar ağzımdan çıkan “ben istismar yaşadım” sözüne inanan, sana destek olmaya gönüllü kişiler. Kesinlikle “Bak bu riskler var ve bunu göze al” tarzında değil de, “Her türlü yürüyeceğiz, mücadele edeceğiz; yeter ki sen kararlı ol” dediler. Mücadeleyi özne sürdürürse arkasındaki destekçileri de devam eder. O yüzden önemli bir yerleri var kadın örgütlerinin.

"Çocuk bir şikâyet dile getiriyorsa “Sen yanlış anlamışsındır”dan ziyade cidden dikkate alınmalı."

 

İKM: Son yıllarda Türkiye’de çocuk istismarı çok  daha fazla gündem olmaya başladı. Bu konuda farkındalığa da ihtiyaç var ve ailelerin yaklaşımları da çok önemli. 

Dilara Alkan: Çocuk söz konusu olduğunda burada özne çocuk ama bu sorumluluğu üstlenecek kişiler de aile. Ben çocukken savunamadım kendimi yetişkinken savunuyorum. Saadet öğretmen de çocukları savundu. Yani burada söz konusu olan çocuğun savunulması, çocuğun söyledikleri dikkate alınmalı. Çocuk bir şikâyet dile getiriyorsa “Sen yanlış anlamışsındır”dan ziyade cidden dikkate alınmalı  ve toplumsal baskıdan uzak bir mücadele ilerletilmeli. Çocuğa zarar veren kişi öğretmen olabilir ama bunu yapıyorsa cezasını çekmeli.

İstismar olayları arttıkça aileler çocuklarına bedenleri ile ilgili eğitim vermeye başladı. Bu çok önemli çünkü ben o olayı yaşadıktan sonra  anlam verememiştim. Şu an, bu yaşımda anlam verebiliyorum. Ama bir çocuk bir insanın cinsel olarak haz duyabileceğini hayal edemez. Çünkü böyle bir bilgisi ve algısı yok. O yüzden en azından çocuklara nasıl dokunulmalı, nasıl dokunulmamalı konusunda eğitim verilirse o çocuk ileride bunu söyleyecek cesareti de bulur ailesine. Çocukların kendini savunacak yetisi olmadığı için burada aileye çok şey düşüyor.

İKM: Seninle ilgili haberlere bakarken bir haber sitesinde söyle bir başlık gördüm: "Odtülü kızın sapık öğretmenden aldığı inanılmaz intikam.” Özellikle kadınların hak mücadelesine basının yaklaşımı da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu konuda yaşadığın başka sıkıntılar oldu mu?

Dilara Alkan:  Ben o insanlara haberi vermedim, sadece bir gazete ile birlikte haberi hazırladık. Bir de Ayşe Arman'ın yazısında çıktı. O haber siteleri kendi algılarıyla yorumlayarak habere kendileri başlık oluşturdular ve gerçekten  kontrolsüz bir şekilde ilerlediler. Bir günde yayıldı, insanlar da bu duruma eleştiri getirdi zaten. Başka bir röportajda bana söyle bir şey soruldu: “O kişinin ailesi var mıydı? Hapis cezası aldığında ne hissettin?” O kişiyle yaşadığım duygusal bağdan bahsediyor. Aslında olay bu değil, yani o kişi bana haksızlık yaptı ama “Oh olsun intikam aldım” diye düşünmedim elbette. Benim gibi haksızlık yaşayan bir sürü insan var ben de onlardan biriydim ve sadece hak ettiği cezayı alması için mücadele ettim. Yoğun bir öfke duygusundan ziyade hakkımı aramak benim için önemliydi. İnsanlar sürekli ailesi var mıydı, diye soruyorlar O kişiyle duygudaşlık kurmaya çalışıyorlar; aslında duygudaşlık kurulacak kişi o değil, ben ve arkadaşlarım.

İKM: Biraz da dava sonrasına dair konuşalım istersen. Davayı kazandınız, olumlu / olumsuz pek çok tepki almışsınızdır elbette. Sonraki süreç nasıl devam etti?

Dilara Alkan:  Haber sosyal medyada çok çabuk yayıldı. Bir sürü yorum yazdılar. Öncelikle o yorumlardan bir tanesi aileme yönelikti. Sürecin en başında ailemin yanımda olmadığını söylemiştim, bunu özellikle belirtmek istedim. Çünkü bir mücadeleye karar verdiğinizde aileniz, arkadaşlarınız yanınızda olmayabilir, her şey tıkır tıkır yolunda gitmeyebilir. İnsanların bunun farkında olmasını istedim. Ailemi de anlamaya çalışıyorum. Çocuk istismarı on yıl önce bu kadar gündem değildi, şimdiki durum çok farklı. Sonra bana mesaj yığılması oldu. Çoğunluğu erkeklerdendi bu mesajların. "Merhaba, tanışabilir miyiz?"  tarzında mesajlar. Bunu da bir taciz olarak algıladım. Neden yığınla erkek mesajları? Kadın olduğum için güzelliğimden bahsedenler oldu. Olay medyaya yansıdıktan sonra çok saptırıldı yani.

İKM: 25 Kasım’a giderken kadına yönelik şiddetin, tacizin, tecavüzün ülkemizde fazlaca yaşandığı bir süreçteyiz. Kadın dayanışmasının ve mücadelesinin kazanımları çok önemli hepimiz için. Senin 25 Kasım için kadınlara mesajın nedir? 

Dilara Alkan: Açtığımız davanın sonucu bizim için de şaşırtıcı ve olumlu bir sonuçtu ve sevindiriciydi. Böyle güzel sonuçların da mücadele edildiğinde kazanıldığını tüm kadınların görmelerini isterim. Zaten haberi çıkarırkenki amaçlarımdan biri de buydu. Evet, bir sürü olumsuz şeylerle karsılaşıyoruz; medyada olsun, günlük yaşantımızda olsun… Ama umarım zaman ilerledikçe kadınların bilinci değişecek. Daha cesaretli olabilecekler seslerini çıkarmak için… Ve kadın dayanışması ile bir şeyleri değiştirebileceğimizi umuyorum.