Güçlülük ve zayıflık imgesi olarak otorite

Otorite’de insanların birbirlerine karşı duygusal taahhütte bulundukları ve bu taahhütler bozulduğunda ne olduğunu, ayrıca bu duygusal bağların aldığı toplumsal biçimleri incelemeyi amaçlayan Sennet; sadakat, otorite ve kardeşlik bağları olmaksızın bir bütün olarak hiçbir toplumun ve toplumsal kurumun uzun süre işlevselliğini korumayacağını ileri sürer.



02-07-2017 03:23
Ufuk Akkuş

Richard Sennet’in Otorite adlı kitabında toplumun duygusal bağlarını konu alan birbiriyle bağlantılı Otorite, Yalnızlık, Kardeşlik ve Ritüel başlıklarından oluşan dört deneme vardır. Yazar kitaba Otorite ile başlar. İnsanların birbirlerine karşı duygusal taahhütte bulundukları ve bu taahhütler bozulduğunda ne olduğunu, ayrıca bu duygusal bağların aldığı toplumsal biçimleri incelemeyi amaçlayan Sennet; sadakat, otorite ve kardeşlik bağları olmaksızın bir bütün olarak hiçbir toplumun ve toplumsal kurumun uzun süre işlevselliğini korumayacağını ileri sürer.

Otoriteyi iktidar koşullarını yorumlama, bir güç imgesi, denetim ve nüfuz koşullarına bir anlam verme çabası olarak tanımlayan Sennet; arananın somut, güvenilir ve istikrarlı bir güç olduğunu söyler. Sennet; Marksist kuramdaki  “egemen sınıfların düşünceleri egemen çağın düşünceleridir” sözünü Gramschi’ye atıfla kötü bir Marksizm olarak görmektedir. Çünkü kapitalist toplumdaki iktidar koşulları çelişkilidir ve bu çelişki ve uyumsuzluklar insanları düşünmeye sevk eder.

Sennet’in önemli referans noktası olarak gördüğü Max Weber’e göre otorite algılayışları üç kategoriye ayrılır. Birincisi; çok eski geleneklere yönelik kurumsallaşmış bir inanca dayalı geleneksel otoritedir. Burada toplumlar kalıtsal ayrıcalıklar temelinde algılanır. Miras koşulları mitlere ve efsanelere dayalıdır. Yahudilikte ve İslamiyette yiyecek yasaklamaları gibi uygulamalar bu kategoriye girer. Bu uygulamalar domuz ya da alkollü içkinin gerçekten pis şeyler oluşundan değil çok uzun zaman önce insanların bunları yasaklamış olmasından kaynaklanır. Otorite ve istikrar duygusu bu anının çok uzun bir süre sürekliliğini korumasından ileri gelir. İkinci kategori; yasal rasyonel otoritedir. Bu otorite kuralların yasallığına ve bu kurallara göre yönetimi elinde tutanların emir verme hakkına inanmaya dayanır. Son kategori; karizmatik otoritedir ve bu bir müritler topluluğunun bir bireyin kutsallığına ya da örnek alınacak bir kişi oluşuna ve onun ortaya koyduğu, yarattığı düzene olağan dışı biçimde kendini adayışına dayalıdır. Weber,  buna örnek olarak İsa ve Muhammed peygamberleri gösterir. Bu peygamberler geleneksel yöntemi yıkarak mutlak, sarsılmaz ve sağlam olan ancak daha önce bilinmeyen yeni bir hakikat vaat etmişlerdir. Weber’in yaklaşımının en temel özelliği otoriteyi meşrulukla özdeşleştirmesidir.Başta Freud olmak üzere bu akıma karşı olan yazarlar da insanların diğer kişilerdeki gücü algılama süreci üzerinde dururlar. Daha sonra Frankfurt Okulu’nu da etkileyen Freud’a göre; kitleler kendilerinden güçlü bir kişinin varlığının sunduğu rahatlığı elde etmek için büyük bir istek gösterdikleri hemen sonra da bu güce karşı öfke duydukları ilk evrelere dönme tehlikesi içindedir.

Sennet; otoriteyi anne, baba ile çocuk arasındaki gibi kişisel ve işçi ile işveren ya da devlet ile yurttaş arasındaki gibi toplumsal ilişkiler aracılığı ile ve çeşitli örnek olaylar aracılığı ile anlatır. Bu anlatıda; otoriteyi tanımadan reddetmenin insanları ne tür çıkmazlara sürükleyeceğini düşünce tarihinden  pek çok filozofa baş vurarak açıklar. Bu filozoflardan en fazla ön plana çıkardığı Hegel’in mutsuz bilinç kavramı ve köle efendi diyalektiği yardımıyla otoriyeyi analiz eder. Hegel, mutsuz bilinçten kişinin kendi içindeki köleyi ve efendiyi tanıdığı an olarak söz eder. Artık dünyanın ezdiği zavallı ben yoktur; bir biçimde içimizdeki zalimi de tanırız. Bu zalim sonuç olarak nasıl biridir? Klasik politik düşüncede bu sorunun yanıtı genellikle gönüllü kulluk görüşüne dayanılarak verilir. İnsanlar öylesine ürkek, alıştıkları rahatı korumaya öylesine istekli ve öylesine cahildirler ki efendileri olmadan edemezler. Gönüllü kölelerin içindeki efendi tembelliktir. Hegele’e göre; otorite, gücü bir öteki – yani başka bir güç düzleminde bulunan biri-  haline getirdiğinde meşru kabul edilir. İçsel güçlerinden dolayı otorite bağımlı kişi hakkında, bağımlı kişinin bilmediği bir şeyler bilir. Zihnimizden geçenlerin bilinmesi, açığa vurulmasından duyduğumuz korkunun kaynağı otoritenin başkalarını yargılama yeteneğidir. Korku uyandırmak, otoritenin psikolojik açıdan meşruluğunun temenlini oluşturur.

Hegel, otorite korkusunun alt edilmesi için mutsuz bilinç diye tanımladığı bir yol önerir. Mutsuz bilinç; otoritenin dünyasına giriş süreciyle ilişkilidir. Otorite imgesinin yakınına girildiğinde ve dikkatli biçimde incelendiğinde otorite yakından tanınmış olur ve gizeminin tüm izleri silinir ve böylece gizemli varlıklar olarak otoritelerden korkma duygusu alt edilir. 

Vaka araştırmalarına, günce ve mektuplara dayanarak otorite hakkında genel düşüncelere ve kuramlara varmaya çalıştığını söyleyen Sennet; bu yöntemi benimsemesindeki amacının otorite gibi bir bağın nasıl ortaya çıktığını ve otoriteyle karşılaşan insanların neden farklı davranışlar gösterdiğini analiz etmek olduğunu vurgular. Bu sorunların nasıl ortaya çıktığı görülürse nasıl alt edilebileceği de görülür. Sennet; günümüzde insanların otorite, kardeşlik, yalnızlık ve ritüeli nasıl hissettiklerinin sorgulanmasıyla daha siyasal ve geleceği içeren düşünceler türetmenin olanaklı olduğuna inanır.

KÜNYE: Otorite, Richard Sennet, Çeviri: Kamil Durand, Ayrıntı Yayınları, 2014, 208 sayfa.